Başbakan 4 Eylül’de Diyarbakır’a “14 bin öğretmeni açığa alacağız” müjdesiyle(!) gelmişti…Çok geçmeden olay gerçekleşti. Aralarında herbiri kendi alanlarında tanınmış yazar ve şairler olarak: Şener Özmen, Murat Özyaşar, Yavuz Ekinci,Kemal Varol, İlhami Sidar, Lal Laleş, Azad Ziya Eren, Aydın Alp, İsmail Dündar, Ahmet Çakmak, Ali Karataş, Eylem Ata Güleç, Dilaver Zerag, Servet Üstün Akbaba ve Cengiz Tekin'in de bulunduğu 11.301 öğretmen açığa alındı.

Edinilen bilgiye göre, Açığa alınanlardan 9 bin 843’ü Eğitim Sen üyesi. En çok açığa alınma, 4 bin 300 kişi ile Diyarbakır’da gerçekleşti.

Daha önce açığa alınanlar da eklenince toplamda 40 bin öğretmen, 19 Eylül’de açılacak okullarda göreve başlayamayacak ve 1,5 milyon öğrencinin öğretmensiz kalacağı tahmin ediliyor. TEOG sınav sonuçlarına göre Türkiye’nin en başarılı ili olan Dersim'deki öğretmenlerin yarısı uzaklaştırılmış durumda.

***

Daha önce gözaltına alınan,tutuklanan gazeteci ve yazarlar herkesin malumu. Barış imgesi artık 'tehlikeli' ve 'suçlu' Onlar bu suçu işlediler... Barışı istediler ...Aydın olma sorumluluğuyla kimse ölmesin, öldürülmesin istediler.. Çünkü onların yazdıklarında poetikalarında ve düşlerinde barış vardır, özgür olmak vardır, insanın insanca yaşama sevdası vardır.

Düşünce farklılığı ve hak arama düşmanlığa dönüştürüldü. “Suç” ve “suçlu” tanımı alabildiğince genişletiliyor. Adına kuşatma, baskı, korkutma, sindirme ne dersek diyelim hedef ilk elden tüm dinamikleri ve toplumu korku cenderesi içine hapsetmek.

Yönetenler, sabit fikir peşinde gitmeyi, hatta zulme bayraktarlık etmeyi yaşamın sanki bir gereği ve gerçeği olarak görmeye ve göstermeye çalışıyor.

Hükümet içerde ve dışarıda savaş konseptini devreye sokarak varlığını bunun üzerine inşa etmeye çalışıyor. Öğretmenleri açığa almakla Kürt memur istemiyorum diyor bir anlamıyla. Kayyum atamakla da seçme ve seçilme hakkını gasp ediyor. Baskıcı yapının algısı ve zihniyeti her alanda baskıcı ve yasakçıdır. Buna karşı gerçekleşen herşeyi tehdit olarak algılar. Kendi çıkarlarına ters gelebilecek her görüşe her bakışa ambargo uygular.Gözaltı ve tutuklamalarla oluşturmaya çalışılan baskı ve korku cenderesi ne yazık ki otosansürün yaygınlaşmasını da beraberinde getiriyor.

***

Sorumluluk taşıyan, vicdan sahibi olan ve bu vahşete dur demeye çağıran duyarlı kesimleri tenzih ederek söylüyorum ki;bunca acının yaşandığı bir ortamdan etkilenmemek, yaşananlara karşı kör-sağır kalmak, rahatsızlık duyup karşı çıkmamak ne kadar insani ve vicdani bir tutumdur sormak gerekir. İnsan bir nebze düşünüp sorgulamaz mı? Çevremizde olup bitenlere; duygularımıza, vicdanımıza, kalbimizin istek ve arzularına sırt çevirmek nasıl insan kılar bizi?

Hakkaniyet dediğimiz şey biraz da hayatın sağlamasını yapma cesareti ve erdemidir. Yüzleşebilmek, araştırıp hakikatleri ortaya dökebilmek, gerçeğe varabilmektir. Yüzleşmeyen hayatın kibri, pervasızlığı, acımasızlığı ve bencilliği ortadadır.

Kendine insanım diyen hiç kimse, kendisini ilgilendirmeyen işler olduğu gerekçesiyle vicdanını yatıştırmaya çalışmamalı. Çünkü; ’zalim zulmünü işletirken ak ellilerin elleri temiz olamaz’ Kimse kendini ‘Ama’lı, ’fakat’lı cümlelerle avutmasın. Tek çare direnmek. Herkes kendi meşrebince, şairin dediği gibi: "Nerede olursan ol / İçerde, dışarda, derste, sırada.../ Dayan kitap ile /Dayan iş ile /Tırnak ile, diş ile /Umut ile, sevda ile, düş ile"