
Devlet her bakımdan insanlık dışı yöntemler kullanmıştır. Öyle ki, Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil bizzat, ‘Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kesti’ demiştir.
Devlet özür dilememiş, yapılanlardan doğan mağduriyeti gidermemiştir, tekrarlanmayacağını beyan etmemiştir. Günümüz iktidarının yarım ağız özrü, hiçbir anlam ifade etmemektedir. Bir muhalefet partisini geçmişi nedeniyle eleştirirken ‘özür’ dilemek, kendi takımını protesto etmek için rakip takımı alkışlayan taraftarın ruh hali gibidir. Konu siyasi partiler değil, devlet sisteminin konusudur. Dün ‘başkası’nın yaptığı katliamdan ötürü ‘özür’ dileyen zihniyet, bugün kendi yaptığı katliamlar için kör, sağır ve dilsiz durumundadır.
Devlet, Dersim soykırımını tanımalı ve gereğini yerine getirmelidir. Unutturulan her katliam yeni katliamlara neden olur. Bunun için Dersim Katliamı'nın anılması salt bir ağıt yakma olmamakta, bunu çok aşan anlamlar taşımaktadır. Bu noktada darağacında kendi idam sehpasını tekmeleyen Seyid Rıza'nın sözlerinin hatırlanması tarihi bir öneme sahiptir: Ben sizin hile ve yalanlarınızla baş edemedim bana ders oldu; sizin önünüzde diz çökmedim ya, bu da size dert olsun.’’
PSAKD: Aleviler helalleşmeyecek
PSAKD Genel Başkanı Kemal Bülbül, Alevilerin hiçbir zaman Türk-İslamcı, ırkçı, katliamcı zihniyetle helalleşmeyeceğini söyledi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Kemal Bülbül, Dersim Katliamı'nın yıldönümüne ilişkin yazılı açıklama yaptı. Bülbül, Dersim'de Alevilere/Kürtlere karşı yürütülen sistematik bir soykırım olduğunu belirterek, "Cumhuriyet için 'Türk/İslamcılık' üzerinden tek kimlik yaratmak isteyen 'Kurucu irade' Osmanlının mirasını güncellemekten başka bir şey yapmamıştır. Osmanlı'dan 'Kızılbaşların katli caizdir' fetvasını devralan 'Kurucu irade' tek kimlik için 'gereğini' yapmıştır. Osmanlı döneminde tarifi mümkün olmayan yöntemlerle Türkmen/Alevi soykırımı yapan ve Türkmen/Alevileri bastıran, katleden, susturan 'irade' Cumhuriyette 'Tek kimlik' için önce Koçgiri, ardından Dersim'de Kürt/Alevilere soykırım uygulamıştır" dedi.
Sistematik soykırım uygulandı
Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi boyunca Türkmen, Kürt, Arap ayrımı yapmaksızın Alevilere dönük sistematik soykırım uygulandığını vurgulayan Bülbül, "Soykırım diyoruz; çünkü Alevi toplumu yaşamsal, kültürel, inançsal değerleri ile toptan hedef alınmış ve yaşadıkları yerleşim yerleri ve doğasıyla birlikte katledilmişlerdir. Bin yıllık 'Zinhar katli caizdir!' zihniyetinin uygulamacıları Alevi toplumunu mürşit, pir, dede, talip, yaşlı, kadın, genç, çocuk ayrımı yapmaksızın yaşadığı doğa ile birlikte, inançsal değerlerini de yok etmeyi hedeflemiştir. Bu uygulama soykırımdır. Bu anlamda Dersim Soykırımı, 1235/1240 yıllarında Selçuklu tarafından yapılan soykırımın devamıdır. Egemen zihniyet Alevi Soykırımı yaparken 'Kürt Alevi, Türkmen Alevi, Arap Alevi' ayrımı yapmamıştır. 'Tahtacı, Çepni, Kızılbaş/Kumsor…' hangi ad altında olursa olsun Alevi topluluklar egemen zihniyetin soykırımına uğramıştır." diye kaydetti.
Alevileri ortak yapmak istiyorlar
"Şimdi Alevi sorununu algılamaktan yoksun kimi çevreler 'Aleviler Cumhuriyetin ve Laikliğin güvencesidir!' diyerek geleneksel inkarcılığı, asimilasyonu sürdürmek ve Alevileri bu kirli politikanın ortağı yapmak istiyorlar" diyen Bülbül, "90 yıldır uygulanan cumhuriyette ve mevcut AKP uygulamalarında ne demokrasi ne de laiklik vardır" dedi. Bülbül, Alevilerin Kürt sorununun barış yöntemi ile çözümüne destek verirken AKP'yi değil kutsal bir erdem olan barışı desteklediğine dikkat çekerek, "Türk/İslamcılık, Kürt, Ermeni, Rum, Süryani, Çerkes etnik kimliklerinin ve Alevi, Hıristiyan, Ezidi inanç kimliklerinin inkarı üzerine kurulmuştur. Türk/İslamcılık politikası devletin 90 yıllık politikasıdır. AKP 90 yıllık bu uygulamaya ecdadından aldığı mirası da katarak Türk/İslamcılığa devam etmektedir" diye kaydetti.
Yapılması gerekenler
Bülbül, devlet ve iktidar yetkililerinin "helalleşmeden" söz ettiğini, Alevilerin hiçbir zaman Türk/İslamcı, ırkçı, katliamcı zihniyetle helalleşmeyeceğini söyledi. "Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyette yapılan sürgün, katliam ve soykırımların belgeleri ortaya çıkarılmalıdır. 'Devlet sırrı, devlet arşivi, gizli arşiv' gibi uygulamalara son verilmelidir. Bu arşivler 'Hakikatleri Araştırma Komisyonu' tarafından incelenmeli ve ortaya çıkacak sonuç yargı kurumu tarafından evrensel hukuk, uluslararası sözleşmeler ışığında sonuca ulaştırılmadır. Devlet Türkmen, Kürt, Arap Alevilerden özür dilemelidir" diyen Bülbül, ayrıca Koçgiri, Dersim, Malatya, Maraş, Sivas, Çorum, Madımak, Gazi, Ümraniye gibi sürgün, katliam ve soykırımlarından dolayı maddi, manevi zarara uğrayan Alevilere tazminatın ödenmesi ve devletin özgür dilemesi gerektiğini vurguladı.
"Alevi sorunu makro politik bir sorundur. Bu sorunu yaratan devletin inkârcı politikasıdır" diye belirten Bülbül, şöyle devam etti: "Devlet Alevi inancını tanımalıdır. Alevi toplumunun ve Alevi Demokratik hareketinin talepleri kabul edilmelidir. 'Yeni Anayasa' bu gerçeği ve Türkiye'nin etnik, inançsal, kültürel çoğulculuğu yapısını dikkate alınarak yapılmalıdır. Alevi köylerine cami yapma uygulaması son bulmalı, bu güne kadar Alevi köylerine yapılmış camiler kapatılmalıdır. Tekke ve Zaviyeler Kanunu kaldırılmalıdır. Cumhurbaşkanı tarafından 'Madımak Hadisesini Araştırmak Üzere' görevlendirilen 'Devlet Denetleme Kurulu' bu görevini 'Hakikatleri Araştırma Kuruluna' devretmelidir. Madımak Oteli 'Anı Evi' değil utanç müzesi olmalıdır. Yeni Anayasa ve yasalarda 'İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar ve nefret suçları' için düzenleme yapılmalıdır. Madımak Katliamı davasının bir bölümü için verilen 'Zaman aşımı' kararı iptal edilmelidir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Madımak Katliamı davasının 'zaman aşımı' kararına 'Bu karar Türkiye'ye hayırlı uğurlu olsun!' dediği için Alevilerden ve Türkiye kamuoyundan özür dilemelidir. 'Tunceli' ismi derhal iptal edilmeli ve Dersim kabul edilmelidir. Mezarı 'kayıp' olan Pir Sultan Abdal, Seyid Rıza gibi mürşitlerimizin, pirlerimizin mezar yerleri devlet tarafından bulunmalıdır. Sivas'taki üniversitenin adı Pir Sultan Abdal Üniversitesi, Dersim'deki üniversitenin adı Seyid Rıza Üniversitesi olarak değiştirilmelidir. Katliamların yapıldığı yerlere Soykırım Anıtı yapılmalıdır."