
Kürt halkı binlerce insanın tutuklanmasına rağmen 15 Şubat’ta her yerde uluslararası komployu protesto ederek Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a sahip çıktı. Hükümete göre bu kadar baskı ve yürütülen yoğun psikolojik savaştan sonra halk ne 15 Şubat komplosunu protesto edecek, ne de başka bir demokratik eylem yapabilecekti. Ancak bu beklentinin boş olduğu, Kürt sorunundan bu yöntemlerle kurtulamayacakları bir kere daha görüldü.
Bu eylemler yoğun baskı ortamında yapıldığı için çok anlamlı ve değerliydi. Birçok yerde kepenkler kapatıldı, insanlar öğleye kadar sokağa çıkmadı, öğleden sonra da protesto eylemleri gelişti. Polisler yine müdahale etti, halk da bu saldırılara taşlarla karşılık verdi. İnsanların soğuktan dışarı çıkamadığı bugünlerde Kürdistan’da sıcak bir ortam var. Polislerin her yerde olağanüstü alarm halinde olması bunu gösteriyor. Zaten haftalardır “PKK sokakları hareketlendirecek” biçiminde haberler yapılıyordu.
İktidar bloku içinde çıkan çatlak gündemi işgal ettiğinden 15 Şubat protestoları basına yansımadı. Zaten son zamanlarda basında ne Kürt halkının demokratik eylemlikleri, ne de ordunun gerilla eylemlerinde yaşadığı kayıplar veriliyor. En son Çukurca’da gerillanın askeri üs noktalara yaptığı eylemlerde onlarca askerin ölümü görmezlikten gelindi. Resmi açıklamadaki iki asker kaybı dışında bu eylemle ilgili bir haber verilmedi. Anlaşılıyor ki, hükümet “demokratik siyasetçileri tutukladım, askeri operasyonları yaptım ve Kürt hareketini zayıflattım” iddialarını böylece bir algıya dönüştürmek istiyor. Basın bundan böyle Kürtlerin demokratik mücadelesini de, gerilla eylemlerini de vermeyecek ya da olduğundan faklı gösterecektir. Ancak kafayı kuma gömerek gerçeklerin ortadan kaldırılamayacağı açıktır.
Kürt sorunu öyle büyük bir sorundur ki, gerçekleri uzun süre gizlemek mümkün değildir. Ancak AKP sürekli zamana oynayan bir hükümet olarak psikolojik savaşa fazla başvuruyor. Toplumu bir süre aldatmak için gerçekleri gizlemek en sık kullanılan psikolojik savaş yöntemlerindendir. AKP Hükümeti önümüzdeki birkaç ay içinde kendini PKK’ye karşı mücadelede başarılı göstermek için bu yöntemi izleyecektir.
Halkı sindirmek ve korkutmak için binlerce Kürt siyasetçinin tutuklanması da bu amacın bir parçasıdır. Böylece Kürt halkının demokratik mücadelesinin geriletileceği düşünülüyor. Hükümetin iddia ettiği, bazı AKP yalakası Kürtlerin de söylediği gibi bu tutuklananlar KCK’li değildir. Kızıltepe’de seçilmiş Belediye Başkanı ve tüm Meclis Üyelerinin tutuklanması bunun kanıtıdır. Birçok insan da tutuklanmamak için ya gizlenmiş ya da Türkiye sınırları dışına çıkmıştır.
Hükümet halkın demokratik mücadelesini ezmek ve demokratik taleplerde bulunmasının önüne geçmek için “ben KCK’lileri tutukluyorum” gerekçesini ileri sürebilir. Tüm faşist hükümetler her zaman bu tür tutuklamalara böyle gerekçeler bulurlar. Nitekim her tutuklamaya bir kılıf buluyorlar. En son kadın sendikacıları da KCK ile ilişkilendirilip ‘halkı kışkırtacakları’ iddiasıyla tutukladılar. Bu tutuklamalar da Kürt kadın hareketinin örgütlenmesini ve mücadelesini engellemek ve kadınların 8 Mart’ta alanlara çıkmasını önlemek için yapılmaktadır.
Tüm KCK tutuklamalarının tek amacı vardır: Halkın demokratik örgütlenmesini dağıtmak ve mücadele edemez hale getirmek. Bu tutuklamaları başka türlü değerlendiren her kim olursa olsun AKP faşizmine destek vermiş olacaktır.
Kürt aydını olarak gösterilen bazıları bu tutuklamaları “KCK BDP içine girmiş” diyerek meşrulaştırıyor. Böylece bunlar da “tutuklananlar BDP’li değil KCK’lidir” demek istiyorlar. Bu tutuklamaların her gün sürmesinden bunlar da sorumludur. Bunlar da AKP faşizminin Kürt ayağıdırlar. Hitler faşizmi de Yahudilerin katledilmesinde ve soykırıma uğratılmasında en fazla da Yahudileri kullanmıştır. Yahudilerin toplama kamplarına toplanmasında bu işbirlikçi Yahudilerin rolü çok önemlidir. Şimdi AKP ve Fethullahçıların ‘değerli Kürtleri’ ancak dört dörtlük faşist ülkelerde rastlanabilecek ‘KCK operasyonları’nı meşrulaştırıyor ve normalleştiriyorlar. Bu tutuklamalar için AKP Hükümetine karşı direniş içinde olacaklarına BDP’yi ve Kürt hareketini suçluyorlar.
Binlerce Kürt sadece demokratik örgütlenme içinde olduğu için tutuklanıyor. Kürtlerin demokratik hakları için mücadele ettiği için cezalandırılıyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen hukuk faşizmi Türkiye’de uygulanıyor. Ama bu AKP yardakçıları bu tutuklamalara karşı çıkacaklarına mağdurları suçluyorlar. Bunlar AKP’nin özel savaşçıları, yargıçları ve polisleri kadar Kürt halkının mücadelesine düşmanlık yapmaktadırlar. Arada sırada Kürtlerin haklarından söz etmeleri sadece bu yüzlerini örtmeye yöneliktir. Kürtlerin taleplerinin karşılanması konusunda ne verdikleri bir mücadele ne de oynadıkları bir rol vardır. Şu andaki konumları halkın bu taleplerinin bastırılması için sürek avı biçiminde gerçekleştirilen tutuklamaları ve gerillanın her türlü kirli savaşla katledilmesini meşrulaştırmaktır. “KCK BDP içine girerek bu tutuklamalara yol açıyor, gerilla silah bırakmayarak savaşın sürmesini sağlıyor” tezleri bu gerçekliklerini ortaya koymaktadır.
Kürt halkına karşı yürütülen bu saldırılara karşı mücadele cephesinde yer almayanların kendilerine demokrat demeleri bir yana, insan olduklarını söylemeleri bile mümkün değildir. Tarih kimin demokrat ve yurtsever olduğunu bu binlerce tutuklamaya karşı tavır takınıp takınmamasına göre değerlendirecektir.
Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı nasıl bir psikolojik savaş yürüttüğü ortaya çıkan derin devlete kim hakim olacak krizinde de bir kez daha görülmüştür. Oslo görüşmeleri gerekçe yapılarak iktidar bloku içinde daha fazla yer alma savaşı, “KCK içine binlerce MİT ajanı sızdırılmış” yalanıyla çarpıtılmaya çalışılıyor. Sinekten yağ çıkarma gibi her olaydan Kürt Özgürlük Hareketi’ni yıpratma doğrultusunda yararlanmaya çalışıyorlar. Bu tür kara propagandalar da özgürlük mücadelesine karşı yürütülen savaşın bir parçası olarak görülmelidir.
Kuşkusuz istihbarat örgütleri her örgütün içine sızmak isteyebilirler. Özellikle legal kurumlara kimi adamlarını sızdırma imkanı her zaman bulabilirler. Bunlar da yönetime katılan değil, derneklere ve demokratik kurumlara girip çıkabilen insanlar olur. KCK’ye ve PKK’ye ise bu tür sızdırmalar kolay değildir. Çünkü onların yaşam tarzı ve mücadelesi içinde kısa sürede deşifre olurlar. O yaşama MİT ajanlarının bırakalım bir yıl, bir ay dayanmaları bile zordur. Dolayısıyla bu tür iddialar tamamen psikolojik savaşın kuşku uyandırma yöntemleridir. Dolayısıyla Kürt halkı ve demokrasi güçleri bu tür iddiaları ciddiye almamalıdır.