Türkiye, cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP öncülüğünde erken seçime doğru yol alıyor. 7 Haziran seçimleri üzerinden iki aydan fazla bir zaman geçti. 8 Haziran’dan beri her fırsatta dillendirilen erken seçim olasılığı geçen gün Davutoğlu tarafından muştulandı. (Kalan 8 gün içerisinde bu rotanın değişeceğine dair herhangi bir emare yok şimdilik). AKP-CHP koalisyon görüşmelerinin sonuçlarına ilişkin Kılıçdaroğlu, koalisyon değil 3 aylık seçim hükümeti önerildiğini söyledi. 

Aslında şimdiye kadar yürütülen pazarlığın koalisyon değil de erken seçime kadar oluşacak bir hükümet arayışı olduğu da netleşti.  

Başbakan Davutoğlu’nun iddiasına göre millet erken seçim istiyor. Millet niye erken seçim istesin? Kana bulanmış bir seçimi daha yeni geride bıraktı. Halk tercihini yaptı. Barış ve demokrasi dedi. Tek iktidar olmaz dedi. Başkanlık sistemine hayır dedi. Halk daha ne desin? 

Acaba bu geçen iki aylık süreçte milletin talepleri mi değişti? Tabii ki hayır. Halkın talepleri değişmedi. Ama AKP ve Erdoğan’ın talepleri de değişmedi. Halen başkanlık sisteminin taşlarını döşemek istiyor. Hem de bu kez Türkiye’yi savaş batağına çekerek bunu yapmak istiyor.

Peki bu halk gerçekten ne yapsın?

Türkiye halkının öncelikle iktidar olgusunu iyi görmesi gerekiyor. Mısır’ı, Libya’yı, Irak’ı, Suriye’yi savaş alanı haline getiren iktidar sahipleri, başkanları, başbakanları; Ortadoğu coğrafyasını, halklarını, inançlarını, kimliklerini, kültürlerini kendi iktidar tarlası gibi gören anlayışı tanısın. Bu zihniyet ki; toplumun demokrasi talebine cevap olmayarak halkları her türlü saldırıya açık hale getirmiş, saldırılar karşısında ise sadece kendi iktidarının derdine düşmüş. Yüzbinlerce insan katledilmiş, milyonlarcası yerinden edilmiş, binlercesi insan tacirlerinin eline düşmüş, denizlere gömülmüş, fuhuş ve uyuşturucu çetelerine peşkeş çekilmiş, pazarlarda satışa çıkarılmış, ama iktidar sahiplerinin tek derdi kendi iktidarlarını korumak olmuş. 

Türkiye halkları vatan-millet edebiyatının iktidarlar için sadece amaca giden yolda bir araç olduğunu da artık bilmesi gerekir. Yoksul halkın çocukları devlet otoritesi karşısında boynu kıldan ince bir vaziyette, kimisi de ailesini geçindirmek adına savaş alanlarına sürülürken, vatan millet edebiyatı yapanların çocuklarını asla cephelerde görmedik, görmeyeceğiz. Kaldı ki bu millete de ne istediği hiçbir zaman sorulmamış, sorulmuyor.

İktidar sahiplerinin çokça dillendirdiği ‘halkın can güvenliğini koruyoruz’ söyleminin de kıymeti harbiyesi yok. Kimden kimi koruyorlar. Fuhuşu, yolsuzluğu, insan tacirleri kimin denetiminde iş yapıyor? Katillere caydırıcı cezalar mı veriliyor? Bir yandan kadın cinayetlerini teşvik edip, öte yandan katilleri salan devlet neyi koruyor? Devlet demokrasi, barış talebi olanlara saldırıyor sadece. Devlet, toplumu demokrasiden, eşitlikten, özgürlükten koruyor. Onun dışında herkes bildiğini okuyor aslında.

Yine DAİŞ saldırıları iktidar gerçeğini çok çarpıcı olarak bir kez daha ortaya koydu. Dünyanın en önemli silahlarına sahip olan Suriye, Irak gibi ülkelerin başkanları, başbakanları, orduları halkını korumadı, DAİŞ bir gecede yüzbinlerce insanı ya katletti ya da göçe zorladı. Şehirleri, kasabaları, köyleri denetimine aldı.

O halde Türkiye halkı; Ortadoğu’da ki iktidar profillerini iyice tahlil etmeli, kimsenin iktidarı, başkanlığı için savaşa göz yummamalı. Türkiye halklarının demokrasiye ve barışa ihtiyacı var. Demokrasi ve barışın olduğu hiçbir yerde savaşa yer yoktur. İnkarın, ayrımcılığın olmadığı yerlerde bölünme paranoyası da olmaz. 

Türkiye halkı 7 Haziran seçimlerinde taleplerini dile getirdi aslında. Ancak halen anlamayanlar var. Sultanlığından vazgeçmeyenler var. İktidarı için ülkeyi savaşa gözü karaca sürmekten çekinmeyenler var. İnkar ve imhadan vazgeçmeyenler var. 

Herkes biliyor ki erken seçim sadece Edoğan’ın başkanlığı için ve AKP’nin tek parti iktidarı için yapılıyor. Hem de Suriye savaşını Türkiye’ye taşırma pahasına. Kapıya dayanmış olan ülke içi demokrasi ve barışı öteleme adına. 

İktidar için her şey mübah mıdır peki? Sessiz kalmak iktidarın gözü karalığına ortak olmak demektir. Savaş iktidarların çıkarına olabilir. Ama barış ve demokrasi toplumların ortak geleceği için vazgeçilmezdir.