Günlük yaşam içerisinde en ciddi konuşmada verilen örnek veya kullanılan deyim ve kavramın maksadını aşmaması için kullanılan "bê mane" (Yanlışa yorma), o konuşmaya şahit olanların, o kavrama dair onlarca hınzırca yorum yapmasına yeter de artar. Yani doğal bir toplum olan Kürt toplumunda mizah, bir yaşam biçimidir, her yerde ve her ortamda vardır. 

Kürdistan kırsalında ve köy yaşamındaki mizahın temel kaynağı toprak, ziraat, hayvancılık ve doğal yaşamın diğer alanlarıdır. Her ortamın, her mevsimin ve yaşamın her anının kendine has incelikleri olan mizahından söz edilir. Kürt mizahını argodan, cinsel çağrışımlardan ve beddua/küfürden soyut ele almanın mümkün olmadığını az çok bu konulara ilgi duyanlar bilir. Günlük yaşam içerisinde Kürdistan kırsalında -tabii ki ağırlıklı olarak doğup büyüdüğüm bölgeyi esas alarak- doğal mizahı ifade etmeye çalışacağım. Bu mizahın motive ediciliğinden, hoşgörüye ve birlikte yaşama katkısından bahsedeceğim.


Oyunlar 

Köy meydanından köy odalarına, tarladan harman yerine köylerde oynanan oyunların tümünün eğitici olduğu kadar eğlendirici tarafı da vardır. Oyuncuların performansını ve oyunun başarısını ölçen ise doğal jüri durumundaki izleyicilerdir. Kural kaidesi olan oyunların dışında, köye gelen konukların haberleri bile olmadan dahil edildikleri doğaçlama tiyatrolardan farksızdır, köy odaları. İşleten ile işletilen, oyunu kuran ile oyuna gelenin ve izleyicilerin tümünün eşit derecede zevk aldığı oyunlardan şevbêrk ve sohbetler, köy toplumunda aslında mizah ile yaşamın nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. 


Köy odaları ve atışmalar

Bunlar, genelde köyün ileri gelenlerinden birinin evinde olur. Başka köyden veya yöreden atışması, mizahi gücüyle güçlü biri misafirliğe geldiğinde ya da geleceği haber alındığında köy sakinlerine şenlik doğar. Misafir en iyi şekilde ağırlanır, yemekler yenir, çaylar, kahveler içilir ve gittikçe kızışan bir atışma başlar. Bu atışmalar, karşılıklı stranlar şeklinde, "metelok" denilen doğaçlama kafiyeli taşlamalar ve birbirleriyle ilgili komik anıların anlatılmasına, fıkra ve köyün, yörenin ilginç, komik, çarpık özelliklerine kadar birçok şekilde olabilir. 

Yarı profesyonel gezgin sanatçı "mitirb"lar, bu atışmaların önemli aktörleridir. Birçok Kürt beyi veya ağası, kendi himayesinde bulunan ama gerekirse onu da eleştiren, taşlayan mitirblar ile başka yöreden gelen mitirbların atışmalarını organize eder. Elbette mitirbın atışmadaki başarısı bey/ağanın da başarısı olarak algılanırdı. 


Medreseler ve mizah 

Mizah ve entelektüel yapı, yani aydınlanma ayrı tutulamaz. Kürdistan mizahının ortaya çıktığı en önemli yerlerden biri de medreselerdir. Medreselerde ders gören, sokakta karşılaştığında başı önde sağa sola bakmadan yürüyen, görünen "feqilerin" (medrese öğrencisi) kendi ortamları çok farklıydı. Toplumsal ilişkilerden, imamdan, camiye gelen cemaatten köyde yaşanan sorunlara kadar birçok mevzunun ele alındığı, erotizm dahil yaşamın tüm alanlarının konu edildiği ve mizahın üst boyutta yaşandığı yerlerdi medreseler.  

Medrese ekolünden yetişen bu imamlar (meleler), görev yaptıkları yerlerde toplumun kaynaşması, sorunların çözümünde mizahı ustalıkla kullanmıştır. Her yörede bu şekilde nam salan bir imam vardır. Şüphe yok ki Kürdistan'da bu ekolun en meşhuru Mele Meşhûr'dur. Mele Meşhûr'a dair onlarca, yüzlerce komik, bir o kadar da eğitici öykü anlatılır. Bunlardan bir tanesi, "Xelîtk vala ye ehmeq" olarak bilinen fıkradır: 

Mele Meşhûr namaza durduğu sırada hırsız eve girer. Fakir olan Mele'nin evinde bir şey bulamaz. Derken namazını bozmayacağını düşündüğü Mele Meşhûr'un ceplerini karıştırıp cüzdanını çıkarır. Namazını bozmak istemeyen Mele, yüksek sesle şöyle söyler: "Quleûzûbîn rabînfelaq, cuzdan vala ye ehmaq, ser de jî dê li te xim bi telaq." (Quleûzûbîn rabînfelaq, cüzdan boştur ahmak, yemin olsun bir de seni döveceğim.)


Metelok-heyranok

Metelok, daha çok gençlerin atışma biçimi olarak anılır. Kafiyeli bir şekilde uzun uzun cümleler kurar ve kafiyeli dizelerin final cümlesinde karşıdakine sert bir saldırı yapar. Karşıdakinin daha az şiddette bir cevap vermesi, zaten yenilmesi anlamına geleceğinden, kısa sürede ve daha etkili bir metelok bulmak zorundadır. Kurgusu yoktur. Karşıdakinin ismi, elbisesinin rengi, boyu, ailesi, mal varlığı, akrabasından başlanabilir. Meteloklarda çobanlar çok başarılıydı. 

Mesela biri şöyle bir metelok ile başlar:

Ez li ser derî

Tu li ser derî

min bi şefqa bavê te de rî

bû sibeh te rahiştiyê, bire sûkê

Te got yalla tatlî…

Karşısındaki ise en az şu sertlikte bir yanıt verir:

Ez li ser dîrek

tu li ser dîrek

min derpiyê diya te

kişand ser dîrek

ji şivan, gavan û cotkaran re kire beyreq

Kadınlar ve genç kızlar arasında veya genç kızlar ile genç erkekler arasında yaşanan atışmalar ve söylenen meteloklar farklıdır, bunlar ise "heyranok" olarak bilinir. Meteloklara göre heyranokta mizah yönü daha zayıf ama romantizm, aşk ve duygunun yoğundur; sevdanın, aşkın dolaylı bir şekilde dillendirildiği söylevler olarak gündeme gelir. 

Heyranoklar, Kürt destanlarının birçoğunda ve genellikle savaşın başlamasından önceki atışmalarda, destan kahramanı kız ve erkeklerin karşı karşıya geldiklerinde kullandıkları bir sanatsal anlatıdır. Karşısındakini küçümser, alaya alır ve bu şekilde moral olarak tüketmek ister. Karapêtê Xaço'nun "Lê Lê Edûlê" stranında gencin Edulê'ye aşkını ilan ederken onun için dünyayı karşısına alacağını, bir öpücük için ölebileceğini söyleyen gence onu beğenmeyen Edûlê'nin verdiği hınzırca cevap gibi: 

Nabê nabê heşaşo nabê,

De bila ava xêbikê, xêbûrê di navbera min û te de rabe,

De bila sabûna hibikê, hamayê, Cizîra Bota, Bexdayê bibe kef û birince tê de rabe,

Em ê herin ber avê de cemidî, hinarî sor gulî bişom, dikim û nakim kef û kinca devê te jê safî nabe...

(Olmaz olmaz haşhaşi olmaz dedi Adûlê;

Xebik ve Xabur suyu aramızda yükselsin.

Hibik, Hema, Cizîra Botan ve Bağdat sabununu içine atıp köpürtsem,

Soğuk suyun kenarına gidip gül yanaklarımı yıkasam,

yine de salyanı temizleyemem)

Hemen hemen her Kürt destanında, stran ve öyküsünde atışmaların, metelok ve heyranokların örnekleriyle karşılaşmak mümkün. Xerabo olarak bilinen ünlü destansı strandaki atışma ya da Xirabo'nun ona ihanet ederek başka bir kız istediğini duyan sevgilisinin ettiği beddua gibi... (Xirabo "deli dolu" anlamına gelen bir yakıştırmadır.)

Xirabo, dîno, min bihîstî tu zewicî, te ji xwe re yek dixwestî,

Heke ji min çêtir be, bila li te helal be, li wî canî, yan na, ezê tu nifiran li te nekim, tu dûrî destî. Xwedê teala bike, Rebî…! Goştê canê te bihele, li hewa bimîne komek hestî,

Tu kor bibî, têkevî ber vî destî.

(Xirabo, deli, duydum ki kendine bir kız istemişsin, evleneceksin. Benden iyi ise hayırlı olsun, yarasın o canına. Değilse sana beddua etmeyeceğim, uzaksın, elimin altında değil. Rabbime yalvarıyorum; vücudunun etleri erisin, havada kalsın bir tutam kemik, kör olasın elime düşesin, bana muhtaç kalasın.)


Mizah ritüel olarak Qirdikê Serê Salê

Yılbaşından bayramlara, taziyelerden düğünlere toplumun dahil olduğu bütün etkinliklerin önemli ritüellerinden biri de mizahtır. Kız isteme, düğün, yılbaşı, bayram, yağmur duası, hasat mevsimi, ay ve güneş tutulması, bağbozumu gibi bütün etkinliklerin kurallarında ustaca ve hınzırca döşenmiş mizah anlayışının çok sağlam nüvelerini görmek mümkün. Yas, taziye, kavga gibi yaşamın tüm anları, çok iyi gözlem sahibi olan yetenekli mizahçılar tarafından adeta kaydedilir, yeri ve zamanı geldikçe de kullanılır. Yazın tarlada yaşanan, o an için büyük bir kriz ve sorun olan bir kavga, hayli hayli kış mevsiminin sohbetlerinde insanların katıla katıla güldükleri bir mizahi olgu olarak gündeme gelebilir. Bu ritüellerden bazıları ele alınacak olursa, kız isteme ve düğünler en fazla olan etkinliklerdir. Çok karmaşık ve ciddi olan bu süreçlerin gidişatına yerleştirilen ritüeller, herkesin memnun kalacağı eğlenceli bir çözümler silsilesidir aslında. Bunları kısaca sıralayabiliriz:

'Karê Aziban' (bekarlar oğlağı), kına gecesinde avucuna altın bırakılmadan gelinin ellerini kına yaktırmak için açmaması; gelinin dayısına istenen hediye; gelini almaya gelen düğün alayı "berbulî"den gelinin erkek kardeşine verilen "piştderî" olarak bilinen parayı almak için gelinin bulunduğu odanın kapısının kilitlenmesi; gelin konvoyu köyden çıkarken yolu taşlarla kapatan çocuklara verilen para ve hediyeler; gelin konvoyu damadın evine yaklaşınca bahşiş almak için gençler tarafından gelinin kundurasının damada, damadın mendilinin geline götürülmesi; gelinin bir altın almadan attan veya arabadan inmemesi; gelin eve girmek üzereyken içi şeker, bozuk para dolu küpün çocuklar için damat tarafından kırılması gibi ritüeller düğünden sonrası da devam eder. 

Yılbaşında köyün gençlerinin kılıktan kılığa girerek "qirdik (maymun)" diye adlandırılan doğal toplumun palyaçosu olarak ev ev dolaşıp yeni yılın güzel temennilerini şiirsel bir söylevle ileterek bahşiş toplaması, yılbaşı eğlencesidir. Yağmur duasına hiç kimsenin eli boş gitmemesi, getirilen yemek, tatlılar, duanın yapıldığı alanı bir eğlence panayırına çevirir. 

Köy toplumunun imece usulü ile yaptığı işlerin tümünde de eğlenceye dönüştüren ritüel ve mizahi etkinlikler eklenirdi. Destar (el değirmeni) ile buğdayın öğütülmesi, hasat alanı, bağ bozumu, berxbir (kuzu kırpma), danûk (buğday kaynatma), kadınların şehriye yapması ve birçok tiyatral yönü ağır basan etkinlikten söz etmek mümkün. Stranlar, atışmalar, komik oyunlar, fıkralar, yapılan ikramlar... Tüm bunlar, yapılan ortak işin harcı niteliğindeydi ve bir dahaki ortak iş için teşvik edici olurdu. 


Mizah ve hoşgörü

Halklar ve inançlar mozaiği olan Kürdistan'da hoşgörünün temel harcını mizah oluşturur. İç içe yaşayan halkların, farklı inançların toleransının altında bu yaşamın felsefesinin mayasını aslında ince bir zekanın ürünü olan mizah oluşturuyor. Karşılıklı hoşgörü içerisinde mizah, güçlü bir eleştiri ve düzeltme aracı olarak karşımıza çıkar. Midyat'ın bir köyünde duvarın gölgesinde oturan Müslüman ve Asuri sakinler, kavga eden köpekleri izliyormuş. Dört siyah köpek, beyaz köpeğe saldırıyor. Derken Süryanilerden biri yanında oturan Müslüman Kürt köylüsüne beyaz köpeği kastederek, "Ne diyorsun, imam efendinin işi zor görünüyor" deyince, "Ne yapsın garibim, 4 papaza karşı şansı yok" diye yanıtlıyor. 

İnançlar, halklar, birbirlerinin kutsalını rencide etmeden birlikte yaşamanın sırrını mizahta bulmuşlardı denilse, abartı olmaz. 


Çocuklar ve mizah

Kırsalda ve köylerde çocukların olmadığı bir mizahtan söz edilemez. Çocuk oyunları eğlenceli, güldüren, aynı zamanda stratejiyi ve örgütlenmeyi de geliştiren olgular... Çoğunlukla köy meydanlarında oynanan oyunlar, büyüklerin izleyiciliği altında oynanırdı. Oyunlarda ebe olan ve uzun süre kurtulamayanlara "xal" yetişirdi. İzleyicilerden hatırı sayılır biri oyunun ortasına dalar ve "Ez Xal" der; yani "Ben sizin dayınızım." Böylece ebe olan ya da ezici farkla yenilen tarafı kurtarır. Xal'ın girmesi ile oyun silbaştan oynanır ve önceki skorlar sıfırlanır. 

Büyükler de çocuklar üzerinden birbirine takılırdı. Kelime oyunlarıyla çocukları oyuna getirir ve onlarla babalarına, ebeveynlerine mesaj gönderilirdi. "Babana haber ver, yarın Çarsim Begê size misafirliğe gelecek", "Emê keça Qurqur Begê ji te re bixwazin", "Melayê Biharê" gibi kavramlarla çocuklar mizahın parçası haline getirilirdi. Melayê Biharê (baharda anıran eşek), Çarsim (Dört nal) Begê, Qurqur (Kurbağa) Begê'nin ne olduğunu bilmeyen çocuklar, babalarına müjde götürüyormuşcasına haberi heyecanla aktarırdı. 


Sakal sorunu öyküsü

Bunların arasında duyduğum ve en çok hoşuma giden anekdot, "sakal sorunu"yla ilgili. 

Köy meydanında arkadaşının oğluna rastlayan adam çocuğa takılarak, "Babana selam söyle ki Hasan Amca merak ediyor, sen uyuyunca sakalını yorganın altına mı sokuyorsun yoksa yorganın üstüne mi bırakıyorsun?" Çocuk eve gidince babasına bunu sorar. Babası da soruya gülerek karşılık verir ve pek önemsemez. Sonra uyumaya çalışırken soru aklına gelir. Sakalı yorganın altına koyar, uyuyamaz; yorganın üstüne koyar yine uyuyamaz. Hiç yoktan bir sakal sorunu çıkmıştır. Sabaha kadar uykusuz kalır ve sinirden gider sakalını keser.

Yine odaya çağrılan çocuklara karmaşık bilmeceler sorarak babalarına laf söylerlerdi. Çocuklara sık sorulan sorulardan biri, "Zavayê mala xalê te heger hate mala te, tê diya xwe bidiyê an kera xwe?" (Dayınların eniştesi size gelse ananı mı verirsin ona, eşeğini mi?) Tabii çocukların çoğu refleks olarak "Kera xwe bidimê (eşeği veririm)" deyince kahkaha tufanı kopardı. 


Bilmecelerle mizah

Genel olarak da Kürtçe mamiklerde/bilmecelerde müthiş bir kelime oyunu sanatı ve çok ince bir mizahi zekadan söz etmek mümkün. Birkaç bilmece örneği:

Cêwîne li kêlek in

Ne goşt in, lê nermik in

Dengan kom dikin

Ev çi ye, de fem bikin! (guh)

(İkizler yanlarda bulunur, et değil ama yumuşaklar, sesleri toplarlar, bu nedir, anlayın artık. Cevap: Kulak)

Şaşik li ser sera ye 

dixwîne ne mela ye. (dîk)

(Kafasında sarığı var, okur ama imam değil. Cevap: Horoz)


Beddualardaki mizahi sanat

Yine anne ile haylaz çocukların ilişkisinde annenin yaptığı bedduaların her biri mizahi sanatın eseri niteliğinde. Çocuğuna kızan bir anne şöyle der:

"Rebî dema dew hebe, nan tunebe, 

dema nan hebe dew tune be, 

dema her dû hebin tu ne li mal be"

 (İnşallah ayranın olur ekmeğin olmaz, ekmeğin olur ayranın olmaz, ikisi olduğunda da sen evde olmazsın.) 

Serhat bölgesinde de buna benzer ama daha yaratıcı bir beddua var:  

Nanê te li ser pişta kêvroşkê be 

Dewê te li ser pişta xezalê be

Kêvroşk bireve tu nan nebînî 

xezal bireve tu dew nebînî

(Ekmeğin tavşanın sırtında, ayranın ceylanın sırtında olsun. Tavşan kaçsın, ekmek görmeyesin; ceylan kaçsın, ayran görmeyesin.)


Atasözleri, deyimler ve mizah

Kürt edebiyatının, tarihinin ve mizahının gücünü anlamak için bir de atasözlerine, dildeki deyim ve mecazlara bakmak gerekir. Her duruma, her ortama ve gelişen her olaya uyacak bir atasözü veya bir deyim bulunmaktadır. Trajik durumları anlatan ağır, hüzün vericileri olmasına rağmen çoğunlukla mizahidir. Yani kara mizah dediğimiz tarzda bir mizahı atasözlerinde ve deyimlerde görmek mümkün. Örneklemelerle daha iyi izah edilebilir. 

Çocuklarından bir kısmı dışarıda takılan, bir kısmı da evden çıkmayan anne veya baba durumunu, "Yekî du gaye wî hebûn, yek nediket hundir, yek jî ji hundir dernediket" (Adamın iki boğası varmış; biri içeri girmez, diğeri dışarı çıkmazmış.) sözleriyle anlatır.

Birçok kişi ile aynı anda uğraşmak zorunda kalınan durumda, şöyle denir: "Yarê diya min yek bana, minê bi dendikên behîva xwedî bikira." (Annemin dostu bir olsaydı, onu badem içiyle beslerdim)

Bir şey için uğraşırken daha kötü bir sonuçla karşılaşınca: "Çû dermanê mîzê, gû lê esirî." (Sidik ilacı almaya gitti, kabız oldu.)

Birine (erkeklere) adam olmadığını söylemenin yolu: "Simbêl bi pisîkan ve jî hene." (Kedinin de bıyıkları var.)

Bir olayın sorumlusu yerine gücü yetene yönelen için: "Nikare kerê dibeze kurtên." (Eşeğe gücü yetmiyor, semere saldırıyor.)


Aziz OÐUR