
Başında Süleyman Soylu’nun bulunduğu Türk İçişleri Bakanlığı, Şırnak'ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağı esnasında evleri zarar gören yurttaşların açtığı davada, mahkemeye skandal niteliğinde bir savunma gönderdi.
Yasak ve çatışmalar sırasında evleri zarar gören ve can güvenliği kalmadığı için ilçeyi terk etmek zoruna kalan birçok yurttaş, yaşananlarda 'kusuru’ olduğunu belirttiği İçişleri Bakanlığı aleyhine Mardin 1. İdare Mahkemesi’ne maddi ve manevi tazminat davası açtı. İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliği, dava kapsamında mahkemeye, 3 sayfalık skandal bir savunma gönderdi. Bakanlık, davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürerek, Cizre ilçesinde meydana gelen olaylar sonucunda ortaya çıkan maddi ve manevi zarardan Bakanlığın (idarenin) sorumlu olmadığını ve “Hizmet kusurunun” bulunmadığını savundu.
Binlerce evin yıkıldığı, sokak ortalarında ve yaralıların sığındığı bodrumlarda yüzlerce insanın öldürüldüğü, cenazelerinin yakıldığı operasyonun, “Son teknoloji silahlar” ve “En iyi eğitimi almış tecrübeli personel” ile yapıldığını iddia eden Bakanlık, şu savunmayı yaptı: “Cizre ilçesinde teröre ve teröristlere karşı gerçekleştirilen operasyonlarda en iyi eğitimi almış, konusunda son derece yetkin olan tecrübeli personeller kullanılmış olup bunun yanında son teknolojiyle mücehhez kılınmış vasıtalar operasyonlarda kullanılmak suretiyle mümkün olan en kısa sürede asayiş ilçe genelinde sağlanmış ve ilçe eski haline kavuşturulmuştur. Şayet devlet personel ve teçhizat hususunda gereken yeterlilikten uzak bir şekilde olaylara müdahale etmiş olsaydı takdir edersiniz ki olayları bastırma noktasında bu kadar başarılı olamazdı. İdarenin ‘Hizmet kusuru’nun varlığı için ortada idari bir davranış, zarar, illiyet bağı ve isnat edilebilirlik şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Dava konusu olan çatışmaların başlamasında idareye atfedilecek bir ‘kusur’ söz konusu değildir. Güvenlik güçleri yurttaşların güvenliğini temin etmek maksadıyla yasaların kendilerine verdiği silah kullanma yetkisini gene yasalara uygun bir şekilde kullanmışlardır.”
Hiçbir hak ihlali olmamış
Davacının dilekçesinde, yasak sırasında birçok insanın hakkı ihlaline maruz kaldığı yönündeki şikâyete Bakanlık, yasak ve çatışmalar sırasında hiçbir hak ihlali olmadığı iddiasında bulundu. Yüzlerce insanın yaşamını yitirdiği ve binlerce ev ile işyerinin tank ve ağır silahlarla bombalanarak kullanılamaz hale getirildiği ilçede yaşananlarla ilgili tozpembe bir tablo çizen Bakanlık, savunmasında şöyle devam etti: "Kolluk/kamu görevlilerinin sivillerin yaşam alanlarını hedef aldığı şeklindeki iddiası ise sadece iddia olarak ortada durmaktadır. Yasaklar sırasında başta sağlık hizmetleri olmak üzere halkın temel ihtiyaçları ve talep edilmesi durumunda yardım istekleri aksatılmadan ve yeterli düzeyde karşılanmış ve karşılanmaya çalışılmıştır."
Türk devlet pişkinliği
Dava dilekçesinde Miray bebek ve dedesinin hastaheneye giderken katledilmeleri örneği de anlatılıyordu. İşte İçişleri Bakanlığı, savunmasında bunu da klasik Türk devlet ;işkinliğiyle savundu: "Yine dava dilekçesinde davacı iddia ettiği üzere komşuları olan Ramazan ve Miray İnce'nin hastaneye gitmeye çalıştıkları sırada vurularak ölmeleri de bize sokağa çıkma yasağının yurttaşların can ve mal güvenliğini korumaya dönük ne kadar hayati bir tedbir olduğunu göstermektedir.”
Peki nasıl katledilmişti?
İlçede ilan edilen ilk sokağa çıkma sokağa çıkma yasağında doğan Miray, devam eden ikinci yasakta henüz 89 günlüktü. Evlerinin 2. katından annesi ve halası, dış merdivenlerden alt kata inerken, evin ilerisinde Türk güçlerinin konuşlandığı tepeden 2-3 el ateş açıldı. Miray bebek yanağından vuruldu. Baba Burhan İnce, devlet yetkililerini aradı. Bebeği beyaz bayrakla 300 metre ileriye getirmeleri gerektiği, ambulansın oraya geleceği söylendi. Dede Ramazan İnce bebeği aldı ve babaanne Rukiye İnce ile birlikte beyaz bayrakla ambulansa götürüldüğü sırada aile bir kez daha Türk güçlerince tarandı. Minik bebek olay yerinde ölürken, dede Ramazan İnce kaldırıldığı hastanede can verdi. Babaanne İnce’nin ise yaralı kurtuldu. Ramazan İnce’nin cenazesi, İdil Devlet Hastanesi morgunda bekletildiğini, minik Miray’ın cenazesi ise Şırnak Devlet Hastanesi morgunda yer kalmadığı için hastanede soğutucu bir dolaba konuldu. Bebeğin büyük amcası Abdurrahman İnce, “Bizim bebeğimizi keskin nişancılar vurdu. 4 katlı binadan vurdular. Çatışma yoktu, hiçbir şey yoktu. Bebek 3 aylık, babam 80 yaşındaydı” demişti.
Kenti yıktılar, katliam yaptılar
Türk Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı’nın Cizre’de yaşayan yıkıma ilişkin açıkladığı bilanço bile Türk İçişleri Bakanlığı’nın çizdiği tozpembe tablonun aksine, operasyonlar sırasında tank ve top gibi ağır silahların kullanıldığı Cizre’nin nasıl enkaza döndüğünü gözler önüne sermişti. Sarı, 2 bin 700 konut ve işyerinin ağır hasarlı olduğunun tespit edildiğini açıklamıştı.
Türk Kalkınma Bakanlığı’nın hesaplamalarına göre ise yakılıp yıkılan Cizre’nin yeniden inşası için 3-4 milyar TL’lik bir maliyet gerekiyor. Bakanlar Kurulu kararıyla, çatışmaların yaşandığı Cizre’nin Kuştepe, Cudi, Sur, Dağ Kapı, Kale, Şah, Yafes, Alibey ve Nur mahalleleri 30 Haziran 2016’da “Riskli alan” ilan edilmişti. Güneydoğu Anadolu Bölgesi Belediyeler Birliği'nin (GABB) ve TMMOB'nin Cizre’de yaptığı hasar tespiti sonrasında açıkladığı raporda, çatışmalar nedeniyle ilçede yaşayan 50 binden fazla yurttaşın göç ettiğini belirtilmişti. Raporda, yine ilçede en az 10 bin evin hasar gördüğü açıklanmıştı.
Cizre’de yüzlerce kişi, üstelik çoğu toplu olarak katledildi, sığındıkları bodrumlarda yakıldı. Halen cenazesine ulaşılmayan, nerede olduğu bilinmeyen insanlar var.
Askeri bir dille yazılmış
Bakanlığın mahkemeye gönderdiği cevabı değerlendiren davacıların avukatı Newroz Uysal, savunmanın hukuki bir dille yazılmaktan öte “askeri bir dille” yazıldığına dikkat çekti. “Cevap dilekçesinde ‘son teknoloji’, ‘en iyi eğitilmiş tecrübeli personel’ ifadelerine yer verilmiştir. Bu bir kabul olsa dahi Cizre’de hayatını kaybeden insanlar hakkında yürütülen savcılık soruşturmalarında devletin, ne tür silahlar kullandığını, kaç personelin operasyona katıldığını, kullanılan silah türleri vb. sorular cevapsız bırakılmaktadır. Bakanlığın savunmasının genelinde adeta müvekkillerin yaşıyor olmalarına şükretmeleri istenerek mahkemeden refleks olarak devlet tavrı beklenildiğini ortaya koymaktadır” dedi.
Uysal, ilçede yaşananların “İnsanlığa karşı işlenen suç” olduğu yönündeki bazı kurumların rapor ve tespitlerini içeren belgeleri sunmalarına rağmen Bakanlığın buna cevap vermediğine dikkat çekti.
Şırnak ve 3 ilçede yasak kalktı
Bu arada Şırnak'ta 14 Mart 2016'da, ilçeleri Silopi ve Cizre'de 14 Aralık 2015'te, İdil'de ise 16 Şubat 2016 tarihinde ilan edilen ve daha sonra kısmi olarak sürdürülen sokağa çıkma yasağı tamamen kaldırıldı. Şırnak Valiliği tarafından dün yapılan açıklamada, “İlimiz Merkez, Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde saat 23.00 ile 02.30 saatleri arasında kısmi zamanlı olarak uygulanmakta olan sokağa çıkma yasağı 10 Nisan 2017 Pazartesi'den itibaren tamamen kaldırılmıştır” denildi.
Kent merkezi ile ilçelerde yasak kalkmasına rağmen giriş-çıkışlarda kurulan polis kontrol noktalarında yurttaşlara kimlik kontrolü yapılarak araçlar aranmaya devam ediyor.

ŞIRNAK