Tersten başlamak istiyorum: Türkiye’de olanlar anlaşılamayacak bir “düğüm”e dönüştürülmek isteniyor.
Antep’te olanlar Türkiye’nin gövdesini büyütüyor; içini koflaştırıyor.
Adres bilinmiyor; siyaset patronu TC kimliği ise belli.
Karmaşa büyüyor.
AKP, sivilllerin öldürülmesi üzerinde yükselen bir politik raundda, Kürdistan üzerindeki Türkiye hükümranlığını ve uluslararası dünyada kaybedilen prestijini tamir etmeye çalışıyor.
Nafile!
Son dönemde egemen siyaset biraz pusu, daha çok barut ve insan ölüsü ile örtüldü.
Bu yanıltıcı.
Çünkü Türkiye’deki silaha dayalı rejim çözülüyor.
Tanklar insanlar kadar güçlü değil.
İnsan, demirden oluşan perdeyi yıkacak kadar güçlü.
Generaller’in köylüler ve işçiler önünde diz çökeceği önemli bir süreçten geçiyoruz.
Türk işçi sınıfının, Kürt düşmalığıyla örülen egemen politika perdesinin parçalanacağı bir günün yakında geleceğine inanıyorum.
Engels, İngiltere işçi sınıfının kurtuluşunun İrlanda’nın kurtuluşuna bağlı olduğunu yazmıştı.
Tarih, Kürdistan’ın kurtuluşa doğru gittiğine işaret ediyor.
Türkiye işçi sınıfının kurtuluşunun habercisi, Kürdistan’ın Türkiye’den “mutlak kurtuluş”u olacak.
Silah ve baruttan uzak gözlemliyorum.
Barut ve silahın daha da yükseldiği dönemlerde, gölgedeki umudu görüyorum.
Diyarbekir’de Ankara’ya karşı yükselişi temsil eden Baydemir’in elindeki boş bir PET şişesiyle tanklara karşı duruşunu hatırlıyorum. İronik ama, Türkiye’yi Kürdistan’ı işgal altında tutmada caydırıcı önemli bir göstergeydi.
Türkiye’nin Kürdisan’daki hakimiyetinin sonuna start veren “beklenmedik tarihi bir işaret” gibiydi.
Sonra Selahattin Demirtaş “Nuçe”deki canlı yayında, “Îro Newroz e” (Bugün yeni gün) dizeleriyle yeni bir balangıcın startını verdi.
Demirtaş yeni bir dönemin başladığını haber verdi.
Ankara’dakiler anlamadılar.
Kürtçe’de “saklı mesajı” boğulup gitti sanıldı.
Sonra Antep’deki olay gündemin başında yar aldı.
Bu vahim gelişmenin gölgesine sığınan AKP “işgalci, sömürgeci bir iktidarı” temsil ettireceğini, Kürdistan’daki “seçmen”i kazanacağını ümit etti.
Bu proje tutamazdı.
Toplumların hafızası var.
Ülkelerinin nasıl işgal edildiğini unutmayanların hala yaşadığı bir coğrafyada, “kurtarıcı” rolü paslandı.
Ve sonunda Kürkçü, kendisiyle karşılaşan Kürt Gerillası’na: “Bu tarafa buyurun” dedi.
Bu da sembolik bir duruş.
Önceleri Kürt işbirlikçileri, Türk ordusuna “bu tarafa buyurun” demişlerdi.
Kürkçü’nün, Kürtler’i “bu tarafa buyur” etmesi de “yeni bir başlangıç”.
Barut ve tank gölgesinde de olsa umut var: kurtuluş insan emeğinde!