500 bine yakın ölümün, 6 milyon insanın yerini terk etmesine neden olan Suriye iç savaşında endişe duymaktan öteye gitmeyenler, bu defa İdlib’deki sivillerin koruculuğuna soyundular. Peki, dertleri gerçekten de, İdlib’deki siviller mi?

Rusya hava desteğiyle rejim güçlerinin, İdlib’i radikal cihatçı gruplardan temizleme operasyonları devam ediyor. Bölgedeki terör gruplarının destekçiliğini açıktan yürüten ve Suriye topraklarındaki varlığı işgalci olarak nitelendirilen Türk devleti ise İdlib’de karşı karşıya kaldığı çıkmazdan, Avrupa’nın, NATO’nun ve Birleşmiş Milletlerin desteği ile çıkmak istiyor. Almanya, Fransa, ABD ve BM ise sivilleri gerekçe göstererek yaptıkları açıklamalarla İdlib’in operasyonlarının durdurulmasını talep ediyor.

Suriye rejiminin İdlib’den temizlemek istediği grupların başını, El Kaide’nin Suriye kolu Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) yani El Nusra’nın isim değiştirmiş hali ve El Kaide çizgisindeki diğer gruplar çekiyor. Bu gruplar, Suriye iç savaşının başlamasından itibaren, 2015 sonlarına kadar bölgesel Sünni blok ve batı tarafından açıktan desteklendi. Türk devleti üzerinden muhaliflere gönderilen silah yardımının tamamı İdlib’deki bu radikal gruplar eliyle, DAİŞ başta olmak üzere Suriye’deki bütün cihatçı grupların tamamına dağıtıldı. Kaldı ki, bu durum belgeleriyle birçok defa ortaya çıktı. Yani, bir dönem rejim karşıtı bölgesel ve batılı güçler ve hala Türk devleti tarafından desteklenen bu terör çeteleri, Suriye haklarına yaşatılan açının en büyük tarafı.

DAİŞ çetelerinden arda kalan artıklarında bu örgüte biat etmesiyle birlikte terör örgütü HTŞ, Türk devletinden aldığı destekle İdlib’in tamamını kontrol edecek seviyeye ulaştı. BM Genel Sekreterliğinin DAİŞ konulu 9 ve 10’cu güvenlik raporları bu gerçeği gözler önüne seriyor. Raporlarlar, DAİŞ terörünün toprak varlığına son verilmiş olsa da, DAİŞ’in birçok bölgede özelliklede İdlib hattında hala aktif olduğuna ve yeniden canlanma riskinin yüksekliğine dikkat çekiyor. Raporlardaki en önemli ayrıntı ise çoğunluğu Avrupa olmak üzere batıdan Irak ve Suriye’ye giderek, DAİŞ’ katılan 40 binin üzerindeki ‘yabancı savaşçı’ olarak adlandırılan çetelerin yarısından fazlasının, bugün İdlib’deki bu gruplar içerisinde yer aldığı gerçeğini gözler önüne seriyor olması.

Peki, bu realite bilinmesine rağmen ve DAİŞ’in Avrupa’daki tehditlerinin devam ettiği gerçekliği çok açıkken, Batı ve BM neden İdlib’in bu radikal cihatçı çete gruplarından temizlenmesine tepki gösteriyor? Bunu yaparlarken de uluslararası hukuka saygı duyulması çağrısı yapıyorlar.

Tepki gösteriyorlar çünkü; İdlib’in bu terör gruplarından arındırılması demek, bir dönem kendilerinin beslediği veya Türk devleti tarafından beslenilmesine göz yumdukları bu çetelerin Avrupa’ya gelmesinden korkuyorlar. İdlib’in rejimin kontrolüne geçmesi ile birlikte Avrupa’ya doğru yaşanacak yeni bir göç dalgasından çekiniyorlar. Yani işin özü; İdlib’de yaşananlara dönük batının ve kurumlarının ortaya koyduğu tepkiler, oradaki sivillerin korunması amacıyla hiç ama hiç ilgili değil… Tek dertleri var, o da; Avrupa’nın güvenliği için büyük tehlike gördükleri aralarında kendi vatandaşlarının da olduğu binlerce çetenin Avrupa’ya gelmesini engellemek… Bir dönem kapıları açıp bu çeteleri Suriye’ye ve Irak’a gönderenler, şimdi ise bu kapıları ardında kadar kapalı tutmanın peşindeler.

Ne yazık ki, bunları yaparlarken de bir kez yine Suriye haklarını, iğrenç politikalarının malzemesi haline getiriyorlar. Dertleri bugün İdlib’deki ‘sivilleri korumak’ olanlara, en önemlisi görevi ve misyonu gereği her şart altında sivilleri korumak olan BM’ye sormak gerek;

Suriye’deki 9 yıllık iç savaşta 500 bin insan hayatını kaybederken, 6 milyondan fazla insan yerini terk etmek zorunda kalırken neredeydiniz?

Bugün savunmaya kalktığınız o siviller, yıllardır zorunlu bir şekilde bölgedeki çete gruplarının zulmü altındayken niye ses çıkarmadınız?

Efrîn’de binlerce sivilin üzerine bombalar yağdırılırken neredeydiniz?

Kuzey Doğu Suriye halkları Türk devleti tarafından katledilirken neredeydiniz?

Eğer mesele İdlib’de uluslararası insancıl hukukun çiğnenmesi ise o zaman bir kez yine sormak gerek, bu uluslararası hukuk; Kürtlerin katliamı söz konusu olduğunda rafa mı kaldırılıyor?

Uluslararası hukuk, ne zamandan beridir bir başka ülkenin topraklarında işgalci konumunda olan güçleri kutsar hale geldi. Eğer mesele uluslararası hukuk ise, neden Türk devletinin işgaline sessiz kalınıyor?

Bunları söyleyerek, derdimiz Suriye rejimini savunmak değil elbette. O topraklarda yıllardan beridir hüküm süren o rejimde en az diğerleri kadar eli kanlı.

İşte tam da bu yüzden, 9 yıllık bu savaşta ölen sadece yüzbinlerce Suriyeli olmadı, o topraklarda ölen aynı zamanda uluslararası toplumun vicdanı oldu…