
Kürtlerin siyasi iradesinin tanınmadığı, tanınmayacağı BDP’ye yaklaşımla netleşmiştir. Kürdistan’da seçimin fazla bir anlamı olmadığı da anlaşılmıştır. 2009 yılında Kürt demokratik hareketi seçimden başarıyla çıkmış, ama seçim sonrası belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, il ve ilçe yöneticileri ve üyeleri tutuklanmıştır. Bugün tutuklananların sayısı on bin civarındadır. Bu tablo hiçbir değerlendirmeye gerek bırakmadan AKP ve Türkiye gerçeğini ortaya koyuyor.
Şimdiye kadar tutuklama ve baskılar milletvekili dışındakilere yönelikti. Kuşkusuz milletvekilleri üzerinde de baskı vardı. Milletvekillerine fiziki saldırı dahil her türlü saldırı yapılıyordu. Ancak milletvekillerine saldırının bugünkü düzeye gelmesinin nedenleri var. Birincisi Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürütülen çok boyutlu saldırı ve tasfiye harekatıyla ilgilidir. İkincisi ise yapılmak istenen anayasayla ilgilidir.
AKP, Kürt Özgürlük Hareketi’yle yürüttüğü savaşta herkesin yanında olmasını istiyor. Bu nedenle Başbakan “ya bendensin ya onlardansın” dedi. AKP’nin politikalarına desteklemeyeceğine ve yedeği olmayacağına göre BDP’nin daha şiddetli biçimde hedeflenmesi anlaşılır bir durumdur. AKP Hükümeti, BDP’nin kendi politikaları karşısında durmasını kabul etmiyor. BDP AKP’nin politikalarını sadece eleştirmiyor, aynı zamanda bu politikalara karşı halkla birlikte direniyor. Her olayı bahane edip BDP’ye saldırmasının nedeni budur. Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürütülen saldırının gereği BDP’nin susturulması gerekiyor. Çok şiddetli savaş yürüten devletler ve hükümetler içerisini her zaman susturmak isterler. AKP Hükümeti’nin yaptığı da budur.
BDP’ye bu kadar yüklenilmesinin diğer nedeni de yapılacak anayasadır. Türkiye için yeni bir anayasa yapmak zorunlu hale gelmiştir. Artık eski anayasayla Türkiye yönetilemiyor, yönetilemez. Kürt halkının özgürlük direnişi ve demokrasi güçlerinin mücadelesi 12 Eylül anayasasının meşruiyetini çok zayıflatmıştır. Değişiklikler bile bu anayasanın meşruiyetini güçlendirememiştir. Özcesi Türkiye’yi yönetmek için yeni bir anayasa şart hale gelmiştir. Bu anayasanın en başta da Kürtleri sistem içine alması gerekmektedir. Çünkü mevcut anayasa Kürtleri sistem içinde tutamıyor, Kürtler bu anayasa altında yaşamak istemiyor.
Türk devletinin şu andaki amacı Kürtleri yapacağı anayasaya ikna etmek ve sistem içine sokmaktır. Eğer Kürtleri bazı kırıntılarla yeni anayasal sistem içine sokabilirse buna karşı direnecek güçleri tasfiye edeceğini hesaplamaktadır. AKP’nin bütün çabası Kürt Halk Önderinin öngördüğü gibi 12 Eylül anayasasının “liberal” versiyonunu yapmaktır. Bunu baskı, psikolojik savaşla Kürtlere kabul ettirirse 5-10 yıl daha zaman kazanıp bu süreçte Kürt Özgürlük Hareketi’ni zayıflatıp ezmeyi planlamaktadır. Özcesi BDP üzerinde bu kadar baskı yürütmesinin bir nedeni de BDP’yi düşündüğü anayasaya razı etmektir. Baskı, tehdit ve şantajın bir hedefi BDP’yi bu çizgiye getirmektir. Tümünü olmasa da bir kısmını yapacağı baskıyla “yetmez ama evet”ci noktasına getirmek istemektedir.
Belki çok yansımıyor, ama Türk devletinin şu anda üzerinde uğraştığı temel konu yeni anayasa yapılması konusudur. Cemil Çiçek zaten bunun için Meclis Başkanı yapılmıştır. BDP’lilerin gerillayla kucaklaşması ya da başka nedenlerin hepsi bahanedir. 2009 yılından bu yana siyasi soykırım operasyonlarıyla BDP’nin zayıflatılması da sürekli yürütülen psikolojik savaş da bu amaçlıdır.
2009 seçim sonuçları göstermiştir ki bu halka ve örgütlü BDP’ye kendi düşündükleri siyasal sistemi kabul ettiremeyeceklerdir. Bu nedenle siyasi soykırım operasyonlarıyla BDP’yi zayıflatıp Kürtleri kendi istedikleri sistemi kabul ettirecek duruma getirmek istemişlerdir. Habur’dan sonra siyasi soykırım operasyonların arttırılmasının nedeni de budur. Çünkü gerillayı karşılayan milyonlarca insana kendi düşündükleri “çözümü”, yani yeni koşullardaki egemenlik ve kültürel soykırım sistemini kabul ettiremeyeceklerini görmüşlerdir. Bugün Kürt halkına, BDP’ye, gerillaya, bir bütün olarak Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik tüm saldırılarının amacı aynıdır. Kürtlerin iradesini tanıyıp demokratik temelde Kürt sorununu çözme zihniyeti ve niyeti olmadığından bu yönlü politika izlemektedirler. Zihniyet değişmediği müddetçe de bu baskılar devam edecektir. Nitekim AKP’nin akıl daneleri bu baskılar ve tutuklamalar yetmez, daha fazlası yapılmalıdır denilmektedir.
AKP’nin, daha doğrusu Türk devletinin bu politikası önümüzdeki dönemin de çatışmalı geçeceğini göstermektedir. Amaç irade kırma ve boyun eğdirme olunca her türlü baskı sisteminin devreye sokulması da söz konusu olacaktır. Bu politikaya boyun eğilmeyeceğine göre Kürt halkına ve demokrasi güçlerine düşen görev direnmektir. AKP’nin maskesi düştüğünden bu direniş ve demokrasi cephesinin gelişmesi ve Türkiye’nin geleceğini belirleyecek bir konuma gelmesi mümkündür.