Avukatlar Mesut Beştaş ve Fethi Gümüş, parti faaliyetlerinin yasadışı olup olmadığına yerel mahkemelerin değil Anayasa Mahkemesi’nin karar verebileceğini belirterek, ancak Özel Yetkili Mahkemeler eliyle BDP’nin illegalize edilip önce fiilen kapatılmaya çalışıldığını söyledi.
Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin kurulduğu 1963 yılından bugüne kadar 26 siyasi parti hakkında kapatma kararı verilirken, 1990’lı yıllardan bu yana Kürt sorununun çözümünü esas alan partilerden HEP, ÖZDEP, DEP, DDP, DKP, HADEP, HAK-PAR, DEHAP ve DTP kapatılan partiler arasında yerini aldı. 12 Eylül’de düzenlenen „referandum“ ile birlikte parti kapatmalar her ne kadar Anayasa Mahkemesi için zorlaşsa da, yargı kıskacına alınan BDP’nin siyasi faaliyetleri tümden „yasaklı“ hale getirilmiş durumda. BDP’nin tüm parti faaliyetleri ve etkinlikleri mahkemeler tarafından ya „örgütün çağrısı„ ya da „örgüt propagandasına dönüştüğü“ gerekçesi ile illegalize ediliyor. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nden (DGM) Özel Yetkili Mahkemelere dönüşen yargı sistemi, son 3 yıldır „siyasi soykırım“ olarak nitelendirilen ‘KCK operasyonları‘yla BDP’ye fiili kapatmayı dayatıyor.

Beştaş: Kapatmanın zemini hazırlanıyor

Yerel seçimlerden hemen sonra 14 Nisan 2009’da başlayıp şu ana kadar dalga dalga devam eden ‘KCK operasyonları‘ kapsamında tutuklu bulunan Kürt siyasetçi sayısı 4 bini bulurken, operasyonları eleştiren Avukat Mesut Beştaş, zorlaştırılan parti kapatma yasasının aşılmaya çalışıldığını söyledi. BDP’nin tüzüğünde yer alan gençlik kolları, kadın kolları ve siyasete akademilerinin ilegal yapılanma olarak değerlendirildiğine dikkat çeken Beştaş, YDGM veya DÖKH üyesi olan ya da faaliyetlerine katılanların „yasadışı faaliyet“e katıldığı ve bu açıdan „KCK“ üyesi olarak kabul edildiğini ifade etti.
­­Yine Siyaset Akademileri’nin de aynı suç kapsamında değerlendirildiğini kaydeden Beştaş, BDP’nin faaliyetlerinin yasadışı kabul edilip „KCK“ ile ilişkilendirildiğini ifade etti. Siyasi parti çalışmalarının anayasal güvence altında olduğuna işaret eden Beştaş, parti faaliyetlerinin yasadışı olup olmadığına karar verecek merciinin 250. madde ile görevli Ağır Ceza Mahkemeleri değil Anayasa Mahkemesi olduğunu vurguladı. BDP’nin yasadışı faaliyeti olduğuna ilişkin şu ana kadar herhangi bir kararın verilmediğine işaret eden Beştaş, „Siz yerel mahkemelerde saymanlığı, okulları, gençlik faaliyetlerini yasadışı faaliyet olarak kabul ettikten sonra insanları çok kolay cezalandırabilirsiniz“ dedi.

Gümüş: DGM’yi arar hale geldik
1973 yılından bu yana avukatlık mesleğini icra ettiğine dikkat çeken Fethi Gümüş ise ne 1980 yılında kurulan Sıkıyönetim Mahkemeleri’nin ne de 1990 yılında kurulan Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin günümüzdeki Özel Yetkili Mahkemeler kadar „hukuk dışı„ kararlara imza attığına dikkat çekti. Kişi olarak SYM ve DGM’yi arar hale geldiğini dile getiren Gümüş, AKP Hükümeti tarafından oluşturulan Özel Yetkili Mahkemeler ile birlikte siyasetin hukukun hücrelerine kadar işleyip hücreleri dahi tahrip ettiğine dikkat çekti.

Hukuk değil talimat işliyor

Günümüzde hakim ve savcılarının AKP Hükümeti’nin talimatları ile hareket ettiğini düşünen Gümüş, uygulamanın bu şekilde sürmesinin mümkün olmadığını ifade etti. Yeni nesil hukukçuların var olan hukuk sistemini kanıksadığını vurgulayan Gümüş, „Hukuksuzluk özellikle Kürdistan bölgesinde devam etmektedir. Buradaki siyasi mahkemeler hukuku tamamen rafa kaldırmıştır. Mahkemeler, hakimler tarafsızlığını tamamen yitirmiştir. Bağımsızlıklarını zaten tamamen yitirmiştir. İktidarın ve Başbakan’ın akşam vereceği beyanata dikkat edip ona göre ertesi gün aldığı talimata göre görevlerini yapmaktadırlar. Cemaatler dahi artık bu alana karışmakta hukuk kurallarını tamamen ortadan kaldırmaktadır. Adeta bir diktatörlük rejiminin başlangıcı kendini çok net olarak Türkiye’de göstermektedir“ dedi.



METİN İNAN - DİHA/AMED