Eski çağlarda, düşman kral ve imparatorlar, bileğinin gücü, adamlarının sayısına güvenen Türk'ün "cesaretin varsa karşıma çık lan" diye naralanması gibi birbirini dövüşe çağırıp, ordularını karşılıklı diziyor, kim kıra kıra karşı tarafın askerlerini bitirir ya da meydan dışına kaçırırsa o birinci, yani savaş galibi olmuş oluyordu.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında, artık bu tür kabadayılıklar yoktu, ama olsundu. Atatürk, müttefiklerinin bir tür ihanetiyle yalnız kalmış ve çekilme hazırlıklarına girmiş Yunanlara arkadan saldırmaya, "başkomutanlık meydan savaşı" adını vermişti. Gerçi, karşısında aynı pozisyon ve ünvana sahip bir komutan yoktu, ancak kusur onun değildi.
Atatürk Afyon'dan yola çıkıp, Yunanların yüzünü göremeden, İzmir'e varmış, akşam sevgilisi Makbule'nin gözlerinin içine bakıp, ara ara generallerinden Sakallı Nurettin'in zafer meşalesi niyetine yaktığı şehri saran alevleri seyre durarak rakı içmiş, başkomutanlık meydan savaşı zaferini kutlamıştı.
Türk medyası dün, Genelkurmay Başkanı ve tekmil orduların başkomutanı General Necdet Özel'in, Kürdistan kurtuluş hareketi gerillalarıyla "başkomutanlık meydan savaşına girdiğini" haber veriyordu. Gerçi bir kısım medya da, onu "zekaca biraz geri" buluyor, ama yine de, başkomutanlık meydan muharebesine girmesi yakışık ve validesinin sütü kadar hakkıydı.
Çünkü, her Türk generalinin hayalinde Atatürk olma aslanı yatıyordu. Hepsi, ta Atatürk'ten beri, "iç düşman" ve günümüzün "kardeş"leri Kürtlerle savaşa savaşa büyüyüp, kendi çapında birer kurtarıcı oldular.
Onun için, o da bazılarının "demode oldu, eski çağların çöplüğünde çürüdü" demesine bakmadan, Şemdinli'de Kürdistan gerillalarına karşı Başkomutanlık meydan muharebesine girmiş, zaferle çıkıp, ağzı kanlanmış kurt hızıyla alandan ayrılmış, bir koşu Ankara'ya varmıştı.
Türk medyası, 87 yıldan beri yapa geldiği üzere, Kürdistan'daki bir hayali zaferi de onun boynuna asıyordu. General zekice olmayan bir gülümsemeyle hayaleti kabul ediyor, ama zafer kazandığını söylediği yerde, gerillaların kendi halkıyla kucaklaşması fona düşüyordu.  
Generalin en son çekilmiş fotoğraflarına yeniden baktım. Koyun gibi melül, öküz benzeri boş bakışlı mı diye. Düşmanı Kürtleri görünce uzaktan zehir fışkırtmaktan mı, her neyse Gazcı Necdet'in fotoğraftaki bakışı da anlamsızdı.
Ancak en az onun kadar zeki olan, bu yüzden Başbakan aklının yarısı işlevini gören Yalçın Akdoğan'ın, Türk halkını aydınlattığına göre, Gazcı'nın cenah generallerinden her biri, en azından Atatürk'ün generalleri kadar, işlerinde mahir, onların deyimiyle tecrübeliydiler.
Atatürk'ün generali Sakallı Nurettin, İzmir'i yakmadan önce Koçgiri'de talan yapmak, seri cinayetler işlemek ve hırsızlık yapmaktan sabıkalıydı. Gazcı, "en tecrübeli" katillikle suçlandıktan sonra yükselişe geçmişti. Öteki tecavüzcülükten…
Necdet Özel'in kara ve hava komutanlarıyla Şemdinli'de, Kürtleri öldürerek teslim alma, seslerini kısma gösterisine çıkması, kan görmek isteyenleri tatmin içindir.
Çünkü TC, herkesin birbirini kandırdığı bir coğrafyadır. Dinciler, bunu en başarılı şekilde yaptılar. Belli bir süreliğine dünyayı kandırıp dolandırmayı da başardılar. Bu bir gerçektir.
Avrupa Birliği'ni uyuttular. Amerika'yı çıkarlarında hizmet medeniyetler arası diyalog konusunda kandırdılar.
Ama her küçük beyinli dolandırıcının varabileceği bir yer vardı. Çok geçmeden yalanları ortaya çıktı. Avrupa, dolandırılmanın acısıyla ilişkileri eski düzeyde dondurdu. Amerika ise İslami terörle bütünleşmesini Suriye'de görünce vaziyet almak zorunda kaldı.
Kürtlerin dolandırıcılardan etkilenmemesi mümkün değildi. Avrupa ve Amerika'dan aldıkları destekle, Kürdistan ulusal mücadele hareketiyle, görüşme masasına oturdular. Ancak, Kürtler meselenin özüne inip, sorun yaratan sebep, durum ve tutumları ortadan kaldırma yerine, kandırmaca ve dolandırmayı temel aldıklarını görünce, suç üstü yakalanan katile benzediler. Yakalanacağını anlayan katil, yeni cinayetler işler ya da, bunlar da öldüre öldüre bitirmeye, öldüremediklerini tutuklamaya çıktılar.
Necdet Özel'in Şemdinli gösterisi, bu hesabın devamıdır. Ama nehir, çoktan tersine döndü. Türk ordusu Kürdistan'da inşa ettiği kışlalarda mahpus artık.
Kayıpların gizlenmesi, baş generalin gösteriye çıkması da artık nafile…
***
NEBİ KESEN
Nebi Kesen, kimliksiz, statüsüz, kendi yurdunda esir bir halkın bireyi olmanın acısını yaşayan ve bu sızıyı dindirmek için mücadele eden Kürt aydınlarından biriydi.
En verimli çağında, Kürdistan'ın kayıplarına karıştı. Yazık…
Ailesi ve sevenlerine sabırlar diliyorum.