100. doğum yılı nedeniyle, dünyanın birçok ülkesinde sanat çevreleri etkinlikler düzenliyor. Yazarın doğum günü Türkiye’de de bugün, İstanbul’da devam eden kitap fuarında kutlanacak.
Kendisi herhangi bir akımın filozofu olarak görmese de varoluşçuluk felsefesi ve absürdizm akımının önemli bir figürü olarak anılır.
Bu köşeye sığmayacak kadar renkli bir yaşamöyküsü… 20. yüzyılın en güçlü yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913’te Cezair’in Mondovi kasabasında doğdu.Yoksul bir aileden gelen Camus, 1914’te savaşta babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden felsefe eğitimini ancak gecikmeli olarak tamamlayabildi. Fransız Komünist Partisi’ne katıldı. Paris’in Alman ordusu tarafından işgali onun da başkaldırmasına neden oldu. Naziler’e karşı oluşmuş Fransız Direnişi’ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak bir gazete yayımlamaya başladı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir.
Camus, 1949’da hastalığının yeniden nüksetmesi yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve “Başkaldıran İnsan”ı yayımladı. Bu kitap, Fransa’daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre’la bütünüyle yollarını ayırdı.
Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954’te başladığında, Camus kendini ahlaki bir ikilem içinde buldu. Savaş sırasında “İdam cezasını kaldırmayacak bir devrim için ölmeye değmez” diyerek ölüm cezasına çarptırılan Cezayirliler’in kurtulması için çalışmalar yaptı.Kendini insan haklarına adadı. 1952’de Birleşmiş Milletler, Franco diktatörlüğündeki İspanya’yı üye olarak kabul edince UNESCO’daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı.
***
Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan en genç yazar olmuştur. Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetti. İronik biçimde, Camus daha önce bir söyleşide en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti.Öldüğünde gazeteler; “Albert Camus olmadan Paris bir hiç.” Manşetiyle çıktı.
Geride büyük bir miras bıraktı. 47 yıllık yaşamına sığdırdığı onca yaşantı, mücadele, eser ve etki onu 20. yüzyılın en önemli birkaç yazarından birisi yapmaya yetti de arttı bile. Sahne sanatlarını, felsefe dünyasını, edebiyat okurlarını ve kişiye özel belge meraklılarını hoşnut edecek denli çok yazılı miras bıraktı ardında. Biz de onu kimi sözleriyle analım istiyorum.
“Ben yurdumu her şeye rağmen sevmem,ancak bize adalet ve hürriyet içinde yaşamak imkanı ve şerefini verdiği için severim.”
“İnsan ne ise o olmayı reddeden tek yaratıktır.”
“Basın özgürlüğü belki de özgürlük düşüncesinin giderek aşağılanmasından en çok acı çekmiş özgürlüktür.”
“Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak bir şeydir.”
“Önümden yürüme seni izleyemeyebilirim, arkamdan da gelme yol gösteremeyebilirim; yanımda yürü ve yalnızca dostum kal.”
“Alçalmak, yükselmekten çok daha kolaydır.”
“Dünyanın en eski mesleği “kendini satmak”tır. Bunu “fahişelik” ile karıştırmak da bir o kadar eski bir yanılgıdır.”
“Dünyadaki kötülüklerin çoğunun temelinde, başkasının varolan veya olası sorunlarını görmezden gelmek yatar.”
“Sokaklardan başka yerde bilinç yoktur. Çünkü tarih yalnız sokaklardadır.”
“Başkaldırıyoruz öyleyse varız.”
Başkaldıran bir yazar
Dünya edebiyatının önemli isimlerinden Albert Camus tam 100 yıl önce bugün doğmuştu. (7 Kasım 1913)