Yol erenleri tarafından, Antik kültlerin devamcıları olan ve 9. yüzyıldan itibaren batıni/ezoterik (Sır-ı Hakikat) ekollerin içinde kurumsallaşarak gelişen dergahlar, medreseler, ocaklar benzeri yapılar meydana getirilmiştir. Bu kurumlarda yol erenleri (Rêberler) yetiştirilmiş ve bunlar farklı bölgelere yollanmıştır. Bu Rêberlerin ellerinde, okudukları okullar ve Şeyhler tarafından kendilerine takiye’li diplomalar (iclas belgeleri/şecereler) verilmiştir. Bu kroniklerde, daha çok Kürt aşiretlerinin adları ve dolayısıyla bunların otokton oldukları bölgelerin adları zikredilmiştir. Esas itibariyle bu Rêberlerin, etnik kimliklerinin izi sürüldüğünde, bunların açıkça Kürt oldukları anlaşılmaktadır. Zira inancın teolojik dili zaten Kürtçe’dir. Nitekim vardıkları bölgelerde, belli merkezlerde dergahlar kuran bu Rêberler, Kürt aşiretleri arasında faaliyetler yürütmüşlerdir. Okudukları okullarda edindikleri yeni batıni (ilm-i ledün) bilgileri, Zerdüşti/Mecusi, Mani (3. yüzyıl), Mazdeki (6. yüzyıl) kökenli bu Kürt aşiretlerine vermiş ve onları kendilerine benzetmiş, bağlamışlardır.
Dikkat edileceği üzere, resmi tarih yazıcıları; Aleviliğin yapısal gelişiminin tarihsel başlangıcını, 13. yüzyılda Hacı Bektaşi Veli (1209-1271) ve Ahmet Yesevi (1103-1166) ile ya da 16 yüzyıldan (Safeviler dönemi) sonra başlatmaktadır. Oysa son yıllarda elde edilen yazılı belgelerde, bunun böyle olmadığı, eveliyatının Babailerin (1240) ve Hacı Bektaşi Veli’nin de sürek devamcısı oldukları Ebu’l Vefâ-i Kurdî'ye (925-1017), dolayısıyla, 10. ve 11. yüzyıllara dayandığı görülmüştür. (Bkz. Şeyh Dilo Belincân‘ın الشيخ دلو بلنجان Seceresinin Kısa Bir Analizi: http://www.tunceli.edu.tr/akademik/fakulteler/edebiyat/).
Alevi tarihindeki bu sürece, erken dönem de diyebiliriz. Özellikle 10. ve 11. yüzyıllarda, bölgedeki Zerdüşti/Mecusi Kürt aşiretlerini kıskaca alan Bizans-Arap/İslam erklerinin varlığı bilinmektedir. İşte tam da böylesi bir süreçte yolerenleri; bu Kürt klanlarını, Ocak (Ocax) dediğimiz bu yapısal formlar içine çekmişlerdir. Kürdistan ve Anadolu’daki inanç ocaklarınının teşekülü, iki ayrı kanalda ve coğrafi bölgelerde meydana getirilmiştir.
Bunlardan ilki; Kuzey/Bakurê Kurdistan'da (Türkiye Kürdistanı/Kuzey Merzopotamya) batıni Kürt aşiertlerinin 10. ve 11. yüzyıldan beri, bağlı oldukları (Dersim) Rêya Heq ocaklarıdır. Bir diğeri ise, 15. yüzyıldan sonra Osmanlı tarafından Balım Sultan'ın (1457-1517) aracılığıyla teşkilatlandırılan, göçebe köylü Türkmenlerinin bağlı oldukları Hacı Bektaşi Veli ocaklardır. 19. yüzyıldan önce, kendi aralarında iki ayrı etnik gruptan müteşekkil olan bu inançsal yapıların ana damarları, son şekliyle aslında Ebu’l Vefâ-i Kurdî’nin Veffaiyye sektinden beslenmiştir. Sözünü ettiğimiz bu iki kutuplu inanç ocakları dışında, tarihsel akışı içinde, farklı bölgelerde vücuda getirilmiş başka ocaklar da bulunmaktadır.
Bunlara eklenmesi gereken, yine proto dönemde tesis edilmiş Karmatiler’in, Irak’ın Küfe merkezinde 11. yüzyılda kurdukları "göçmen dailer ocağı" olan "Dar-ul Hicre ocağı/evi"dir. Yine 10. ve 11. yüzyılda İran/Irak Kürdistanı'nda Ehli Haq‘ların kurdukları ocaklardır. Bu süreç, 11. ve 12. yüzyılda İran’ın Kuzeyindeki, Kazvin bölgesinde Hasan Sabah'ın (1050-1124) kurduğu "Alamut Ocağı" ile devam ettirilmiştir. En son olarak; İran/Azerbaycan merkezli Ardebil/Erdebil Ocağı (Safeviler, 16. yüzyıl) ve daha nice ezoteric akım ve yapılarını, bu batıni ocaklara ekleyebiliriz.