Asrın Hukuk Bürosu, CPT’nin yetkilerini kullanmamasının İmralı Tecrit Sistemi’ne katkı sunduğunu açıkladı.

DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in 79. günden sonra 96 gündür Amed’deki evinde sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, 16 Aralık’tan itibaren Türk cezaevlerinde de yayıldı. 16 Aralık'ta 10 cezaevinde başlayan ve 35 tutsağın dahil olduğu ilk grubun eylemi 58, 17 Aralık'ta 3 cezaevinde başlayan 10 tutsağın eylemi 57, 26 Aralık'ta 13 cezaevinde başlayan 35 tutsağın eylemi de 48. gününde. 2 Ocak'ta bir cezaevinde bir tutsağın başladığı eylem 41, 5 Ocak'ta 26 cezaevinde 100’ü aşkın tutsağı eylemi de 38. gününde. 15 Ocak'tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak'ın eylemi de 27. gününe girdi. Son olarak 17 Ocak’ta bir cezaevinde 3 tutsak, 27 Ocak’ta bir cezaevinde 5 tutsak, 28 Ocak’ta bir cezaevinde 2 tutsak, 29 Ocak’ta da bir cezaevinde 3 tutsak daha eyleme dahil oldu. Tek bir taleple açlık grevini sürdüren tutsaklar, Öcalan üzerindeki tecrit kalkıncaya kadar eylemlerini sürdürme kararlığında.

İlk adım İmralı’da atıldı

Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde 16 Aralık 2018’den beri açlık grevinde bulunan tutsaklar Hayati Üzman, Rıdvan Kaya, Nimetullah Cinkılıç, Cüneyt Aslan ve Sercan Gümüş, aileleri aracılığıyla yazılı açıklama yaptı. Öcalan’ın mutlak tecrit altında tutulduğunu ifade eden tutsaklar, “AKP-MHP iktidarının toplumu siyasal, düşünsel, kültürel, ekonomik ve sosyal alanlarda tecride alınmasının ilk adımı İmralı tecrit sistemidir” dedi.

Öcalan’ın direnişi ilhamdır

 Öcalan’ın bugüne kadar İmralı tecrit sistemine karşı hep direniş içinde olduğunu belirten tutuklular, açıklamalarında şunları kaydetti: “Onun direnişi, Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu halkları için her zaman ilham kaynağı olmuştur. Önderliğimizin bu eşsiz direnişi karşısında iktidarın tüm hesapları boşa çıkmış ve bu boşa çıkmanın ruh haliyle daha fazla saldırganlaştırmıştır ve bu saldırganlığı sınır tanımaz düzeye gelmiştir. Bizler de AKP-MHP iktidarının İmralı tecrit sisteminin yıkılmasıyla halkların özlemi olan demokratik, kadın özgürlükçü ve ekolojik bir ülkede ve Ortadoğu’da yaşanacağına inanıyoruz. Bu anlamıyla İmralı tecridinin yıkılması halkların özgürlük baharına kavuşması anlamına gelecektir.”

Tecridi kırmaya kararlıyız

 12 Eylül cuntası döneminde Diyarbakır Cezaevi’nde yapılan 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu eylemini anımsatan tutsaklar, şöyle devam etti: “16 Aralık 2018’den itibaren zindanlarda başlatılan süresiz açlık grevi eylemine Amed D Tipi Cezaevi’nde 5 arkadaş katıldık. Bugüne kadar sürdürdüğümüz bu eylemimizle İmralı tecrit sistemini kırmaya kararlıyız. Bunun bedeli ne olursa olsun ödemekten asla çekinmeyeceğiz. Çünkü Önderliğimiz özgür çalışır, güvenlik ve sağlık koşullarının sağlanması eylemimizin tek amacıdır. Bu amacımıza ulaşmak için direnişimizi son nefesimize kadar sürdüreceğiz.”

Direnişimiz kazanacak

 “Gün hep birlikte AKP-MHP faşist iktidarına karşı direnme günüdür” diyen tutuklular, açıklamalarını şöyle sonlandırdı: “Direnişimiz kazanacaktır. Berxwedan Jiyane. 14 Temmuz direniş ruhuyla birlikte direndiğimiz Kürdistan ve dünyanın dört bir tarafındaki yoldaşlarımıza, halkımıza ve dostlarımıza selam, sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz.”

Özgür bir yaşam için

Tarsus 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde Erdal Emeç, Fesih Tekin, Deniz Özdemir, Mehmet Fatih Bingöl, Serhat Yıldırım, Murat Karaaslan, Halef Yiğit, Oktay Gül ve Bişar Bilen de 5 Ocak’tan bu yana eylemlerini sürdürüyor. Erdal Emeç, 6 Şubat’ta ailesiyle yaptığı görüşmede, amaçlarına ilişkin kamuoyuna mesaj gönderdi. Emeç, “Moralimiz yerindedir. Önderlik özgür olmadan, üzerindeki tecrit kırılmadan biz eylemimizi sonlandırmayacağız. Özgür bir yaşam için bizler direneceğiz. Biz eylemimizi zafere ulaştıracağız. Bu uğurda ne gerekiyorsa yapacağız” dedi.

Öcalan'a yönelik tecridin kaldırılması, anadilde savunma yapma hakkı önündeki engellerin kaldırılması gibi taleplerle 2012’de yapılan açlık grevi eyleminde 68 gün akalan Emeç, sağlık kontrollerinin yapılmadığını duyurdu. Emeç’le yaptığı görüşmeye ilişkin bilgi veren ağabeyi Hasan Emeç, “Bedenini açlığa ve ölüme yatırdı. Boğazımızdan yemek geçmiyor. Hep onu ve arkadaşlarını düşünüyoruz. Kimse ölmesin, tutsakların talepleri karşılansın. Artık herkes bu eyleme bir ses vermeli” diye konuştu.

Sessiz kalmak lanetliydi

Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi'nde 16 Aralık'ta açlık grevine giren 5 kişiden biri olan Hayati Üzman ise mektup aracılığıyla açlık grevine girme nedenini ve yaşadığı sağlık sorununu Mezopotamya Ajansı’na (MA) anlattı.

Bitlis'in Tatvan ilçesinde 1993'te dünyaya gelen Üzman, o dönem köylerin askerler tarafından yakılmasının ardından metropollere göç etmek zorunda kaldıklarını belirtti. Yaşadığı kültür çatışmasından dolayı bölgeye yeniden geldiğini kaydeden Üzman, Mayıs 2016’dan beri Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde kaldığını ifade etti. Açlık grevine giren ilk grupta yer alan Üzman, bu deneyimi de ilk kez yaşadığını aktardı. Fiziksel olarak kimi zorluklar yaşadıklarını kaydeden Üzman, kilo kaybı, tansiyon sorunu, baş ağrısı, vücut direncinin düşmesi gibi sağlık sorunlarının yanında ses ve ışığa karşı hassasiyetin de arttığını belirtti. Ancak sağlık sorunlarına rağmen moral ve heyecanlarının her geçen gün daha çok arttığına vurgu yapan Üzman, "Anlam ve maneviyat dünyamın genişlediğini hissedebiliyorum. Böylece kendimi gerek Önder Apo gerekse de 14 Temmuz büyük ölüm orucu direnişçilerine daha yakın hissediyorum. Bir şeyler yapabilme arayışı çok büyük bir huzur veriyor. Tecride sessiz kalmak lanetli bir durumdur" dedi.

Paradigması faşizmin panzehiridi

 Öcalan şahsında hem Kürt halkının hem de bölge haklarının tecrit edilmek istendiğini ifade eden Üzman, şunları yazdı: "Çünkü, Önderlik bölgesel ve evrensel motifleri 'Demokratik Modernite' paradigması içinde bir arada işlemiş, ahlaki ve insani değerleri, özgür yaşamı, kadın ulusu sorununu çözüme kavuşturmuştur. Bu yönlü güçlü fikirler karşısında ise faşizmin yaşam bulma olanağı yoktur. Önderlik felsefesi faşizmin panzehiri olduğundan bu kadar 'beka' sorunları olduğu dillendiriyorlar. Gerçekten de AKP-MHP faşizminin sonu yaklaştığından, köşeye sıkıştığından bunların bir beka sorunu olduğu söylenebilir. Bu saldırganlık, bu kadar baskı ve düzenbazlık ve yalan bu yüzdendir. Bunlar için de önce Önderliğimize bir saldırı ve tecrit uygulayıp bizleri, halkımızı Önderliksiz bir yaşama itmeye çalışıyorlar. Ancak, bu mümkün değil, olasılık dışıdır. Önder Apo her yerdedir. Önderlik bizim için yaşamdır, nefestir."

 Direnmekten ötesi yok

 Tecridin kırılması için direnmekten başka bir yolun olmadığının altını çizen Üzman, “devrimci duygular ve özgür yaşam tutkusuyla” direnişe sarılmak gerektiğini söyledi. “Sallantıda olan faşizmi yıkmak için direnmek, tecridi kırmak, 21 Mart, 18 Mayıs, 14 Temmuz ruhunu ilelebet canlı kılmak, bu faşizmin bitmesidir. Direnen halkların ve kendi halkımızın tarihinden bunu iyi bilmekteyiz” diyen Üzman, direnmeyi daha bütünlüklü ve örgütlü kılmak gerektiğini vurguladı.

Yaşamın her alanına taşınmalı

 Üzman, direnişin zindanlarla sınırlı bırakılmayıp genişletmesi gerektiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Eve, sokağa, mahalleye kısacası yaşamın her alanına taşıyarak büyütmeliyiz. Bu tecridi hep birlikte kırabiliriz. Asla ama asla tecrit ve faşizmle yaşayamayız. AKP-MHP bu durumu sıradanlaştırmak istiyor. Tarihimizi, kültürümüzü, dilimizi ve yarınımızı yaşayabilmek için direnişe aktif bir şekilde katılmalı ve Önderlik üzerindeki tecridi yıkmalıyız.”

Eylemcileri güçlü sahiplenmeli

Tecridin kaldırılması için Kürt halkının ve siyasetinin daha güçlü bir tepki vermesi gerektiğini vurgulayan Üzman, şu önerilerde bulundu: "Partiler, ulusal birliğin sağlanması için bu direniş etrafında toplanabilir. Halkımız, eylemci yoldaşları daha güçlü sahiplenmelidir. Evde, işte ve sokakta Önderlik üzerindeki tecridi kırmayı tek gündemleri haline getirebilir. Seçilmişler ve partiler hem Türkiye'de hem de uluslararası arenada daha güçlü bir halk etkinliği ve kamuoyu oluşturabilir. Bu, aynı zamanda 31 Mart'ta faşizmin sandığa gömülmesi anlamını da taşır. Yine spekülasyonlara ve provokasyonlara dikkat etmek gerek. Faşizm yıkılmadan, tecrit kırılmadan direnişimiz bitmez."

Uluslararası sessizlik şaşırtmıyor

 Uluslararası devletlerin yaşananlar karşısındaki sessizliğinin de yeni olmadığını kaydeden Üzman, Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilmesini hatırlatarak, şunları ifade etti: “Zaten 15 Şubat, uluslararası bir komplodur. Kaldı ki bu komplo güncellenmek isteniyor. Çünkü, planladıkları hiçbir hesap tutmadı. Efrîn için üç maymunu oynayanlar; Cizre'yi, Sur'u, Nusaybin ve diğer yerlerde yaşanan soykırım vahşetini hiç olmamış sayanlar ile komployu güncellemek isteyen, bugünkü faşizme göz yuman güçler aynıdır.

AKP'nin her zorlandığında elinden tutanlardır. Maddi ve teknik imkan sağlayanlardır. Avrupa'nın sözde çok üstün evrensel insani ve hukuki kurumları söz konusu Kürtler olunca yoktur. Bunların başında da CPT gelmektedir. Açık ve net olarak şunu söyleyebiliriz. Sessiz kalan, göz yuman bütün ulusal ve evrensel kişi ve kurumlar bu insanlık dışı tecrit suçuna ortaktır. Avrupa Parlamentosu (AP) önünde günlerdir süren açlık grevi eylemi var, ancak bu kesimlerden faşizme dönük bir tepki yok. Suçlarını biliyorlar, sözde ayyuka çıkmamaya çalışıyorlar. Uluslararası alanın sessizliği bundandır."

Kazanacağımıza inanıyoruz

 Kürt halkının, demokratik ve sosyalist çevrelerin direnişçi özelliklerini iyi bildiklerini aktaran Üzman, sözlerini şöyle sonlandırdı: "Hep birlikte, omuz omuza faşizmi yıkıp, tecridi yıkıp Kürdistan'ı özgürleştireceğimize, bedeli ne olursa olsun muhteşem bir sonla mutlak kazanacağımıza inanıyoruz. Bir kez daha 15 Şubat komplosunu lanetliyor, halkımızı ve tüm direnenleri selamlıyoruz."

Bedel vermeye hazırız

Açlık grevi eylemcilerinden biri de Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki Rıdvan Kaya. Kars’ın Kağızman ilçesinde 1990’da dünyaya gelen Kaya, Ocak 2017’den beri Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde tutuklu.

Kaya, cezaevinden gönderdiği mektupta, hiçbir zaman Öcalan'ın rehin alınmasını ve tecrit edilmesini kabul etmediklerini/etmeyeceklerini söyledi. Kaya mektubunda, "Devam ediyorsa kesinlikle bizim yetersiz duruşumuzdan, eksikliklerimizden kaynaklanıyor. Bırakalım tecrit uygulamasını en ufak bir yanlış yaklaşımda bile taş üstünde taş bırakmamalıydık. Onlarca insanımız, yoldaşımız mevcut durumu kabul etmeyerek kendini feda etti, bedenini ateşe verdi, tarihte görülmeyen olağanüstü direniş sergiledi. Ancak biz geride kalanlar üzerimize düşeni tam olarak yerine getiremediğimizden bugün tecrit koşullarından bahsediyoruz. Onun için en başta geç kalmış olmanın özeleştirisini veriyoruz" ifadelerini kullandı.

Yaşamak ayrı bir duygu

 Daha önce yaşanan açlık grevlerine girmemiş olduğunu belirten Kaya, ancak böylesi süreçlerin kendisi üzerinde ciddi bir etki yarattığını belirterek, şöyle devam etti: "Bir insanın bedenini günlerce, aylarca açlığa yatırması, direnmesi bana hep muazzam gelmiştir. Bu tür eylemlerin yarattığı maneviyattın, direnişin hep bir parçası olmak istemişimdir. Direnişçi geleneğimizden hareketle bu tür eylemelere yabancı değiliz. Yine de bunu birebir yaşamak ayrı bir duygu. Söz konusu Önder Apo olunca yapılan tüm eylemler anlamlı ama açlık grevleri mekan ve koşullar itibariyle ayrı bir yer tutuyor."

Başka bir gündem olmamalı

 Öcalan'ın üzerindeki tecridin kaldırılma talebinin insani ve ahlaki bir talep olduğunu aktaran Kaya, "Bu başta Kürtler olmak üzere her kesimi ilgilendiren bir durumdur. Tecridi kırmak kendisiyle beraber faşizmi yıkacağı gibi özgürlüklerin de önünü açacaktır. Bugün toplumun üzerinde baskı zulüm, işkence varsa, bu Önder Apo’nun üzerinde olan tecritle bağlantılıdır. Tecride normalleşmiş gibi yaklaşmak, kayıtsız kalmak insan olmaktan vazgeçmekle eşdeğerdir. Tecridi parçalamanın dışında bir gündemimiz olmamalıdır" diye belirtti.

Sonuçların farkındayız

 Cezaevlerinde bazı dönemlerde başlatılan açlık grevlerinin esas amacının Öcalan'ın sağlık ve güvenlik koşullarının sağlanması olduğunu ifade eden Kaya, şunları kaydetti: "En son 2012 ve 2016 yıllarında bu amaçla açlık grevi eylemleri olmuş ancak son görüşmeden bu yana tecrit daha da ağırlaşarak devam etmiştir. 12 Ocak 2019’da yapılan görüşme halkımızı, bizi kandırmak ve tecridi devam ettirmek amacıyla yapılmıştır. Ancak kararlılığımız ortadadır. Bu tecridi parçalayana kadar eylemimize devam edeceğiz. Ortaya çıkacak olası sonuçların farkındayız, onun için ne bedel gerekiyorsa vermeye hazırız."

Devletin 90'larda köyleri yakan ve insanları katleden zihniyetinin, bu sefer Cizre bodrumlarında, Silopi, Nusaybin ve Sur sokaklarında onlarca insanı katlettiğine dikkat çeken Kaya, katliamların hiç eksik olmadığı bu topraklarda hiçbir zaman mücadeleden ve direnişten geri durmadıklarını aktardı.

Faşizm varlığımıza saldırıyor

 Tecritle toplumun sindirilmeye çalışıldığını ancak bunun mümkün olmayacağının altını çizen Kaya, mektubunda şunları dile getirdi: "Eğer bugün yaşam adına direnme adına bir şeylerden bahsediyorsak, bunu şehitlerimizin kahramanlığına ve Önderliğimizin eşsiz direnişine borçluyuz. Önder Apo bizim her şeyimizdir. Canımız, ruhumuz, nefesimiz, yaşam kaynağımızdır. Her şeyden, herkesten daha öncedir ve daha yakındır bize. Faşizm, önderliğimize ve onun şahsında bütün değerlerimize böyle hunharca saldırıyor, varlığımızı ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bugün tecridin bu kadar derinleştirilmesinin temelinde bu gerçeklik vardır. Bunun mümkün olmadığı her geçen gün daha fazla anladıklarında dolayı her yere aç kurtlar gibi saldırıyorlar.

Sağlığımız engel değil

 58 gündür açlık grevinde bulunan Kaya, baş ağrısı, ağız içi iltihaplanma ve kanama, ses ve ışığa karşı rahatsızlık gibi sağlık sorunlarını yaşadığını belirtti. Sağlıkla ilgili her ne kadar sorunlar yaşansa da asıl gündemlerinin tecrit olduğunu söyleyen Kaya, "Her geçen gün daha da güçleniyoruz. Esas gündemimiz Önderliğimizin sağlık ve güvenlik koşullarıdır. Bizler sağlıkla ilgili bazı sorunlar yaşasak da bu hiçbir şekilde eylemimizin önünde engel teşkil etmeyecektir" dedi.

Vicdani ve insani tutum

 Kaya, tecridi kırma sorumluluğunu üstlenmenin vicdani ve insani bir tutum olduğunu kaydederek, herkesin sürece bir şekilde dahil olmasını istedi. Kaya, mektubunu şu ifadelerle bitirdi: “Herkes açlık grevine girmeyebilir ama mutlaka elimizden bir şey gelir. Çok geç olmadan harekete geçmek ahlaki bir sorumluluktur. Eğer onurlu ve özgür bir yaşam istiyorsak tecridi kırıp, faşizmi yıkmalıyız. Son olarak bu kutlu direnişte yer alan başta Leyla Güven ve açlık grevi eylemcileri olmak üzere herkesi sevgi ve saygıyla selamlıyoruz. Başaracağımıza olan inancımızı ve kararlılığımızı paylaşıyoruz."  AMED

 

Cezaevinden Güven’e mektup

Hacılar F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 49 gündür açlık grevinde olan tutuklu Sedat Alçiçek, DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’e gönderdiği mektupta, “Duruşunuz, kararlılığımıza kararlılık katmıştır” dedi.

“Açlık grevlerinin öncüsü, sembolü ve anası olan sevgili Leyla Güven Yoldaşa” başlığını taşıyan mektup şöyle: “Kasım ayının soğuğuna ve cezaevinin soğuk beton ve demirlerine inat her gün cezaevini ve dışarıyı ısıtarak bedeninizi gün gün eritip egemenlere ve iktidar sapıklarına verdiğiniz derslerle dolu direnişinizin, kadın duruşunuz ve hiçbir şekilde bükülemeyen, bükülmeyen iradenizin yarattığı mücadele coşkusu, heyecan seli ve oluşturduğu moral ile sizi yoldaşlığın en sade ve olanca sıcaklığıyla kucaklıyor ve o hep gülen gamzeli yanaklarınızdan öpüyoruz. Temel temennimiz bu direnişimizin bir an önce zaferle taçlanmasını Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’la halkın en kısa zamanda Amed’te özgürlük meydanında özgürlük halayına tutuşmasıdır ki bu günler çok yakındır.

Değerli Leyla Heval, biz 6 arkadaş (İsa İpekli, İsmet Akın, Davut Önder, Emrah Ubiç, Kerem İmrak, Sedat Alçiçek) olarak Aralık ayından bu yana süresiz dönüşümsüz açlık grevinde Önderliğimizin etrafında yüzlerce arkadaşla birlikte mutlak tecridi kırmak için mutlak direniş içerisindeyiz. Size bu kısa mektupla selam vermeyi görev sayıp kısa da olsa yanınıza uğramak istedik.

Tüm arkadaşların selamı var. Durumumuz moralimiz ve coşkumuz Önderlik için eylemde olduğumuzdan en üst seviyededir. Direniş moraldir, coşkudur, heyecandır ve yeniden doğuştur. Bu duygu ve düşüncelerle içinde olduğunuz direnişi tekrardan selamlıyoruz.

En içten selam, sevgi ve saygılarımızı size, sizi her gün ziyaret eden değerli ve onurlu Kürdistanlı annelere gönderiyor,  tüm annelerin ellerinden öpüyoruz. Zafer yakındır, kazanacağız.

Duruşunuz, kararlılığımıza kararlılık katmıştır. Kendinize ve devrimci yüreğinize iyi bakın. Kalın esenlikle.

Payınıza hep ama hep gülmek, başarı, umut ve özgürlük dolu yarınlar düşsün dileğiyle. Hoşçakalın."