Yıllardır Bakurê Kürdistan’da yapılan kültürel etkinliklerin, festivallerin en temel sorunu festivallerde halkın pasif bir konumda kalması, halkın katılımının sadece izleyici konumunda giderek sadece tüketici konumunda kalmasıdır. Bu durum yıllar içerisinde festivallerin, her türden sanatsal kültürel etkinliğin sürekli olarak kendini tekrar etmesine yol açmış, halkı adeta bir tüketici konumuna, bir televizyon seyircisi pozisyonuna indirgemiştir. 
Oysa kültürel sanatsal etkinlikleri eğer gerçekten sistemin sanat ve kültür anlayışına alternatif, yeni bir dünya, yeni bir yaşam kurmanın, toplumu bir arada birlikte bir şeyler yapmanın, insanların sosyalleşmesinin bir yöntemi, sosyal paylaşımın bir yolu olarak görüyorsak halk bu etkinlikler içerisinde pasif bir izleyici konumunda tutulmamalıdır. Halkın hem bu etkinlikleri planlama, içeriğini, türünü, etkinliğin yapılacağı alanı, zamanı belirlemede etkin bir temel bileşen olmasından tutalım, etkinliğin sergilendiği zamanda etkinliğin bir parçası olarak var olmasını sağlayacak yol ve yöntemler bulunmalı. Yine etkinliğin bitiminde etkinliğin muhatabı olan halkın bu etkinliği değerlendirecek, yorumlayacak, eleştiri ve görüşlerini sunabileceği bir platformun oluşturulması ve böylece etkinliğin tüm yönleriyle değerlendirilerek bir dahaki etkinliğin daha güçlü ve derinlikli hazırlanmasının olanakları yaratılmalıdır.
Yani kısacası halkı, senin malını almaya mecbur bir müşteri olarak görmekten, ona ne sunarsam, ne satarsam, nerede ne zaman kaça satarsam almak zorundadır anlayışından vazgeçilmelidir. Yine elitçi bir sanat yaklaşımıyla halkın kültürel kodlarını, beğeni ölçülerini dikkate almayan dikte edici bir kültürel sanatsal etkinlik ilişkisi geliştirilmemelidir. Burada temel problem sanatçının ve kültürel sanatsal etkinlikler organize eden kurumların ve belediyelerin halkı nesne kendilerini özne konumunda görmeleri, halkla hiyerarşik bir kültürel ilişki kurmalarıdır. Oysa doğru ve ortakçılığı esas alan bir ilişkilenme kurulduğunda bu etkinliklerin toplumu değiştirip dönüştürmede çok önemli alanlar olduğu görülecek, buralardan önemli sonuçlar ortaya çıkaracaktır.
6-11 Ocak 2015 tarihleri arasında yapılan Batman Yılmaz Güney Kısa Film Festivali, halkın katılımı esas alındığında, bu konuda birazcık yaklaşım sahibi olunduğunda etkinliğin nasıl güçlendiğini, halk tarafından nasıl sahiplenildiğini göstermesi açısından önemli bir örnektir. Festival boyunca çok farklı yaş gruplarından ama özellikle gençlerden yoğun bir katılımın olduğu, film sonrası hem sinemasal niteliği olan, hem çok güçlü siyasal, teorik belirlemeleri içeren bir bütünlükle filmlerin yönetmenlerine sorular sordukları, filmleri eleştirdikleri görülmüştür. Yönetmenlerin birçoğu filmleriyle ilgili seyirciyle ilk defa bu zenginlikte ve derinlikte bir söyleşi yapma imkanı bulduklarını söylemişlerdir. Festivalin katılımını artıran başka unsurlar olmakla birlikte üzerinde en çok durulması gereken kısım budur. Pek çok film festivalinde filmin yönetmeniyle söyleşi boyutu bir formalite olarak görülür, çok sıradan yaklaşılır, aslında yönetmen festivale neredeyse festivalin yapıldığı şehri görsün diye çağrılır.
Oysa bir film festivalinin, bir film gösteriminin en güzel, en değerli ve en verimli yanı sanatçı ile seyirci arasında kuracağı aktif paylaşım ilişkisidir. Seyirci eleştirir, değerlendirir, yorumlar, filmi yeniden üretir. Yani böylece halk pasif izleyici konumundan çıkarak sanat eserinin üretilmesinin bir ortağı haline gelir ki sanat dediğimiz şey tam da buradan kendini toplum için ve toplumsal olarak var eder. Bir dahaki yazıda daha geniş bir şekilde Yılmaz Güney Film Festivali ile ilgili değerlendirme yapmaya çalışacağım.