
Gerçekten de BDP’nin işi çok zor. Allah kolaylık versin diyoruz. Yakın zamana kadar bazıları BDP’yi “PKK’ye terör örgütü de” dayatmasıyla PKK’nin karşısına çıkarmak istemenin doğru ve gerçekçi olmadığını söylüyorlardı. Daha önce böyle düşünenler “PKK’ye karşı dur” safına geçmiş bulunuyor. AKP hükümeti açıkça bunu istediği için onlar da bu korunun ateşli amigoları haline gelmiştir.
Bu farklılık nereden geldi diye sorulabilir. BDP’ye bu dayatmayı yapmak gerçekçi değil dediklerinde siyasi konjönktür farklıydı. O zamanlar AKP çözüm istiyor, ama engel olanlar var, argümanları bulunuyordu. AKP’nin Kürt sorununun çözümü konusunda adım atmamasını gerekçelendiriyorlardı. Bu dönemde “PKK’ye terör örgütü de” dayatması esas olarak asker-sivil bürokrasiye yakın basından ve çevrelerden geliyordu. BDP’ye bu dayatmayı yapmak doğru değil diyerek orta bir yol tutturuyorlardı. Hatta bu konuda başbakanın bu yönlü söylemini; “görüşmem ve el sıkmam” yaklaşımını eleştiriyorlardı.
Şu anda AKP’nin devlete önemli oranda hakim olduğu, herhangi bir konuda adım atmasını engelleyecek bir güç kalmadığı konusunda bir hemfikirlik var. “AKP çözmek istiyor, ama önünde şu engel var” gerekçeleri kalmamış bulunuyor. Artık BDP ile AKP karşı karşıya. AKP ve devlet ayrı demek mümkün değil. Bu nedenle BDP’nin tutumu ve siyasal mücadelesi açıkça AKP’ye karşı olmuş oluyor. BDP de toplum da AKP’nin Kürt sorununu çözmesi konusunda adım atmasını bekliyor. Ne var ki AKP’nin çözüm için adım atacak ne zihniyeti ne de niyeti var.
Bu durumda BDP ve Kürt halkı ile AKP karşı karşıya geliyor. Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesi AKP’yi zorluyor. Bu mücadelenin önemli bir parçası da BDP olduğu için yandaş basın ellerinin altında olduğunu düşündükleri BDP’ye yükleniyorlar. AKP’ye karşı mücadele eden cepheyi böylece parçalamaya çalışıyorlar. Bunun için de BDP’ye “PKK’ye karşı çık” dayatması yaparak AKP’nin rahat iktidar olmasını ve devleti tümden ele geçirmesini sağlamak istiyorlar.
BDP’ye ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne işbirlikçi siyasal İslamcı cephenin bu kadar saldırmasının temel bir nedeni var: o da AKP ve yandaşları demokratik bir Türkiye’de herhangi bir toplum kesiminden biri olmak istemiyorlar. Demokrasi içinde hakim ve baskın bir toplumsal ve siyasal güç olamaz. AKP ise herhangi bir siyasi ve toplumsal güç gibi demokratik bir ülke içinde yer almayı kabul etmiyor. Buna razı değil. AKP tamamen Türkiye’deki siyasal sistemin başat gücü olmak istiyor. Nasıl ki 1930’larda CHP sistemin başat ve yönlendirici gücüydü, günümüzde de AKP CHP’nin yeni versiyonu olma peşindedir. Bu nedenle devlete ve topluma tümden hakim olması önünde engel gördüğü Kürt Özgürlük Hareketi’ne ve BDP’ye yükleniyor.
AKP ve dayandığı toplumsal taban kuşkusuz demokrasi içinde yer alması gereken bir kesimdir. Kürtler gibi, Aleviler gibi İslami hassasiyetleri olan toplumsal kesimler ve siyasal temsilcileri de demokratik Türkiye’de bir siyasi güç olacaklardır. Kürtlerin mücadelesinin hedeflediği Türkiye böyle bir gerçekliğe tekabül ediyor. Kürt sorunu çözüldüğünde Türkiye demokratikleşerek tek bir toplumsal ve siyasal gücün hakim olmadığı yeni bir Türkiye doğacaktır. Böylece AKP ve işbirlikçi siyasal İslam’ın tek başına hakim olmak istediği Türkiye hayal olacaktır. AKP ve yandaşları ile Kürt hareketi arasındaki gerilimin arkasında böyle bir gerçeklik bulunuyor.
Bir düğmeye basılmış gibi BDP’ye yükleniliyor. Öyle ki bu yüklenme demokratlık ve demokrasi adına yapılıyor. Eğer 1993-94 yıllarının basınına bakılsa kapatılan ve milletvekilleri tutuklanan DEP’e bile böyle bir psikolojik savaş yürütülmediği görülür.
Bu baskılarını ve dayatmalarını gerekçelendirirken, bugün Türkiye’de demokrasi var diyorlar. Bunu da pişkince, utanmadan 3000 üzerinde yöneticisi ve üyesi yıllardır tutuklu olan bir partiye söylüyorlar. BDP’yi neredeyse çalışan kadrosu bırakılmayan bir parti haline getirdiler. Terörle mücadele yasası, Kürt demokratik hareketinin üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi dururken, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünden nasıl söz edilebilir? Türkiye her şeyin konuşulduğu ülkeymiş; demokratik mücadele imkanları varmış söylemleri her günkü Türkiye manzarası göz önüne getirildiğinde tamamen bir demagojidir. “Kürtsüz demokrasiyi” kabul ettirme anlayışıdır.
BDP’lilerle diğer partilerin Kürt sorununa ve PKK’ye bakışı farklıdır. Bu farklılık HEP’ten beri devam ediyor. Devlet güdümlü ya da devlet politikasına sahip olan partiler PKK’ye, gerillaya terör örgütü ve terörist diyor. Bu bakış zaten şimdiye kadarki kirli savaşın ve çözümsüzlüğün kaynağıdır. Şimdi PKK’ye bizim gibi bakın demek 30 yıllık çözümsüzlüğü BDP’ye de kabul ettirmektir. Bunun ne kadar faşist ve tek, tek, tek zihniyeti olduğu açıktır.
Kürt sorununu yaratan devlettir. Bu sorun hala da devam ediyor. Demek ki devlet bu sorunu çözmemiş; çözmek de istemiyor. Kürt sorunu çözülmediği müddetçe Türkiye sorunlardan kurtulamaz. Şimdi bu gerçek ortadayken, Kürt sorunu çözülmemişken, Kürt sorununu çözümsüz bırakanın PKK ve gerillanın varlığıymış gibi göstermek bir saptırmadır; dikkatleri çözümsüz devletten ve onun hükümetinden başka yerlere çekmektir.
Bu nedenle BDP’ye yüklenenler hem suçlu hem güçlü pozisyonunda olanlardır.
Bırakın BDP’yi, PKK’li yetkililer bile Kürt sorununu çözün; Türkiye’yi demokratikleştirin, buna rağmen gerçekleşen çözüme karşı çıkan varsa birlikte karşı olalım demişlerdir. Ortada bir çözüm yokken, Türkiye’de demokrasi yokken, demokrasi içinde sorunların çözümünün güvencesi oluşmamışken BDP’ye “PKK’ye karşı çık” demek bir özel savaş dayatmasıdır. Hiç kimse de BDP’ye bunu yaptıramaz.
Hükümete düşen görev, Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı siyasal, sosyal sorunların temelini ortadan kaldırmaktır.
Hiç kimse diğer partiler gibi BDP’yi de Türkiye’deki özel savaşın ve psikolojik savaşın parçası haline getiremez. Hiç kimse kendileri gibi BDP’yi askeri ve siyasi operasyonların destekçisi yapamaz. BDP askeri ve siyasi operasyonlara tabii ki her koşulda karşı çıkacaktır. Devletin çözümsüz politikalarına karşı mücadele edecektir. Dolayısıyla BDP’ye demokratlık ve demokrasi adına yüklenenler de özel savaşın aktörleri konumundadır.