Sezen Aksu dinleyebildiğim en kalite müzisyenlerden biridir. Ama aynı Sezen Aksu 12 Eylül’ü de kutsamış ve desteklemiş bir sanatçı idi. Ve o darbede, bir kısmı Sezen Aksu’dan daha genç olan 50 insan asıldı; milyonlar işkenceye yatırıldı, gözaltına alındı, tutuklandı ya da faili meçhule gitti. Ve benim müzik tanrıçam ben o acıları yaşarken yanımda yoktu. Ve ben onu her dinleyişimde, 1973 askeri darbesi sonrası toplama kampı haline getirilen Şili’de "gitar çalamasın diye elleri kırılan" Víctor Jara’yı hatırlayarak hayıflanırım. Bugün Sezen’in yürekten söylediği Ermenice ya da Kürtçe şarkılar bile, bana kırık elleriyle özgürlük şarkılarını söylemeye devam edince kurşuna dizilen diktatörlük karşıtı muhalif Víctor Jara karşısında sorumluluğunu unutturamıyor. 

Ve 12 Eylül Darbesi’ni kutlayan Sezen, özeleştirisini verene kadar, onu tutarlı bir demokrat olarak kabul etmek mümkün değildir. 

***

Elbette insanın bütün yaşam çağları aynı değildir. Yaşamda hareket ve değişim esastır. Yani yaşam benim gibi bir zamanların milliyetçisini sarmalayıp radikal bir komünist yapabilir. Ama geçmişin inkarı üzerine dayanan her değişim yeni bir doğuş olarak duyurulmalıdır bütün insanlığa. Yani eskiyle ilişkisini kökten kesmeli. Eskinin ciddi bir özeleştirisi olmadan ulaşılan ‘yeni', anlaşılamaz bir tanım olarak kalır her zaman. Net olmayan tanımlar, kendini bütün zamanlara uyarlayabilen bir fırsatçıdan başkasının işine yaramaz.

***

Nereden mi geldi aklıma Sezen Aksu? Ahmet Hakan üzerine tartışmalar attı birden Ahmet’i sinir küpümün tam da dibine. Bir liberal bile sayılamayacak bu mahlûku dün gülümseyerek bağrına basan Kürt yoldaşlarım ve solun bir kısmında bugün bir öfke fırtınası esiyor. Öfkenin büyüklüğü, yaşanan hayal kırıklığının yarattığı şaşkınlıktan; derin aldatılmışlık ya da yol arkadaşının ayrılmasıyla duyulan terk edilmişlik duygusundan mı? 

Kanaatimce bunların hepsi olayı realize edebilmek için beynin kendiliğinden ürettiği uydurulmuş gerekçeler. Ya da acıyı en aza indirebilmek için beynin üretip kendine kullandığı bir ağrı kesici. Gerçek, bu uzun özgürlük yürüyüşü adımlanırken yol arkadaşlarımızın emeğini nasıl tanımlayabileceğimizi bilememenin yarattığı bir kargaşa; zaman zaman gerçeği kaybetme duygusuyla ortaya çıkan hastalıklı hallerdir. 

Hiçbir zaman tutarlı bir demokrat olamayan Ahmet Hakan için HDP, içerisinde bulunduğu medya sermayesi iktidarın tehditleri karşısında varlık-yokluk sorunu yaşarken, varlıklarını koruyabilmek amacıyla sarılmak zorunda kaldıkları en güçlü ve kitlesel direniş olanağı, can simidi idi. Ve HDP bu gücünü kaybettiği an, o, suçlu bir evlat duygusuyla başını öne eğerek, baba evine yeniden döndü. Bir zamanlar, kendi sermaye grubunun çıkarları için iktidarı da satabildiği için, şimdi yaptığı yeni dönüşün kendisine hemen güven kazandıramayacağının bilincindedir. Bu nedenle el etek öpmeyi ayak öpmeye, kraldan daha kralcı görünerek, bütün ahlaki değerleri bir yana bırakarak, iktidar karşıtlarına karşı azgın saldıralar içerisinde görünmeye önem verecektir. Yani Ahmet Hakan’ın HDP’ye yönelik bugünkü saldırgan ruh hali, kendini satmış her ihanetçinin yeniden biatında görülen o aşağılanmada sınır tanımayan düzeysiz kompleksin dibidir. 

Sonuç: Ahmet Hakan’ı bir yana bırakarak, tarihinde fazlasıyla bu tür örnekleri sırtında taşımış deneyimli hareketler olarak, bir uzun yürüyüşün en kısa anında bile gerçek bir yol arkadaşı olamayacak olan Hakan’lara böylesine kendinden geçerek ve gerçeği alt üst ederek yapışmayı engelleyecek, değerlerimizi anlık kucaklaşmalar için pragmatizmin acımasız batağından çekip çıkaracak; ilkelerimizi bu tür ilişkilerle uyum için yeniden tanımlamaya zorlamayacak tutarlılığı elde etmenin peşinde olmalıyız. 

Ahmet Hakan dün olduğu gibi bugün de sömürgeci devletten yana bir milliyetçidir. Yani Batı Cephesi’nde Kürdün, ezilen halkların ve emekçi sınıfların pozisyonunun tanımlanmasında değişen yeni bir şey yoktur henüz.

Kendi kendimize gelin güveyi olmak yerine, bu sistemle göbek bağımızı kendi kendimize kesmek zorundayız. Hakan’ın tanımladığı gerçek budur.