Sami Evren, Başbakan Erdoğan'ın Dersim ve çevresi bombalanırken hem operasyonları desteklediğini hem de yine Hasip Kaplan'ın belirttiği gibi özür telaşına düştüğünü söyledi. Bu özür telaşının kısa dönem siyasetçi çıkarları için olduğunu belirten Evren, "Anladığım kadarıyla AKP'nin hedefleri, CHP'de böyle, tabiri caizse bir sidik yarışı içindeler bütün bu ciddi meselelerin buna alet edilmesi hiç hoş değil. Yakın dönem için yine biliyorsunuz gazeteciler aracılığıyla operasyonların genişletileceği mesajı veriliyor, arkasında Başbakan'ın verdiği güven var savcılara, emniyet mensuplarına vesaire. En azından yakın dönem için gelişmelerin ne yönde gelişeceği aşağı yukarı belli ve çok umutlu olmak durumunda değilim şahsen" dedi. Aydınların hükümetin bu saldırılarına karşı ortak mücadele etmesi gerektiğini ifade eden Evren, acil topyekun mücadele çağrısı yaptı. Evren, "Hem halkların demokratik kongresi olsun hem BDP ve Kürt sorunu üzerine kafa yoran aydınlar olsun daha örgütlü bir şekilde top yekun gerektiğinde sokağa çıkaraktan bu AKP'nin yürütmüş olduğu faşizan uygulamalara söyleme bir şekilde karşı çıkması için acilen davranması gerektiği görüşündeyim" diye konuştu.

Tonak: Arkasında Başbakan var
Prof. Dr. Ahmet Tonak,  arkasında Başbakan Erdoğan'ın olduğu bu tasfiye furyasının nereye kadar süreceğinin kestirilemediğini belirterek, AKP'yi "cambaz siyaseti" yapmakla suçladı. Tonak, şunları söyledi: "Bir taraftan Dersim'de 1938'deki öldürülenlerden güya özür diliyor bir taraf tan da katliamlara, tutuklamalara, siyasetçileri cezaevlerine doldurmaya devam ediyor. Acaba merak ediyorum yani 2011'de iktidarda olan bir Başbakan'ın yıllar sonra onun adına kim özür dileyecek? Bu koskoca bir soru işareti. Tabi son süreçte bu operasyonların siyasi operasyonların olduğu tescilli. Bunu savcılar araştırsa arkasında Başbakan'ı bulurlar. Çünkü siyasi referansını oradan siyasi iktidardan almaktadır. Bu hukuk sistemi açısından da adalet sistemi açısından da insanlık açısından da her şeyden önemlisi Kürt sorununu çözmeyeceği konusunda bu direncini giderek arttırmaktadır. Hükümet bu dengeler üzerinden siyaset ne kadar sürdürebileceğini kestiremiyorum."
Ortadoğu'daki yaşanan gerilimlerin, Suriye, İran meselelerin Avrupa'daki krizin hepsinin şimdilik AKP Hükümeti'nin yerini güçlendirmiş gibi göründüğünü ifade eden Tonak, geleceğe işarete ederek, "Ama şunu bilsinler ki tarih mutlaka kendi halkına zulüm edenlerden hesabını sorar" diye konuştu.

Köker: Çözemeyecekler

Prof. Dr. Levent Köker de tutuklamalara tepki göstererek, yaşananlardan duyduğu kaygıyı paylaştı: "Kürt meselesini çözme işi Kürt meselesinin siyasi taşıyıcılığını üstlenmiş önemli bir siyasi aktör olarak BDP üzerinden veya onun siyaseten bitirilmesi şeklinde bir programa doğru bir endişe uyanıyor insanda. BDP'nin temsil ettiği Kürt meselesi boyutlarının çözüme dahil olmadığı bir sürecin Kürt meselesini çözemeyeceğini düşünüyorum. Dolayısıyla BDP'siz bir çözüm bu meselede çözüm olamayacağı için KCK operasyonları üzerinden yapılan işlerin acaba BDP'yi bu sürecin tamamen siyasetin dışına itmeyi doğurabilir türünden bir endişem var."

Toksöz: Meşruiyeti tartışmalı

TESEV Direktörü Fikret Toksöz ise, 'KCK davaları'nın şeffaflaştırılması gerektiğine dikkat çekti. 'KCK operasyonları'nın evrensel hukuk anlayışını zedeleyen bir strateji içinde uygulandığı ve Hükümetin çözüme yönelik iyi niyeti üzerinde haklı kuşkulara neden olduğunu ifade eden Toksöz, "AKP'nin Terörle Mücadele Kanunu'na sahip çıkması ve ona dayanarak gizlilik kaydıyla tutuklamalarda bulunması, demokratik bir ülke olma isteğiyle bağdaşmıyor. Demokrasiler kamuoyunun devleti denetleyebildiği, dolayısıyla devlet tasarruflarının gerekçeleriyle birlikte kamuoyu ile paylaşıldığı rejimlerdir. Yürütülmekte olan siyasetin meşruiyeti bu şeffaflığı zorunlu kılar. Kürt meselesinde de çözüm ancak meşru olarak algılanan yöntemlere dayandığı ölçüde mümkün olacaktır" diye uyardı.

DİHA/İSTANBUL