Geçtiğimiz hafta, Arap film haftası nedeni ile “Azadi” adlı 20 dakikalık kısa bir dokumenter film gösterimdeydi. Konusu Suriye’deki Kürtler’in özgürlük arayışları ve özellikle de son kitle gösterileri idi. Filmin yapımcısı Hollanda vatandaşı genç bir Suriyeli Kürt. Film, 20 dakikalık gösterimin büyük kısmı Kürt illerindeki kitle gösterilerine ayrılmıştı. Esad rejimine karşı çok kitlesel sokağa dökülen Kürtler’e rağmen filmin verdiği mesaj farklıydı ve çelişki dolu idi. Verilmek istenen mesaj açıktı. Tek cümle ile özeti şu: “Suriye’de Kürtler Esad rejimini destekliyor!”
Film sonrası, filmdeki altyazıda teknik hatadan dolayı izleyicilerden özür dilemek için sahneye çıkan yapımcı, izleyicilerden eleştiriler aldı. Soru cevap biçiminde başlayan tartışma, giderek büyüdü ve rejisör birçok soruya yanıt veremedi. Tartışmada eleştiriler büyük oranda Suriyeli muhalif Kürt partilerinin Hollanda temsilcileri tarafından yürütüldü. Tartışmalar öyle bir boyuta geldi ki hem filmden daha etkileyici ve öğretici idi, hem de daha uzun sürdü. Tartışma son derece düzeyli, şahsa yönelik olmayan, filmde gösterilenleri ve filmin mesajını çürüten ve Avrupalılar dahil hiçbir izleyicinin dışarı çıkmadığı, kendiliğinden gelişen, tam bir demokratik tartışma idi. Rejisörün içinde bulunduğu çok zor durumdan kurtaran yine en çok onu eleştirenlerden biri oldu. Her şeye rağmen Suriyeli Kürtler ile ilgili yapılan ilk film olduğu için takdir ve teşekkürlerini sunarak tartışmaya son noktayı koydu.
Ancak tahmin edebileceğiniz gibi tartışmalar, dışarda devam etti. Önce Maas nehri kenarındaki filmhuis’in bulvar kahvesinde, sonra da daha küçük gruplar halinde evlerde. İkili üçlü konuşmalarda Suriyeli Kürt muhaliflere sorduğum, “filmin sponsoru kim?” sorusu hep yanıtsız kaldı. Suriyeli muhalif Kürtler tartışmalarda son derece dikkatli, önyargılı olmayan, olayları örnekleyerek tartışmayı tercih eden, çoğunlukla bildiklerini kendilerine saklayan tutumları olduğu için, ne rejisör ne de sponsor hakkında sorularıma yeterince yanıt alamadım. Ancak ben de soruma yanıt almadan pes edecek biri değildim. Ne şahıs ne de parti ismi vermeden, kısaca özetlenirse şu sonuç çıkar. Suriye’deki Kürt partileri, büyük çoğunlukla bir araya gelip bir konsensüs oluşturmuşlar. Arap muhalifler ile ilişkileri de bu ortak cephe ile yürütüyorlar. Yakın gelecekte son şekli verilerek yazılı olarak deklare edilecek. Deklare edildiğinde ben de size açıklamaya çalışacağım. Kürt cephesi geçtiğimiz aylar da Türkiye öncülüğü ve iradesi ile İstanbul’da yapılan Suriyeli muhaliflerin toplantısına katılmamışlar. Katılmama gerekçeleri Türk devletinin Kürt politikasını protesto etmek. Ancak şahıs olarak katılanlar var. Ve bunlar da Türk devlet ve istihbaratının davetlisi… Suriyeli muhaliflerin tanımı ile katılanlar ”Türk İslamı’ndan”…
Suriye’de Kürt muhalefeti içinde, örgütlenme çabaları yürütenler, isimleri ne olursa olsun, Kürtler tarafından, “Türk İslam’ı“ olarak isimlendirilen bu grup ya da insanlar, İstanbul toplantısından sonra boş durmamışlar… Böyle bir dokumenter film fikri İstanbul’da doğmuş…
“Türk İslam’ı” ve Türk istihbaratının bu küçük çabası, büyük sonuçlar doğurabilecek dinamikler içinde taşıyor. Suriye’deki rejim muhalifi Kürtler bunun çok iyi farkında.  Bu konudan, PKK-MİT görüşmeleri üzerine yapılan yoğun yorumlara dönersek, ve küçücük “Azadi” filmi ile bağlantılı olarak değerlendirirsek, Türk İslam’ı, Türk İstihbaratı ve başbakanının gazetecileri ile Erdoğan-Fidan ikilisi anlaşılan büyük hayaller kuruyorlar… Hem senarist… hem rejisör… hem oyuncu olma çabaları bariz.
Eskiden ve hatta şimdilerde bile, Kürdistan’da MİT hiçbir zaman tek başına anılmazdı ve hala anılmaz. MİT her zaman yanında M harfi olmayan, ona tam uyum sağlayan ikinci bir isimle birlikte anılırdı… Halkın kendiliğinden bulduğu bu MİT ve M’siz MİT tanımlaması aslında gündelik yaşamda MİT’in çalışma biçimine uygun olduğu için bulunmuştur. MİT Kürdistan’da ve Türkiye’deki en kirli devlet kurumudur. Bugüne kadar öldürülen her Türk ve Kürt aydının katlinde direk ya da indirekt sorumludur.
Sözüm ona, Kürt sorununun çözümünde(!) devlete aracılık yapan bu kirli kurumu hiç sorgulamadan göklere çıkaran tüm yorumculara ve başbakanın gazetecilerine lanet okumak gerekir… Bugüne kadar çarşaf çarşaf gazetelerinde “balıkçı” ünvanı ile yayınladıkları bütün PKK-MİT görüşmelerini, şimdilerde, kaset ile sanki yeniymiş gibi halka sunan, bunu da başbakanlarını övmek için bile vesile sayan ve halkı aptal sanan, zavallılara sormak gerekir.
Kirliliği hiç sorgulanmamış ve de sorgulanmayacak olan, mutlak gizliliği meşru olan, hangi hukuksal normlar ile çalıştığı belli olmayan bir kurumunuz nasıl olurda devletinizi temsil ediyor??? Daha dün Hrant’ın katlindeki rolünü açıkladığınız kurumu nasıl olurda, hem de Hrant’ın arkadaşları olarak göklere çıkarırsınız… Yoksa gizlilik, size daha çekici mi geliyor… Daha mı mistik… Nevrotların gizemden hoşlanan, otodestruktif tiplerinden mi siniz??? Söylenecek çok şey var…ve söylenecek…
Her ne kadar Kürt tarafının muhatabı, devlet ve bütün kurumları olsa bile, bir soru da Kürt tarafına; Sabri Ok’un muhatabı Hakan Fidan olabilir mi?.. Eğer olursa… bu görüşmelerin Kürt ve de Türk tarafına bir faydası olacağı tartışmalıdır… Her şeyden önce amacına hizmet edeceği tartışmalıdır…