Kürtleri en iyi anlayan ve Kürtlerle en çok dayanışma halinde olan halklardan biri, herhalde Bask halkıdır. Bask halkı, Kürtlerle farklı kıtalarda ama benzer sorunları paylaşıyor. Basklılar, 1950’li yıllardan bu yana önce Franco faşizmine, ardından İspanya devletine karşı bağımsızlık mücadelesi veriyor.

Bask Ülkesi ve Kürdistan’ın devrimcileri arasında, uzun yıllardır giderek yoğunlaşan bir düzeyde dayanışma ve ortak mücadele var. Bask tarihinde önemli izler bırakmış, Kuzey ve Güney Fransa’yı birbirine bağlayan Aiako Herria Dağı’nın (Penas de Aia) eteğindeki anarşist bir işgal evinde ilan edilen “tam bağımsızlık” deklarasyonunun yıldönümünde Bask’taydık. Basklı dostlar, bu yılki kutlamalara akademisyen Dilar Dirik ile beni, Kürdistan’daki gelişmeler hakkında sunum yapmamız için davet etmişti. 


‘Devletsiz demokrasi’ye ilgi

Basklı dostlar, Rojava ve Bakur’da devrimci direniş hakkında bir program hazırlamıştı. Giderken planımız, sadece anarşistlerin işgal evinin 30. yıl kutlamasında bir sunum yapmaktı; fakat Kürdistan’a ilginin büyüklüğü neticesinde bu davet, ülkenin farklı kentlerinde bir dizi konferans ve gazete mülakatını içeren bir programa dönüştü. Biz de gittiğimiz her yerde “Demokratik Konfederalizm”, “Rojava ve Kürt Kadın Hareketi” ve “Bakur’daki direniş” üzerine sunumlar yaptık.

Bask Ülkesi’nde, Kürt halkının direnişine ve özellikle Kürt Kadın Hareketi’ne büyük bir ilgi var. Özellikle devletin görünürlüğünün olmadığı özerk alanlar yaratmaya çalışan Basklı anarşistler, Kürtlerin “devletsiz demokrasi” perspektifi ve bunun pratik örnekleri konusunda bir hayli meraklı.


‘Avrupa-merkezciliği’ aşmak

Sunumlarımızın ilkini, Bask Özerk Bölgesi’nin başkenti olan Gaasteiz’de, anarşistlerin yönettiği bir kütüphanede yaptık. Salon, tıklım tıklımdı. 3 saatten fazla süren sunum sırasında Kürdistan’daki gelişmelere dair yoğun sorularla karşılaştık. Bu sorular, sunumlar ardından yolda ve yemekte de devam etti.

Mesela 30 yaşlarında, kendini “anarkofeminist” olarak tanımlayan bir kadın (Bask dili Avrupa dillerinin hiçbirine benzemiyor. İsimler de genellikle uzun olduğu için akılda tutmak hayli zor.) Kürt kadınlarının özerk örgütlülüğüne sempatisini dile getiriyor ve Avrupalı feministlerin Kürt kadınlarının mücadelesini gördükten sonra “Avrupa-merkezci” yaklaşımlarını sorgulamaya başladığını aktarıyor.

Hemen onun yanında oturan bir erkek ise, Avrupa-merkezci yaklaşımın sadece feministlere özgü olmadığını, Avrupalı anarşistlerin bugün bile halen sanki anarşistler sadece Avrupa’da olabilirmiş gibi bir yaklaşımla hareket ettiklerini ve bu yaklaşımın Güney Amerika ile Kürdistan’daki devlet dışı örgütlenmelerle sorgulanmaya başlandığını dile getiriyor.


Bilbao’daki işgal evi: Mezbahadan vegan merkeze

Bir sonraki sunumun adresi, Bilbao kentiydi. Çoğunluğu vegan olan anarşistler, birkaç yıl öncesine kadar mezbaha olarak kullanılan bir mekanı işgal etmiş, hayvan hakları ve veganizm mücadelesinin verildiği “Izerbeltz Ateneo” isimli bir merkeze dönüştürmüş. Çok ilginç bir mekan bu. İlk olarak, kapının önünde sigara için siyahlar içinde birkaç erkekle karşılaştık. 20-25 yaşında biri, bize mekanı gezdirdi. Müzik odası, tişört ve pankartların yapıldığı bir basım alanı, toplantı, tiyatro ve sinema salonu, spor salonu... Bu sosyal merkezi herkes, toplumsal amaçlarını önceden sorumlulara aktarmak kaydıyla, kullanabiliyor.

Bu mekandaki sunum başladığında fark ettiğimiz ilk şey, malum Kürtlerde artık refleks haline gelen bir kontrol bu, kadın sayısının erkek sayısına göre oldukça az olması. Fakat katılım yine oldukça yoğun. Bir önceki sunumdaki gibi yine salonda oturacak yer kalmadı. Rojava ve Bakur’daki direnişle ilgili yoğun sorular... Konferansın bitişiyle birlikte ise sadece vegan yemeklerin pişirildiği mutfak bölümünde küçük gruplarla sohbete devam ettik. (Yemekler, isteğe bağlı küçük bir bağış karşılığında veriliyor.) Konumuz, yine devletsiz toplum çabaları ve Kürdistan’daki gelişmeler. Konuştuğumuz aktivistler içinden daha önce Kürdistan’a gitmiş olanlar yeniden gideceklerini, gitmemiş olanlar ise mutlaka bir ziyaret planı yapacaklarını söylüyorlar.


‘Bask’ın KDP’si’

Bir sonraki durak, tarihi Donostia (San Sebastian) kentinde... Burada, biri “Bakur’daki gelişmeler ve YPS direnişi”, diğeri “Demokratik Konfederalizm, Rojava ve Kürt Kadın Hareketi” konulu olmak üzere iki söyleşi yapıldı. Buradaki konferansı organize edenler bize, “Bask’ın KDP’si” olarak tanıttıkları PNV yönetimindeki belediyenin birkaç metre ilerisindeki, işgal ettikleri açık alanda sunum yapıp yapamayacağımızı sordular. 

Donostia’da yaşayan Basklılar, son yıllarda belediyenin yoğun “soylulaştırma” politikası uyguladığını, ortak alanların özelleştirilip “turistleri çekecek” yapılara dönüştürüldüğünü söylüyor. Hayatın giderek pahalılaştığı kent, bir de “Avrupa Kültür Şehri” seçilince işler iyice zorlaşmış. Kiralar yükselmiş, dar gelirliler kentte neredeyse yaşayamaz hale gelmiş. Basklı bir kadın, “İspanya faşizminden kurtulmanın yeterli olmadığını, bugün Bask halkına en büyük zararı verenlerin çoğunun zengin Basklılar olduğunu” söylüyor ve ekliyor: “Otonom bölgeye sahip olmak, hatta devlet sahibi olmak yetmiyor. Gördüğünüz gibi bu şehirde yaşıyoruz ama şehir bize ait değil. Yaşam alanlarımızla ilgili alınan hiçbir kararda bizim fikrimiz sorulmuyor. Bu nedenle işgal ediyoruz; daha doğrusu zaten bize ait olan bir yerin bize ait olduğunu onlara hatırlatıyoruz.”


Donostia’da Rojava havası

Hal böyle olunca, sunumlarımızı işgal edilmiş alanda yapmayı kabul ettik. Ne de olsa demokratik özerklik, bundan daha iyi bir alanda anlatılamazdı. Fakat bu sırada, bir gün öncesinde alanın polisler tarafından basıldığı, birkaç kişinin gözaltına alındığı bilgisi geliyor. Bize, sunumun Basklı solculara ait Kaxilda Kütüphanesi’nde yapılacağı iletiliyor ve oraya doğru yol alıyoruz.

Kütüphane adını, bizi davet eden Arditurri Mines İşgal Evi’nin bulunduğu bölgede Franco faşizmine karşı savaşmış Kaxilda isimli kadın gerilladan alıyor. Burada, başta Kürdistan olmak üzere dünyanın birçok yerindeki mücadeleler hakkında kitaplar var. Sunumumuz ise, öncekiler gibi; çok yoğun...

Aynı kentte, sonraki günkü sunumun adresi yine belediyeye çok uzak olmayan bir işgal alanı. Akademisyen Dilar Dirik, şehrin merkezi bir yerinde, halka açık bir meydanda, 200’den fazla kişiye Demokratik Konfederalizm’i, Kürt Kadın Hareketi’ni ve Rojava’daki devrimi anlattı. Adeta Demokratik Konfederalizm’in bir minyatürünün sergilendiği alanda, teorinin doğduğu topraklardaki gelişmeler anlatıldı. Donostia’daki o işgal alanı, sanki Rojava’da döndü.

Aynı günlerde, Bask dili ve İspanyolca ile yayın yapan Berria ve Gara gazeteleriyle Rojava ve Bakur’u konuituk. Mülakatlarda yoğun ilgi, yine Kürt Kadın Hareketi’ne ve Rojava Devrimi’neydi. Dilar Dirik, Basklı Sortu Partisi’nin kadın hareketiyle bir toplantıya katıldı. Sadece kadınların katıldığı toplantıda Basklı kadınlar, Kürt Kadın Hareketi’nin deneyimlerini sordu, tartıştı.


‘Tam bağımsızlık’ deklarasyonu

Bask’ta bulunmamızın asıl nedeni, Minas de Arditurri İşgal Evi’nin 30. yılı vesilesiyle yapılan “tam bağımsızlık deklarasyonu” etkinliklerine katılmaktı. Sonraki adresimiz, orası oldu. Deklarasyon ilanı, tam da devletin veya herhangi bir otoritenin görünürlüğüne dair en küçük emarenin olmadığı bir atmosferde gerçekleşti.

Dışarıdan “Bağımsızlık Deklarasyonu” anının sadece fotoğrafına bakan biri, Bask Ülkesi’nin dağlarında değil de Kandil’de yapıldığını sanabilir! Sabah saat 10’da dağın eteklerinden yukarılara doğru çıkarak, hiyerarşinin olmadığını sembolize eden, Baskıların “Kromlech” dediği yuvarlak bir çemberin içinde ateş yakıldı; 30. yıl vesilesiyle, Bask külütürnde verimliliği sembolize eden makine enerji pervanesinin işlendiği anıtın açılışı yapıldı ve deklarasyon okunmaya başlandı. Böylelikle alan, devletçi yapıdan tam kopuşu hedefleyen, ırkçılığa, devletçiliğe karşı mücadelenin yaşamsallaştığı, devletin ve otoritenin giremeyeceği alan olarak deklare edildi.


Kürt şölenine dönüştü

Alanda, PKK, YPG ve YPJ’nin bayrakları da taşınıyordu ve yapılan konuşmalarda sık sık Kürdistan’a, direnişe selam gönderildi. Kürt kadınlarının yine damga vurduğu etkinlikte Dilar Dirik’e, Kürt kadınlarını temsilen, bir tişört hediye edildi. Deklarasyonun imzalanması ardından ise işgal evinin hemen yanındaki alanda, Bilbao’daki Newroz Derneği yöneticilerinden Maryam Fathi’nin de katıldığı, Sahara, İtalya ve Katalan ülkelerinden aktivistlerin sunum yaptığı bir söyleşi düzenlendi. Söyleşi ardından anarko punk müzik gruplarının konserleri... Konserler ardından, Kuzey Bask bölgesinden (Bask Ülkesi’nin Fransa tarafından işgal edilen kısmı) gelen Kürt gençlerinin de dahil olmasıyla etkinlik, Almanya’daki herhangi bir Kürt şenliğine dönüştü. Kürt müzikleri eşliğinde Kürtler ve Basklılar el ele halay çekmeye başladı.


Bask ile Kürdistan: Farklı ama yakın

Kuşku yok ki Bask Ülkesi, tarihsel, kültürel ve ekonomik birçok yönüyle Kürdistan’dan farklı. Bask halkı da özellikle bugün yaşadığı koşullar itibariyle Kürtlerden çok farklı bir yaşama, politik gerçekliğe sahip. Mesela Kürdistan, ekonomik olarak da sömürülüyor, köyleri boşaltılıp tarım ve hayvancılıkla uğraşan Kürt kadın ve erkekleri kentlerde vasıfsız iş gücü haline getiriliyor; Bask Ülkesi’ne ise gelişmiş endüstrisinden dolayı tam tersine İspanya’nın fakir bölgelerinden işçi göçü oluyor. Zaten Basklı milliyetçilerin İspanya’dan ayrılma isteğinin gerekçelerinden biri de bu; Bask’ın zenginliğini diğer halklarla paylaşmak istemiyorlar.

Bask Ülkesi’ni işgal eden iki ülke olan Fransa ve İspanya’nın yaklaşımı da -faşist Franco dönemi dışında- hiçbir zaman Kürdistan’ı işgal eden ülkeler gibi olmadı. Franco İspanyası beyaz soykırımı planlarken, Türkiye, Irak, İran ve Suriye gibi hiçbir zaman fiziki bir soykırımı, insanları yerinden etmeyi kullanmadı. Bask Ülkesi’nde, Kürdistan’ı işgal eden devletlerin kullandığı kaba baskı araçlarının çoğuna başvurulmadı. 

Katı Katolik bir geleneğe sahip olan Bask Ülkesi, birçok sosyal, ekonomik ve kültürel farklılığa rağmen Kürdistan’daki mücadeleyi en iyi anlayan ve Kürdistan’a en çok sempati duyan bölgelerden biri... Zira Bask Ülkesi’nde de 1950’li yıllara dayanan bir silahlı mücadele geleneği, direniş örgütleri olan ETA’nın (Vatan ve Özgürlük) uluslararası güçler tarafından terörist olarak tanımlanması, uzun süren tutsaklıklar ve tutsak aileleri örgütleri gibi birçok unsur, Kürdistanlılar ile Baskıları birbirleriyle en iyi empati yapan halklardan ikisi haline getirdi. Kürt aktivistlerin kendilerini en rahat hissettiği yer de bu nedenle Bask Ülkesi.


Göz hizasında dayanışma

Bask Ülkesi’nde yıllardır süren silahlı mücadele ve direniş geleneğinden dolayı oldukça politize bir halk gerçekliği var. Avrupa’da en fazla kooperatif, Bask Ülkesi’nde bulunuyor. Sol da burada çok güçlü. Avrupa solu içinde Kürtlere en yakın sol gelenek olan Bask solu ile diğer ülkelerin solcuları arasında bariz farklar var. Bask solu, Kürtlere göz hizasından bakıyor. Bunu hem beraber kaldığımız dostlarımızda hem de katıldığımız sunumlarda gözlemledik. Dayanışma gösteren Basklı aktivistler, diğer birçok beyaz solcu gibi “sadaka verir gibi” davranmıyor; dayanışmayı politik etiğin gereği olarak görüyor ve yaklaşımında da “minnet-şükran” ilişkisi yerine dayanışma öne çıkıyor. Görüştüğümüz bazı üst düzey Basklı politikacılar da bu dayanışmanın sadece Bask tarafından gösterilmediğini, kendilerinin de Kürt hareketinden sürekli dayanışma gördüklerini belirtiyor.

Bask Ülkesi’ne giden bir Kürt’seniz, Basklıların candan yaklaşımını hemen fark edersiniz. Mesela bir grup solcuyla tanıştığınızda “Ben Kürt’üm” derseniz, mutlaka size ikinci defa bakıldığını ve özel ilgi gösterildiğini göreceksiniz.


‘Kobanê eşiği’ ardından...

Bask Ülkesi’ni 2013 yılından beri ziyaret eden biri olarak, özellikle Kobanê Direnişi ve Rojava Devrimi ile birlikte Demorkatik Özerkliğin Avrupa solu içinde popüler hale gelmesinin Bask Ülkesi’nde ciddi etkiler yaptığını da gözlemledim. Daha önce Kürdistan, “işgal edilmiş bir ülkeydi” ve bu nedenle dayanışma gösteriliyordu; şimdiyse bunun yerini daha çok Demokratik Konfederalizm’e olan ilgi ve pratiğe dair merak almış durumda.

Sunumlardan birinden sonra yanıma yavaşça sokulan bir Basklı genç, daha önce YPG saflarında bir yıla yakın süre savaştığını, bedeninin burada beyninin orada olduğunu ve özellikle oradaki yoldaşlık ilişkisini, eşitliği ve devrimciliği çok özlediğini söyleyip, en kısa zamanda geri döneceğini ekliyordu. 

Anarşistler, “devletsiz sistem” fikrine haliyle çok olumlu yaklaşıp bunu kendi ülkelerinde nasıl kurabileceklerine kafa yorarken, “bağımsızlıkçılar” ise devlet olmadan güvenlik sağlanamayacağını söyleyip devletin neden gerekli olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Görüştüğümüz bazı Basklı politikacılar da Demokratik Konfederalizm’in birçok ilkesine katıldıklarını ancak kendileri için devletin “kırmızı çizgi” olduğunu belirtiyorlardı. Bask’ta böyle farklı yaklaşımlar, elbette vardı; ama bütün taraflardan solcuların ortak özelliği, Kürt Özgürlük Hareketi’ni tanıma, ondan bir şeyler öğrenme ve öğrendiklerini kendi mücadelelerine katma isteğiydi.


FEHMİ KATAR