Ekim ayı başında 'Demokrasi paketi'nin büyük bir şovla açıklanmasından bu yana Kürtlere ve diğer muhalif kesimlere yönelik gözaltı ve tutuklamalar, KCK operasyonlarını hatırlatır düzeyde artmış durumda. Rojava sınırına örülen utanç duvarları, Cenevre-2 toplantısına Kürtlerin katılımını engelleme girişimleri ve siyasi- sivil kontra uzantılarıyla Kürdistan'da huzursuzluğu derinleştirme girişimleri tam hız sürüyor.
BDP, dinamizmiyle Türkiye'deki toplumsal muhalefeti, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile alternatif bir demokrasi gücüne dönüştürme gayreti sergilerken, AKP ise devletin tüm imkanlarını seferber ederek, Kürdistan'daki din maskeli organizasyonlarla Kürtlerin örgütlü gücünü dağıtmak ve saldırılarla sindirmek hamlesine girişmiş durumda. Tüm demokratik gösteriler polis ve yargının saldırılarına maruz kalırken, şimdi de Türk Başbakan Erdoğan'ın, yöneticileriyle önceki hafta görüştüğü 90'lı yıllardaki kontrgerilla vahşetinin devamı HÜDA-PAR'ın üyelerinin Batman'da seçim çalışması yapan BDP'lilere ateş açıp 1 kişiyi öldürdüğü haberleri düşüyor ajanslara...
Görülen o ki; seçime doğru Kürtler özgürlük, demokrasi ve çözüme yoğunlaşırken, AKP ise dini görünümlü kontra çeteleriyle halkı sindirmeye ve örgütlü gücünü dağıtmaya çalışacak. Bu durum ise, Kürtlere her zamankinden daha uyanık, daha örgütlü ve özgürlük ideallerine daha net kilitlenmeleri dışında bir seçenek şansı tanımıyor…
BDP-HDP'ye karşı AKP-Hizbulkontra
Türkiye'de Kürt sorununun çözümü için geliştirilen barış ve çözüm süreci, Türk hükümetinin gereken ciddiyeti göstermemesi nedeniyle tıkandı. Çözüm ve demokrasi fırsatlarını ısrarla tepeleyen AKP, Rojava başta olmak üzere tüm bölgesel gelişmelerin de artık çözümünü kaçınılmaz kıldığı Kürt sorunu konusunda klasik inkar ve imhacı devlet aklında ısrar ediyor…