Ressam Bilge Sümer, sanat yoluyla baskı altındaki toplumu, kadını ve iç dünyasını anlatıyor.

 

MURAT MANG / BIELEFELD

Ressam Bilge Sümer 1986 yılında Riha’nın Vêranşehîr ilçesinde doğdu. 17 yaşında iken ailesiyle Almanya’ya göç etti. Dijital medya, dizayn ve sanat üzerine eğitim alan Sümer, şu an dizayn bilimi, sanat ve medya üzerine master yapıyor. Sanatla olan ilişkisi çocuk yaşlarda Türkçe şiir yazmakla başlayan Sümer, ilkokuldan sonra okula gönderilmediğini belirterek sanata daha da hırsla bağlandığını söylüyor.

“Topluma ve babama olan hırsım beni şiir yazmaya yönlendirdi” diyerek sanat hayatına ilişkin konuşan ressam Sümer, “Sanki devrim yapacakken tutuklanmış gibi hissediyordum kendimi. Almanya’ya geldikten sonra Kürtçe yazmaya başladım. Sonrasında resim, film üzerine eğitim ve çalışmalarım oldu. Aldığım eğitimlerle bu alanda profesyonelleşiyorum” dedi.

Duygularını resmediyor

Sanat ile baskı altındaki toplumu ve kadını anlattığını belirten Sümer, Bielefeld kentinde düzenlenen bir etkinlikle resimlerini sergiliyor. “Konularımı seçerken sadece kendi halkımı değil diğer baskı altındaki halkları da anlatıyorum. Bazen de kişisel olarak iç dünyamı, neler hissettiğimi çiziyorum. İnsanın iç dünyası nedir? Psikolojisi nedir? İnsan nedir sorularına yanıt arıyorum” diyen Sümer, ailesinde yaşadığı baskıya atıfta bulunarak, “Her genç kadın ve birey gibi belirli sınırlar içerisinde seçme, düşünme ve söyleme hakkı olmadan yaşadım. Çocukluğumdan beri rahatsız olduğum ve asırlar boyunca oluşmuş olan tabuları ve sınırları hiç kabullenmedim. Hep sordum ve sorguladım. Bu nedenle sanatımda baskı altındaki toplumları, ikinci sınıf hatta üçüncü sınıf muamelesi gören kadının, halkların hikayelerini işliyorum. Sanatın evrensel diliyle ne kadar sınırlandırıldığımızı anlatıyorum.”

Resimlerin ana teması toplum

Eğitimlerle sanata olan bağlılığını büyüten Sümer, mücadelesini sanat diliyle nasıl anlattığını şöyle açıklıyor: “Gördüm, okudum ve bu konuma geldim. Resimlerimde insanı analiz ediyorum. Örneğin Franz Kafka her şeyi kendi üzerine yazmış. Kendi içindeki savaşı dile getirmiş. Ben de kendi içimdeki mücadeleyi ve halkımın mücadelesini anlatıyorum. Eserlerimdeki genel konu şahsiyet ve toplum üzerinedir. Sürrealist tarzda tuvaller yapıyorum.”

Çizmeye çalıştığı resmin o anki iç dünyasına ve duygularına göre şekil alabildiğini ifade eden Sümer, son zamanlarda farklı çalışmalarından dolayı resime zaman ayıramadığını da belirtiyor.

Kendimize karşı dürüst olmalıyız

Sanata ilgi duyan gençlere, “Yüreklerinin sesini dinlesinler“ önerisinde bulunan Sümer şöyle devam etti: “Ben 13-14 yaşındayken ne yapacağıma karar verdim. Sanata ilgi duyanlar beyinlerini ve gönüllerini dinlesinler. Ben öyle yaptım. İşte o zaman gerekli cevabı alacaklardır. Kendilerine sormalılar. Ben kimim? Ben neyim? Hangi kimliğe aidim? Kimliği ne olursa olsun bir insan önce kendi yüreğine bunları sorabilmelidir. Kendimize karşı dürüst olmalıyız. O zaman gerçek kimliğimize ulaşmış oluruz. O zaman sanatla buluşmuş oluruz.”