Kürt sorunu ve Musul operasyonuAKP/Saray rejimi muhalif basını susturmak için geçtiğimiz hafta en büyük adımını attı. 12 televizyon ve 10 radyo kanalının tüm yayınları durduruldu ve bir daha yayın yapmamaları için mal varlıklarına el konuldu, binaları mühürlendi. Operasyon önce Kürt kentlerinde başladı, ardından İstanbul'da son nokta konuldu.
O bir hafta boyunca, Özgür Radyo'daydım. Susturma kararının alındığı ilk andan itibaren, listeye alınan televizyon ve radyoların etrafında bir dayanışmanın örgütlenmesine çalıştık. Bu kapsamda radyoda Özgürlük Nöbeti yaptık, dinleyicilerimizi harekete geçirmeye çalıştık.
Son gün, gelen görevli ve polislere kapıyı açmama kararı aldık. Nedeni çok basitti: Hiçbir meşruiyeti ve hukuki anlamı olmayan bir kararla karşı karşıyaydık. Hatta kendi yasalarına bile aykırı olan bir kararla, bir oldu bittiyle 21 yıllık emeği ortadan kaldırmaya çalışıyorlardı. Yayının kesilmesini engelleyemesek bile, yeniden döneceğimizin mesajını vermek ve tarihte küçük de olsa bir iz bırakmak için kapımızı açmadık.
RTÜK memurları, vericinin bulunduğu Çamlıca'ya giderek karasal yayını kesti. O sırada polisler, kapıyı kırarak içeriye girdi. Kapı kırılır kırılmaz da arkadaşlarıma saldırdılar. "Özgür Radyo susturulamaz" sloganıyla karşılık verildi. Radyonun çalışanları, dinleyenleri, programcıları dövülerek gözaltına alındı. O sırada destek için binanın önünde toplanların da dövülerek gözaltına alındığını sonradan öğrendik.
Sonra stüdyoya geldiler. Önce ne yapacaklarını bilemediler. Ben yayını sürdürüyordum, şaşkın şaşkın baktılar. Sonra da yayını keseceklerini düşünerek kulaklıkları almaya başladılar. Bu sıradaki diyaloglar zaten internet yayınından dinleyicilere ulaştı. Gözaltı sırasında ilk saatlerde darp, ters kelepçe, hakaret gibi işkence ve kötü muameleye maruz kaldık. "IŞİD candır, gerisi heyecandır" diyen polisler bizi İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü'ne götürdü. Ardından serbest bırakıldık.
AKP/Saray rejimi hiçbir hukuk ve yasa tanımadan aldığı kararı, diktatörlük rejiminin "hukuku"na uygun olarak hayata geçirdi. Biz de, bir avuç insan, Saray rejimine karşı direnme hakkını kullandık.
Hayatta sadece AKP/Saray ile onun istekleri, iradesi, keyfi, şu busu olmadığını, ezilenlerin de istek, hayal, düş, iradesi olduğunu hatırlatmak istedik.
Tüm bu kanalların gerekçesi ne olursa olsun niçin susturulduğu çok açık. Televizyon ve radyolarımız bu toprakların hakikatini halklarla buluşturduğu için kapatıldı. AKP/Saray rejiminin yeniden yazdığı tarih karşısında ezilenlerin gerçek tarihini hatırlattıkları için kapatıldı.
Bundan sonrası bakımından bir yandan alternatif araçlarla bu hakikati ve ezilenlerin tarihini buluşturma çabamız sürerken, diğer yandan da basın özgürlüğü meselesinin halkın haber alma, gerçeği öğrenme hakkı olduğunu anlatmakla yükümlüyüz. Başka bir ifadeyle dinleyenleri, izleyenleri bu hakları için harekete geçirmekle sorumluyuz. Bunu geride bıraktığımız dönemde başardığımız söylenemez.
Ayrıca, bir eylemcinin, bir siyasetçinin gayri meşru ve hukuksuz bir karara karşı direnme hakkı olduğu kadar gazetecilerin, yayıncıların, televizyoncuların da direnme hakkının olduğu, bu hakkı kullanmadan basın özgürlüğüne, mesleklerine sahip çıkamayacaklarını da göstermek zorundayız.
Direnmek biz gazeteciler için için de bir meşru bir hak ve artık boynumuzun borcu.
Bir diğer nokta ise, bu süreçten tek başına, hukuksal ya da diplomatik girişimlerle başa hiçbir radyo ve tv kanalı başa çıkamayacaktır. Karşımızda sağdan sola muhalif ve aykırı olan tüm sesleri susturma planını zorbalıkla hayata geçirmekte kararlı olan bir iktidar var. Bunun yanı sıra toplumsal destekten yoksun hukuk ve diplomasinin, hele de OHAL gibi savaş döneminde hiçbir anlamanın kalmadığını geride kalan bir haftalık süreçte gördük. Bu nedenle de yanyana durarak, basın özgürlüğü mücadelesini demokrasi ve barış mücadelesinin bir bileşeni olarak sürdürmekten başka yolumuz yok. Bu kuşatma altında ya bir yol bulacağız ya da yeni bir yol açacağız. Bunun da tek anahtarı direniş ve dayanışma.