BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık tarafından verilen önergede kışlalarda şüpheli asker ölümlerinin son yıllarda artarak devam ettiğini dikkat çekildi. Sakık, İnsan Hakları Derneği'nin raporlarına dayanarak verdiği bilgilerde 1991 ile 2001 arasında en az 815 askerin şüpheli şekilde öldüğünü, 433'ünün yaralandığını, 2001 ile 2009 yılları arasında 433 askerin şüpheli şekilde hayatını kaybettiğini belirtti. Sakık, 2009'da 30, 2010 yılında 34 "şüpheli asker ölümünün" yaşandığını belirterek, Kıbrıs'ta askerlik yaparken "Disko" olarak bilinen askeri disiplin koğuşunda işkence gören ve 12 Ekim günü Gülhane Askeri Tıp Akademisi yoğun bakım ünitesinde hayatını yitiren Uğur Kantar olayınını faillerinin de yargılanmasını istedi.

Ölenlerin çoğu Kürt!

"Şüpheli ölen!" askerlerin çoğunun Kürt olmasının işin vahametini daha fazla ortaya koyduğunu belirten Sakık, eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'in ortaya çıkan ses kaydında, "Bir askerimizi alnından vurduk" itirafının kışlalarda ölen asker ölümleri üzerindeki şüpheleri daha da artırdığını dile getirdi. "Birinci ağızdan gelen bu itiraflar asker ölümlerinin kazayla olmadığının çok açık göstergesidir" değerlendirmesinde bulunan Sakık, günün siyasi konjonktürüne göre gerçekleşen şüpheli asker ölümlerinin askeri savcılık ve mahkemeler tarafından karara bağlanmasının ölümlerdeki gerçeklerin gün yüzüne çıkmasını engellediğini kaydetti. Sakık her geçen gün artan şüpheli asker ölümlerinin aydınlığa kavuşması için Meclis'te Araştırma Komisyonu kurulmasını ve bu komisyonunun biran önce gerçekleri gün yüzüne çıkarmasını istedi.

ANKARA




TİHV: Koruyamadık, özür dileriz


Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Uğur Kantar için dün "Uğur Kantar'ı İşkenceden Koruyamadığımız İçin Özür Diliyoruz!" başlıklı bir metin yayımladı. İşkencecilerin Türkiye'de her zaman cezasız bırakıldığının dile getirildiği metninde, bu nedenle "işkenceye sıfır toleransın" büyük bir yalan olduğu ifade edilirken sadece Ceza Yasası'nda değişiklik yapmanın sorunu çözmediği vurgulandı ve şu ifadelere yer verildi:
* Kolluk gücünden amirlerine, savcısından hakimine kadar uygulamada etkili olan tüm sorumlu öznelerin zihniyetinde topyekûn bir değişikliğin olması gerekiyor.
* Böylesi bir değişiklik olmadığı içindir ki, işkence yapanlara resen dava açılmıyor, açılan davalar da çok uzun sürüyor, beraat ya da en asgari cezalar ile sonuçlanıyor.
* İşkencenin önlenmesinde çok etkili bir ziyaret mekanizması oluşturulmasına imkan tanıyan Birleşmiş Milletler (BM) İşkenceye Karşı Sözleşme'nin Seçmeli Protokolü (OPCAT) 2005'de imzalamasına karşın ancak 2011'de Meclis'te onaylanıp yürürlüğe sokulabildi.
* Ancak hala Sözleşme'nin gereklerine uygun tarafsız, bağımsız ve etkin çalışabilecek bir önleme mekanizması oluşturulmuş değil.