Bayramlar halk nazarında buluşma, barışma, karışma anlamına gelir… Şüphesiz güzeldir bayramlar…
Benim çocukluğum da bayramların bir anlamı, bir neşesi vardı. Günlerce önceden ev de hararetli bir telaş başlar, evler her gün cıncığına kadar temizlenmesine rağmen, üzerine bir de özel bayram temizlikleri yapılırdı. Annemin titizliği çok hoştu, neredeyse bizi koltuklara dahi oturtmazdı örtüler bozulacak diye… Bir de ne akla hizmetse koltukların üzeri örtülerle kaplanır, sadece bayramlar da ve özel misafirler geldiğinde o örtüler kalkardı… Neredeyse hiç kullanılmayan bir de misafir odaları vardı. En süslü, püslü odalardı, yılda sadece birkaç kere gelen özel misafire açılırdı, ev halkı hiç yararlanmazdı o cicili bicili misafir odalarından, artı bir de alışveriş koşturması olurdu, bütün tatlıları, börekleri kendi elleriyle açardı hamarat annem…
Biz çocukların, aile büyüklerini ziyaret etmek, tatlılardan oluşan ikramlardan kapışmak, içinde şeker olan çiçekli mendiller için çoluk çocuk girdiğimiz el öpme sıraları, hele bir de içinde bozuk para çıkan mendiller, hani büyüklerden biri insafa gelip içine kağıt para koymuşsa da değmeyin keyfimize! O zaman bir başka olurdu biz çocuklar için bayram… İlk işimiz, en yakın bakkala koşup abur cuburlara saldırmak olurdu.
Tabi bizlerin bayram coşkusu şimdiki çocuklar da yok. Onlar için, "Bayram" demek, tatil demek, okula gitmemek demek. Kendi kızımdan biliyorum, daha küçük bir çocukken bile, "hadi gel sana bayramlık alalım" dediğim de, "amaaan anne, ne gerek var, giyerim bir şeyler" cevabını alıyordum. Oysa benim çocukluğum da zor kanaat alınan, kırmızı rugan ayakkabıyı yatağımın başucuna koyup, günlerce nöbet beklediğimi hatırlıyorum…
Bayram birileri için ne ifade eder bilmem ama benim için sevdiklerimle geçen her gün birer bayramdır. Uzaktaki ailem, dostlarımla buluşmadır bayram… Umutla beklediğim mektubun gelmesi, satır aralarındaki sevgidir bayram… Telefonda ansızın sevdiğimin sesini duymaktır bayram… Zorluklar karşısında göğüs gerebilmektir, ölüm döşeğin de yaşam arzusuyla ölümle inatlaşmaktır bayram… Bir dostun omzunda ağlayabilmektir, bir çocuğun gülüşünde coşmaktır bayram… Bir yaşlının anılarında kaybolmaktır… Sevdadır, vefadır bayram… Evladının mürüvvetini görmek, onun mutlu olduğunu bilmek ise bayramların en güzelidir… Bazılarına göre ise sadece deliye her gün bayramdır.
Bugün bayram… Ben uzun yıllar oldu bayram kutlayamıyorum. Sevdiklerimin hepsi yanımda değil, artık çocuklar gülmüyor. Kötü haber alma korkusuyla telefonları açmak dahi istemiyorum. Omzuna başımı dayadığım dostlar sürgünde… Kadim topraklarım işgal altında, onurlu halkım kederler için de…
Gelen mektuplar ise artık açlık kokuyor… Dostlarım zindanda bedenlerini ölüme yatırmışlar… Bugün tam 44 gün oldu… Gelen mektuplardan da anlıyorum ki; durumları hiç de iyi değil… Yüreğim ağzımda yaşıyorum, her an bir ölüm haberi alacak korkusuyla. Bir tutsak annesinin, hıçkırıklarla "oğlum zindanda açken, benim ağzımdan bir tek lokma geçmiyor" sözlerini duymak hangi bayramın neşesi olabilir ki!
Ben uzun yıllar oldu bayram kutlayamıyorum. Her gün çocukların, gençlerin öldüğü bir ülke de bayram nasıl olur?
Üç kadından ikisinin öldürüldüğü bir ülke de bayram nasıl olur?
Küçücük kız çocuklarının tecavüze uğradığı bir ülke de bayram nasıl olur?
Bir halkın dilinin, kimliğinin yasak olduğu ve o halkın yiğit evlatlarının ölümüne direndiği bir ülke de bayram nasıl olur?
Bir saatte 34 insanın katledildiği bir ülke de bayram nasıl olur?
Peki, bu durumda bayram gelmiş de kime gelmiş, niye gelmiş?
Bayram gelmiş kime gelmiş, niye gelmiş?