
CHP sözcüsü doğru söylüyor. Birçok basında hükümet, daha doğrusu devlet komiseri vardır. Hepsinde ise “Alo Fatih” hattı vardır. Ancak bu yeni değil. Eskiden sadece devlet televizyonları vardı. Gazeteler ise istisnalar dışında tümüyle devlet ve hükümet politikalarını dikkate alırdı. Toplumu doğru ve tarafsız bilgilendirme diye bir karakterleri yoktu. Belki başka konularda biraz tarafsız olmaya çalışsalar da, özellikle Kürtler ve sosyalistlerle ilgili yayınlarda kesinlikle devlet bakışıyla hareket ederlerdi. Kısmen İslamcı bazı kesimler içinde bir psikolojik savaş organı gibi hareket etmişlerdir.
Haluk Koç bilmeli ki Kürtler için her zaman bir devlet ve hükümet komiseri basında olmuştur. Kürtlerle ilgili nasıl yayın yapılacağı devlet tarafından belirlenmiştir. Sadece hükümet komiseri atamasıyla yetinilmez, ayrıca periyodik olarak devlet ve hükümet yetkilileri tarafından brifing verilirdi. Toplum Kürtler aleyhine, Kürt siyasetçiler aleyhine, solcular aleyhine nasıl şekillendirilecek, bunlar dikte ettirilirdi. Ama Haluk Koç ve CHP’liler bir gün çıkıp Kürtlere karşı yürütülen bu psikolojik harekatlara karşı sesini çıkarmamıştır. Hatta basının Kürtlere yönelik psikolojik harekatından memnun olmuşlardır. Bu nedenle Haluk Koç’un söylediklerinin hiçbir samimiyeti yoktur. Ancak Haluk Koç doğru söylüyor; AKP’nin Fethullahçılar, Fethullahçıların AKP’liler için söylediklerinin doğru olması gibi! Basın üzerinde gerçekten de durulması gerekir. Tabii ne kadar düzeltilir orası ayrı bir konu. Çünkü kapitalizmin etkili olduğu ülkelerde basının çoğunluğunun içine düştüğü durum farklı değildir. Kapitalizm öyle bir siyasal, toplumsal ve kültürel yaşam yaratmıştır ki, para her kapıyı açıyor ve insanları satın alabiliyor. Tüketim toplumunda yaşayanlar için para lazımdır; hem de her gün daha fazla ihtiyaç duyulan biçimde! Kapitalizmin tüketim “toplumunun” insanın ruh hali böyledir.
Ama yine de basını düzeltme mücadelesi olmalıdır. Kapsamlı ideolojik mücadele yürütülerek basını toplumcu, bağımsız ama toplumu savunan bir noktaya getirmek şarttır. Olabildiğince bunu sağlamak insanlık açısından çok önemlidir. Özellikle iletişim ve bilişim teknolojisinin bu kadar geliştiği ve egemen güçlerin hizmetine sokulduğu günümüzde.
Bu konuda başta Noam Chomsky olmak üzere birçok aydın önemli çözümlemeler yapmışlar, birçok kitap yazmışlardır. Ancak Türkiye’deki basın bu değerli aydınların çözümlemeleri ve tespitlerinden öte devlet ve hükümet kontrolündedir. Türkiye’de basın tarihi esas olarak Kürt kültürel soykırımında birinci derecede rol oynamış psikolojik savaş organı olma tarihidir. Bu basın Kürtler karşısında hep suçludur. Kürtler üzerinde uygulanan tüm kötülüklerin yapılmasına zemin sunan bir basın söz konusudur. Başka konularda sağ, sol, dinci, liberal olan gazeteler Kürt sorununda tek bir kimliğe sahiptirler. Bu da devletçi kimliktir. Çoğunluğu da bunu vatan ve millet uğruna isteyerek ve bilinçli yapmaktadırlar. Vatan ve millet uğruna olarak görülen ise Kürtlerin kültürel soykırıma uğratılıp Türkleştirilmesidir.
Bugün hala Türk basınında Kürdistan kavramı kullanılamaz. Bunu kullanalar hemen uyarılırlar. Öyle ki Kürtlerin yaşadığı ve her kesin Kürdistan dediği topraklar gerçek ismiyle ifade edildiğinde sanki Türkiye mahvolacaktır. Basında uzun süre çalışan her gazeteci basında hükümet komiserlerinin ya var olduğunu ya da gönüllü komiserlik yapıldığını iyi bilir. Hasan Cemal ve Mehmet Ali Birand bunu çok iyi bilirler; çünkü fazlasıyla tanık olmuşlardır. Bu nedenle Mehmet Ali Birand bu konuda açık konuşmasa da “Çok yanlış haberler yaptık” diyerek bu gerçekliği itiraf etmiştir. Basında uzun süre çalışmış her onurlu gazeteci Haluk Koç’un belirttiği gibi Kürt sorunuyla ilgili nasıl yayın yapılacağını öğütleyen bir komiserin olduğunu bilir. Bu bazen bizzat devlet görevlisidir ya da bu işle görevli bir gazete yöneticisidir.
Yakın zamanda BDP’lilerin basına çıkarılmasını istemeyen bizzat hükümetin bakanı olan Bülent Arınç’tır. Bülent Arınç da tabii ki bu konuda TV ve gazete yöneticilerini sorumlu kılmıştır. Tabii sadece BDP’liler ekrana çıkarılmayacak denilmemiş, nasıl yayın yapılması gerektiği de ayrıntılarıyla tespit edilmiştir.
Haluk Koç bu konuyu açtı, o zaman üzerinde durulsun ve basını devlet ve hükümet yönlendirmesinde olmadığı ve sadece toplumu doğru bilgilendiren ve toplumu (devlet ve hükümeti değil) savunan kurumlar haline getirme çabası gösterelim.