Ben daha düne kadar yıldızımın bir türlü barışamadığı Akdoğan’ın yanıtına, “doğal olarak paylaşmayacağım vurguları” çıkarırsak, katılıyorum. (Şu işe bakın!”)
Şu bir gerçek: Cemaat ve onun Zaman’daki temsilcileri, başından beri ve özellikle KONGRA GEL’in son Kongresinden sonra çözüm sürecine karşı MHP ile ağız birliği ederek saldırıya geçti.
Cemaat adına Ekrem Dumanlı KONGRA GEL yönetimiyle ilgili çarpıtmalar yaptıktan sonra, şunları yazdı:
“Birileri yakında çamura yatarak Türkiye’yi büyük bir bela ile karşı karşıya bırakabilir. Komşu ülkelerden Türkiye’ye sızan ajanlar endişeleri daha da derinleştiriyor. Sinsi bir planla yüz yüze gelebileceğimizi ve Türkiye’nin parçalanma sürecine doğru hızla savrulabileceğini ihtimal hesapları içinde düşünelim. Manzara ortada; makyaj üstüne makyaj yapılması sorunu çözmüyor; tam aksine mesele daha da karmaşık hale getiriliyor...”
Cemaat’in amacı, seçimler eşiğinde AKP içinde “ikinci aşamaya” hızla geçmekten yana olan çevreleri geriletmek, çözüm sürecini baltalamak ve KCK üzerinde “silahlı direniş” baskısı yaratmaktır. Cemaat “akan kanın devamını istiyor.”
Neden? Çünkü çözüm süreci ikinci aşamayı başarıyla geçer ve üçüncü aşama tamamlanırsa, Cemaat Kuzey Kürdistan’daki “hegemonya” savaşını kaybedecektir. Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşup, Amed Havaalanında uçağın merdivenlerinden indiğini düşünün… Halkının en ön sırasında tüm Kürdistan illerini dolaştığını gözünüzde canlandırın.
Ne olur?
Türkiye her şeyden önce “bölünme” kabusundan kurtulur. Daha önemlisi iç savaşla bölgesel savaşın iç içe geçtiği bir felaket ihtimali sıfıra iner. AKP Fırat’ın Batısında çözüm sürecinin “ortağı” olarak şimdiki “düşüş krizinden” kurtulur, yeniden güçlenir. CHP’nin sol kanadı büyür. Türkiye asıl o zaman bölge için “model” olur. Ve Rojava devriminin birinci yıldönümüne baktığımızda, sadece Kuzey’de değil, bütün parçalarda ise neler olacağını siz benden daha iyi biliyorsunuz.
Türkiye ve Ortadoğu barışı kazanır, özgürlüğün ve refahın kapısı açılır.
Ama bazıları kaybeder.
Cemaat, bütün dünya devletlerinin göz diktiği Kürdistan’da, o devletler adına “taşeronluk” yapmak, onların hesabına “Türk-İslam sentezini” Kürtlere, Araplara, Farslara dayatarak ideolojik hegemonya kurmak için yaptığı bütün yatırımları kaybeder. İflas eder. Büyük devletler için “işe yaramaz” hale gelir. Onun asıl işlevi, bölgenin kalbi olan Kürdistan’dadır.
Çözüm sürecini “can havliyle” sabote etmek için çırpınması, polisteki, yargıdaki gücünü giderek daha pervasız seferber etmesi, çözüm sürecini amansızca karalaması boşuna değil.
Şimdi de buyurun Yalçın Akdoğan’ı dinleyin:
“Başından bu yana sürece yönelik karamsarlık aşılayan bazı kesimlerin ‘eylemler artacak’, ‘bombalar patlayacak’, ‘süreç çökecek’ şeklinde aşırı karamsarlık pompalaması çözümsüzlüğü temenniden başka anlam taşımaz. Savaş duasına çıkarcasına felaket tellallığı yapmak, akan kanın devamını istemek anlamına gelir. İyi niyetli uyarıların veya samimi kaygıların sürece faydası vardır, ancak ‘öldük-bittik’ şeklinde tezviratlar yapmanın kimseye faydası yoktur.”
Akdoğan söz konusu yazısında “yeni KCK yönetimi çözüme karşı” tezviratı ile ilgili de şunları dile getirdi:
“Örgütün, Öcalan’ın çağrısının arkasında durması ve yeni döneme yönelik pozitif karşılık vermesi Karayılan’ın bireysel kararı veya yaklaşımı değildi. Karasu’dan Kalkan’a, Bayık’tan Hozat’a kadar örgütün tüm bileşenleri bu politikayı destekler bir davranış sergilemişti.”
Akdoğan’ın çabası neyin çabası?
Neyin olacak? Prensipli siyasetten bihaber olan Başbakan’ın “ancak yüzde onbeşi çekildi, o yüzden ikinci aşamaya geçilmez” demesiyle Cemaat’e ve MHP’ye vermiş olduğu “açığı” kapatma çabası… Başbakan’ın bu garip lafları etmesinden ve İçişleri Bakanının da buna balıklama dalmasından bu yana, Bugün ve Zaman Gazetesi de, Sözcü ve Aydınlık Gazetesi de, MHP’li köşebazlar da çözüm sürecine karşı hareketlendiler.
Eğer Yalçın Akdoğan hala “Başdanışman” ise, yani şu “jöleli” tuhaf adamın “Başdanışman” olması Akdoğaan’ın Başdanışmanlığını ortadan kaldırmadıysa, Başbakan Yalçın Akdoğan’ın dünkü yazısını dikkatle okumalı ve PKK’yle polemik yapacağına, çözüm karşıtlarına fırsat vermemek için daha dikkatli konuşmalı.
Bizden söylemesi…
Başdanışmandan ‘yanayım’ ama sorun: Hangisinden?
Pazartesi günü, Cemaat’in medyadaki sözcüsü Ekrem Dumanlı yazdı. Ertesi gün de Başbakan’ın “sağ kolu” Yalçın Akdoğan ona yanıt verdi.