Olympos’un Tanrıları ile boy ölçüşen Sisyphos, bu tanrılara başkaldırdığı ve onlara karşı işlediği suçlardan dolayı ölüm ülkesinde büyük bir cezaya çarptırılmıştır. Cezası bir dağın en tepesine kadar kayayı yuvarlayarak götürmek ve tekrar kaya ile birlikte aşağıya yuvarlanmaktı. Bu çaba ise sonsuz bir döngüydü.

Temel yaklaşımı yalan ve kalpazanlık üzerine kurulu olan Hitler’in Propaganda Bakanı olan Goebbels, kitleler üzerinde müzik eşliğinde uyguladığı grup hipnozu sayesinde kitleleri çok büyük yalanlara inandırmış ve faşizmin yaptığı tüm kalpazanlıkları olağan şeyler gibi göstermiştir.

Faşizm yenildiğinde ise Goebbels; "Führer'in olmadığı bir dünyada çocuk yetişemez" diyerek, önce altı çocuğunu zehirlemiş, ardından önce karısını sonra kendisini vurarak intihar etmiştir. 

Öyle sanıyorum ki çağımızın tanrıları da Anadolu’nun kadim halklarına Olympos Tanrıları ile boy ölçüşen Sisyphos’un cezasını musallat etmişler "Siz isyan edin biz bastıralım demişlerdir." Gerideki seyircileri de Goebbels’in büyük yalanları ile uyku mahkumu olmuşlardır. Uyumaya daha ne kadar devam edilecek bilmiyorum!

Peki Tanrılar bunu niye yapar? Ya da çağımızın tanrıları bunu niye yapsın ki? Çok mu eğlenceli bir oyun? Bu sorulara herkesin kendi cenahından yanıtları vardır elbet. Ama özellikle hasta toplumların genetik ve aktarılan kültürel kodlar ve arketiplerle ilgisi olsa gerek diye düşünüyorum. Çünkü her birimiz istesek de istemesek de bu coğrafyanın kültürel kodlarından etkilenmekten kendimizi alıkoyamayız. Onun için bizler bu kültürel kodların hem uygulayıcısı hem mağdurlarıyız.

Kürtler son ikiyüz yıldır bu coğrafyada Sisyphos gibi "Başkaldırı" ile cezalandırılmıştır. Oyunun seyircileri ise kalpazanlıkla uyutulmuş ve kalpazan olmaları için büyük çabalar sarf edilmiştir. Eğitim, sanat, kültür, edebiyat bile bu yolda hızla ilerlemektedir.

Unutulmamalı ki "Başkaldırı" ile cezalandırılanları kimse yenemez. Daha önce "Ağrı isyanında" gazetelerde yayınlanan "Muhayyel Kürdistan burada meftundur" sözü nasıl havada kaldıysa, son 30 yıldır ‘29. isyanı da bastırdık, bastırıyoruz’ söylemi de havada kalacaktır. 

Elbette bu isyanı da bastırabilirsiniz, hatta bundan sonra çıkacak isyanları da; ama unutmayın "Başkaldırı" ile cezalandırdığınız bu halk yine isyana kalkacak. İşin saçmalığı tam da burada ve ne yazık ki Batı cephesinde yine değişen bir şey yok. Ama hep unutulan ve görmezden gelinen bir nokta var; o da "yazgısını belirlediğiniz insanları yenemezsiniz" yasasıdır. İşte görülmeyen karanlık alan "İsyan bastırmak" saçmalığı ve paradigmasıdır. Ve bu söylem eşyanın doğasına aykırıdır. Bu görülmeli artık.

Çağımızın tanrılarına ya da otoritesine bir çağrım var! Gelin başkaldırı ile cezalandırdığınız insanların yazgılarını değiştirin ve bu sefer onları barış, özgürlük, kardeşlik ve eşitlikle cezalandırın. İnanın bu paradigma ile kuracağınız dünyada 50. isyan olmayacak ve siz 51. isyanı bastırmanın planlarını yapmayacaksınız.

Ayrıca "Dombıra" müziği eşliğinde de kitleleri propaganda ile uyutup boşuna zaman harcamayacak, nasıl daha iyi kalpazan yetiştirme telaşına da düşmeyeceksiniz.

Ve Olympos Dağı tanrılarına karşı gelenlerin yazgısını, Zagros ve Ararat dağlarının çocuklarına yaşatmayacaksınız.