
AKP iktidarı Kürt şehirlerini yakıp yıkarken, katliamlar yaparken, KDP ve Güney Kürdistan yönetiminin bu katliamlara ses çıkarmaması herhalde tarihin en kötü durumlarından biridir. Kürt halkı bu sessizliği kabul etmemekte, KDP ve Güney Kürdistan yönetimine tepki duymaktadır. Çünkü Bakurê Kurdîstan halkı her zaman Başurê Kurdîstan halkının yanında yer almıştır. Kuşkusuz Başurê Kurdîstan yönetimi ile Başurê Kurdîstan halkının duyguları ve tepkileri çok farklıdır. Ancak KDP ve Başur yönetimi Kürt halkının tepkilerini engellemek için her yol ve yöntemi denemektedir. Protesto eden halka müdahale edilmektedir.
Eğer bugün Bakurê Kurdîstan’da Kürt halkına yapılanların yüzde biri Başurê Kurdîstan’da yapılsaydı PKK ve Bakurê Kurdîstan halkı ayağa kalkardı. HPG gerillaları Başurê Kurdîstan’a yapılan saldırılara karşı harekete geçer ve direnirdi. Nitekim IŞİD Hewler ve Kerkük’e saldırmak istediğinde karşısında HPG gerillalarını bulmuştur. Bu nedenle Mesut Barzani gerillaların kampına giderek döşeklerine oturmuş, teşekkür etmiştir. PKK ve Bakurê Kurdîstan halkı Başurê Kurdîstan için bu kadar duyarlıyken, Bakurê Kurdîstan’daki katliamlar karşısında Başurê Kurdîstan’daki yönetim ve partilerin sessizliği Kürt tarihi açısından utanç vericidir. Bu yaklaşım, Ortadoğu'da acımasız bir savaş sürerken Kürtler için çok tehlikeli bir durumdur. Nitekim Başur yönetimi Bakurê Kurdîstan’daki katliamlara bu kadar sessiz kaldığı için, Türkiye'nin Rojava Devrimi düşmanlığına sessiz kaldığı için Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti pervasızca ''Kuzey Irak''taki yanlışlığı Kuzey Suriye’de yapmak istemiyoruz diyerek Kürt düşmanlığını açıkça ortaya koymaktadır.
Ortadoğu'da yaşanan III. Dünya Savaşında Kürtlerin birlik olması ve birbiriyle dayanışma içinde bulunması gerekirken, Kürt halkına yapılan en ağır saldırılar karşısında sessiz kalınması hiçbir biçimde izah edilemez. Bazı ekonomik ilişkiler nedeniyle bu sessizliğin gösterilmesi de büyük bir gaflettir. Kaldı ki bu ekonomik ilişkilerde Türkiye Başurê Kurdîstan’a muhtaçtır. Çünkü Başurê Kurdîstan neredeyse Türkiye'nin ekonomik sömürgesi haline gelmiştir. Petrol gelirlerinin yüzde 75’i çeşitli biçimlerde Türkiye'ye akmaktadır. Eğer Başurê Kurdîstan’dan gelen bu ballı gelir olmasa Türkiye ikinci gün ağır ekonomik krize girer.
Türkiye Rojava Devrimini tehdit ederken de KDP'den cesaret almaktadır. AKP dünyayı ve Kürtleri kandırmak için "Biz Kürtlere değil PYD’ye karşıyız" derken, Rojava’da KDP yanlısı bazı partilere dayanmaktadır. Türk devleti her yerde Kürt karşıtlığını meşrulaştırmak için siyasi etkisi olmayan PKK karşıtı bazı Kürtleri kullanmaktadır. Çünkü şu anda tasfiye edilmesi gereken Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Osmanlı tarihinde bir aşiret isyan ettiğinde hemen karşısına diğer aşiretleri çıkarırlarmış. Diğer aşiretler güçlenmeye başladığında bu defa ona karşı da başka aşiretleri kullanırlarmış. Şimdi de AKP hükümeti Kürt halkının özgürlük mücadelesini kırmak için bazı Kürtleri kullanmaktadır.
AKP Hükümetinin PYD’yi terörist ilan etme çabalarına bazı Kürt gruplarının yaklaşımı zemin sunmaktadır. Türkiye'nin en temel müttefiki ABD "PYD terör örgütü değildir" derken, KDP’ye bağlı örgütler her gün Türk devletine hizmet eder biçimde PYD aleyhinde çalışmaktadırlar. Bu gruplar Rojava Devriminin ilk gününden itibaren bu tutumu sürdürdükleri için Rojava halkından tepki görmektedirler. Eğer Rojava Devrimine ilk günden karşı çıkmasalardı, devrimin yanında yer alsalardı, şimdi Rojava’da etkin olurlardı.
AKP Hükümetinin ne kadar Kürt karşıtı olduğu netleşmiştir. Şu anda tüm Kürt karşıtlarıyla ittifak içine girmişlerdir. Sadece Türkiye içinde değil, Suriye’de de tüm Kürt karşıtları ile ittifak içindedirler. Şimdi de Afrin tarafında faşist çeteleri saldırtmaktadırlar.
Türkiye, Suriyeli göçmenleri adi bir şantajcı olarak kullanmaktadır. Suriye ve Ortadoğu siyasetinde siyasi bir enstrüman olarak kullanmak, IŞİD, El Nusra, Ahrar El Şam gibi örgütleri kontrol edip Kürtlere saldırtmak için göçü teşvik etmiştir. Şimdi de Avrupa’ya karşı bir siyasi enstrüman ve şantaj olarak kullanmaktadırlar. Sığınmacılar yüzünden beş kuruş bile zarar etmemiştir. Buna rağmen dünyadan para sızdırmaya çalışıp ekonomik krizini aşmaya çalışmaktadırlar. Bir daha vurgulayalım, Türkiye bu mülteciler için bir lira harcamışsa yüz lira bu insanlardan kazanmıştır. Onların getirdiği tüm birikimler (altın, gümüş, döviz ve başka satılacak şeyler) Türkiye'de kalmıştır. Ucuz emek sömürüsüyle milyarlarca kazanç elde etmiştir. Şimdi proje sunup bunun için para istemiyor, 3-5 milyarı nakit alıp cebe indirmek istiyor.
Suriye’de çatışma alanlarından göçüp en rahat edenler Rojava’ya göçenlerdir. Şimdi öyle ki, Kürt nüfusu kadar Arap nüfusu Rojava Kürdistan'a göç etmiştir. Şu anda bir milyon civarında, belki de daha fazla Arap halkı Rojava kantonlarına yerleşmiştir. Oralarda hiçbir ayırıma uğramadan tüm ihtiyaçları karşılanmış biçimde yaşamaktadırlar. Ama Rojava Kürdistan halkı ve yönetimi tek bir gün şu kadar harcadık dememiştir. Biz komşularımızla ekmeğimizi paylaşıyoruz demişlerdir. Ne Avrupa ne de ABD bu mülteciler için Rojava Devrimine beş kuruş vermişlerdir. Rojava Devrimi para istemiyor, ama tüm Avrupa ve Arap ülkeleri bu gerçeği görmelidirler.
Şu anda Halep’in Kuzeyi ve Afrin civarındaki Araplar "Demokratik Suriye Güçleri bölgemize gelsin, biz de huzur ve kardeşlik içinde yaşayalım" diyorlar. Çünkü YPG’nin de içinde bulunduğu Demokratik Suriye Güçlerinin (QSD) hakim olduğu yerler Suriye’nin en huzurlu yerleridir. Demokratik Suriye Güçleri nereye gitse oraya istikrar ve huzur geliyor. Türkiye'nin elinin girdiği her yerde ise gerilim, çatışma ve savaş yaşanıyor. Türkiye Cerablus hattında tampon bölge kuralım diyerek orayı Suriye için savaş kaynağı yapmak istiyor. Eğer Suriye halkı Suriye sınırları içinde huzurlu yaşayacaksa şu andaki IŞİD’in elindeki yerlere Demokratik Suriye Güçleri girer, oraları Araplar, Türkmenler ve Kürtler için huzurlu yerler haline getirir. Eğer doğru bir adım olacaksa, o da böyle olmalıdır.