
AZİZ OÐUR/KOBANÊ
TEV DEM Kobanê Eşbaşkanı Ayşe Efendî, Kürt Halk Önderi’nin 12 Eylül öncesinde Rojava’ya geçmesiyle birlikte PKK ile tanışmış. PYD Eşbaşkanı Salih Müslüm’ün eşi olan Ayşe Efendî, bir süre yaşadığı Suudi Arabistan’da da siyasi çalışmalar yürütmüş. Kobanê ve bölgenin kadim aşiretlerinden bir olan Mîran mensubu. Aşiret ve ailesi yörenin yurtsever ailelerinden biliniyor. “Rojava’da Apocular adına yapılan ilk çalışmadan beri ben de içindeyim. Varlığı yokluğu, hüznü mutluluğu, gülmesi ağlaması; her şeyi ben de yaşadım” diyor.
Oğlu Şervan, Ekim 2013’te Girê Spî’de (Til Ebyad) şehit düştü. Bir oğlu hala savaşın içinde. Mücadele ve son yıllarda Rojava Devrimi’nin yükledikleri sorumlulukları yerine getirmek için eşi Salih Müslüm ile 17 yıldır mücadelenin ayrı alanlarındalar ve bir kaç yılda bir görüşme imkanı buluyorlar.
22 Eylül’de yapılacak komün eşbaşkanları seçimlerinin yoğun bir çalışması var. Aday başvuruları sona ermiş, ancak seçmen liste ve kütüklerinde son rotuşlar yapılıyor. Kobanêye bağlı 300 komün eşbaşkanlığı için 2 binin üzerinde başvuru yapılmış. Adayların halkın karşısına çıktığı, kendini tanıttığı ve projelerini tartıştığı toplantılar yapılıyor. Kobanê TEV DEM merkezini ziyaret ettiğimizde bu yoğunluğu görmek mümkün. Eşbaşkan Ayşe Efendî, bu yoğunluğa rağmen söyleşi yapma talebimizi geri çevirmiyor. Söyleşi duygu yoğunluğu içinde geçti. Sorularımla yaşanan ağır savaş sürecine dönen Ayşe Efendî duygulanıyor, gözleri doluyor zaman zaman ve anlattıkları beni de duygulandırıyor. Sohbet sırasında bütün bu süreçte sizi en çok etkileyen, üzen ya da yaralayan ne oldu sorusuna, şehit Şervan ile ilgili bir yanıt beklerken boğazı düğünleniyor ve “halk Kobanêyî terk ettiği gün” diyor. Gözyaşlarını tutamıyor, söyleşiye kısa bir ara veriyoruz.
Gelin şimdi de şehit anası, halkın hizmetkarı ve öncüsü, direngen Kürt kadının Kobanê’deki yüzlerinden bir tanesi olan TEV DEM Eşbaşkanı Ayşe Efendî ile Kobanê direnişine bir yolculuk yapalım.
Rojava Devrimi’nin ilk adımının Kobanê’de atılması hangi zemine dayanıyordu?
Rojava Devrimi pratikte 6 yıldır gelişiyor. Ancak sadece geçen 6 yılın gelişmesi olarak tanımlamak eksik hatta yanlış olacaktır. Burada 30 yıldır Apocu Hareket çalışma yürütüyordu. Halk örgütlenmişti. Yine şehitlerin, halkın fedakarlığı ve Önderliğin Kobanê’ye bıraktığı büyük bir miras var. Önderlik Ortadoğu’a girişi Kobanê üzerinden yapmıştı, Rojava’da ilk kucaklaştığı kesim Kobanêliler olmuştu. Bir yıl kadar burada kaldı, halkı eğitti. Kobanê’de devrimin ilk adımının atılması da direnişinde de bu mirasın belirleyici rolü var. Çok güçlü bir mirasa sahip olunabilir ama bu miras, geliştirilip zemin yapılmazsa bir gün tükenir. Halk örgütlenmişse büyük bedel ve emeklerle oluşturulan miras, muazzam gelişmelere imkan verebilir. Eğer bugün buradaysak, bu kadar badireleri atlatıp büyük kazanımlar/zaferler elde etmişsek şüphesiz söz ettiğim şehitlerin, Önderliğin ve halkın emeğiyle oluşan mirasın bir sonucudur.
Bu sürecin pratikleşmesini anlatabilir misiniz?
Aldığımız ilk karar; 19 Temmuz 2012’de rejime ait tüm güçleri ve kurumları Kobanê’den çıkarmaktı. Rejim güçlerini çok rahat bir şekilde çıkardık, kimsenin parmağı bile kanamadı. Bize zülüm eden, baskı uygulayan rejim güçlerine en ufak bir baskı gündeme gelmedi. Kısa bir süre önce beni gözaltına alıp tutuklayan yetkili de vardı esir aldığımız rejim güçlerinin arasında. Onun yanına gittim, ben de seni şimdi hapse attırabilirim; sana işkence yapma imkanı da var elimde ama yapmayacağım. Çünkü bizim devrimimiz insanlık devrimi, dedim. Bu adımdan önce zaten yeni sürecin karakterine göre bir örgütleme çalışması yapmıştık. Daha önce var olan halk hareketini, meclis çalışmasına dönüştürmüştük. Kobanê’yi 12 mahalleye bölüp her mahallenin meclisini kurmuştuk. Bu meclisin içinde yaşamın tüm alanlarını kapsayacak komiteleşmelere gidilmişti.
19 Temmuz hamlesinden hemen sonra yaptığımız çalışmalardan biri de Kürtçe okul açmak oldu. Şehit Mamoste Osman Okulu’nu açtık. Küçük bir okuldu, iki ya da üç sınıfı vardı. O zaman kimi örgüt ve çevreler ‘bu bir maceradır, atılan adım sonuca ulaşmaz’ diyordu. Ancak insan değerlerini, kültür ve dilini korumada kararlı ise bedel de öder ama onları korur. Hatırlıyorum o okulu korumak için özel bir ekip görevlendirdik ve gece gündüz nöbet tutuluyordu. Küçük bir okul, sonra on okula, her okul tekrar on okula dönüştü. Şimdi tüm Rojava’da eksikleri de olsa yürütülen bir eğitim sistemi var. Bu açıdan eğitim dahil, Rojava Devrimi’nin tüm temelleri Kobanê’de atıldı, denilebilir.
Kobanê halkının buradaki rolü nedir, hangi yapısıyla bunun parçası oldu?
Şüphesiz dünyaya mal olan Kobanê direnişi bu miras ve örgütlenmenin bir sonucuydu. Bunun yanı sıra Kobanê halkının önemli bir özelliği var. Kobanê insanı çok ısrarcı, kararlı ve inatçıdır. Şimdi bu pencereden başımızı çıkararak bağıralım; DAİŞ yaklaştı, herkes silahını alsın Azadî Meydanı’na gelsin diyelim, kısa bir süre içinde tüm Kobanê orada toplanır, tek kişi evinde kalmaz. Bu özelliğinden ötürü fedaice bir çıkış oldu. Baba, ‘kızım savaşta, oğlum şehit, ben katılmayayım’ demedi. Genç, ‘kardeşim şehit ben gitmeyeyim’ demedi.
Çatışmalar başlayınca siz de Kuzey’e geçtiniz. Kobanê direnişi bulunduğunuz sınır hatında nasıl izlendi, Kuzey Kürdistan halkının sürece katkısı ne oldu?
Saldırı başlayınca örgüt kararıyla yönetimin yarısı sınırın Kuzey tarafına geçti. Ben de geçmesi gerekenler arasındaydım. Çıkmak istemediğim halde talimat olduğu için uymak zorunda kaldım. Orada da yoğun çalışmalar vardı. Kuzey Kürdistan halkı gecesini gündüzüne katarak mücadele etti. Sınırları korumak ya da kontrol etmek devletlerin, orduların işidir. Ancak o süreçte Kuzey halkı sınırı kontrol altına aldı. Konumlandığımız bölgede cami vardı, orası çalışmaların koordine edildiği yer oldu. Yine toprak evler vardı oralar hizmete konuldu. Apê Karker (Rıfat Horoz) o evlerden birini kütüphane yapmıştı. Xerbî bölgesinden Şerqî bölgesine kadar tüm sınır kontrol altındaydı. Her gece devriye yapılır, sınırı kontrol eden gruplardan tekmil alınırdı. Biz de çadırlara, evlere yerleşen Kobanêlileri ziyaret ediyorduk, süreci tartışıyorduk. Geceleri ise sınıra nöbete dönüyorduk.
Kuzey Kürdistan halkı heyecanı, kattığı maddi manevi değerleri, kattığı evlatlarıyla devrimin ve direnişin bir parçası oldu. Eğer o zaman oluşan heyecan ve coşku devamlı hale getirilseydi Kuzey Kürdistan’da şu an durum çok farklı olabilirdi. Yüzlerce kişi sınıra vurarak direnişe katıldı. Kimisi sınırdan geçerken katledildi.
Ne zaman Kobanê’ye döndünüz ve döndüğünüzde nasıl bir manzarayla karşılaştınız?
Zaten gönülsüz ayrılmıştım Kobanê’den. Gidişim gibi dönüşüm de örgütün kararıyla oldu. Bir buçuk ay sonra Kobanê’ye döndüm. Savaşın en ağır döneminde geldik. Şehrin dörtte üçü DAİŞ’in elindeydi. Yerleşecek yer kalmamıştı. Bir ayda 40 ev değiştirdiğimizi hatırlıyorum. Yaralılar vardı, her yer değiştirmede yaralı arkadaşlar için de iki ev hazırlıyorduk. Orada günlük yemekten tutalım cephe ve savaşın tüm ihtiyaçlarıyla biz ilgileniyorduk. Halk da dönmeye başladı. Geri dönen halkın zarar görmemesi ve güvenliği için dönüşleri kayıt altına almaya karar verdik. Şeyh Sehen Camisi vardı, havan tavanını delmişti. Kış mevsiminde içi bir karış su dolmuştu. Oraya bir masa kurduk ve gelenlerin kayıtlarını aldık. Her gelene de ‘yerleşeceğiniz mahalede meclis sizsiniz, kendi yaşamanızı planlayın’ dedik. Zorlukları tek tek anlatmaya gerek yok; o süreçte her adım büyük zorluk içinde atılıyordu.
Tüm bu süreçlerde Kürt kadını nasıl bir misyon üstendi?
Kürt kadını fedakardır, yaşamın tüm alanlarında fedakardı zaten. Kobanê’de kadın için ‘Fêde’ sıfatı kullanılır. Bu kavram fedekar, fedai anlamına gelir. İlk günden bu yana Kobanê’de kadın bu sıfata layık bir duruşun sahibi oldu. Şehit bir arkadaş yaşadığı bir çatışmayı anlatıyordu. Bir grup kadın arkadaş DAİŞ çemberinde kalıyor. Komutanları, telsiz ile görüşüyor. Çemberde kaldıklarını, cephanelerinin de azaldığını ve zor durumda olduklarını, kurtulmalarının zor olacağını söylüyorlar. Komutan arkadaş da “cephanenizi idareli kullanarak ilerleyin ama sürekli zılgıt atın” diyor. Gerçekten de öyle yapıyorlar ve kuşatmayı yapan DAİŞ’liler panikleyerek kaçıyor ve grup kayıp vermeden kurtuluyor. Kürt kadının zılgıtı en modern silahlardan daha üstün ve etkili ise bunu kadının gücünde görmek lazım. Kobanê direnişi ve Rojava Devrimi ile Kürt kadının zaten var olan gücü ve kahramanlığı dünyaca da görüldü.
Cephedekiler savaşırken 50-60 yaşındaki Kobanê kadınları silah kuşandı ve cephe arkasında ikinci bir halk savunma hattı oluşturdu.
Kobanê’ye saldırı başlamadan önce Şerqî bölgesinde 4,5 aşiretin ileri gelenlerinin katıldığı bir toplantı oldu. Arap aşiretleri vardı. Ben orada Ömer Muhtar’ın mücedelesinden söz ettim. ”Siz Arapların dedeleri sömürgeciliğe karşı direnirken puşularıyla ayaklarını bağlayarak siperlerde sonunan kadar direndi. Eğer siz erkekler savaşmasanız da bilmenizi istiyorum biz kadınlar, ayağımızı bağlar ve sonuna kadar savaşırız” dedim. Bir kaç tanesinin zoruna gitmişti ve bana ‘çok ağır konuştun, nasıl kadınlar savaşacak, erkekler kaçacak diyorsun’ diye sitem ettiler. Savaştan sonra aynı insanlarla karşılaştım ve ‘haklıydın, dediğin oldu’ dediler.
Ayşe Efendî olarak bütün bu süreçlerde sizi en çok üzen ya da yarlayan şey neydi?
Aydın, okumuş, entellektüel kesimin üst tabaka olarak kalma çabası beni çok üzüyor. Halkın içine inme, kaderine ortak olma yok. Rejimin, egemenlerin zihniyetini bu kesim sürdürüyor. Bunlar koltuk ve maaş insanı. Emekçi insanlarımızı örgütledik ve her türlü fedakarlığı yapıyor, ancak bu kesim için aynı şeyi söyleyemem. Bu kadar nam salmış bir hareketiz, ayrım yok ve bir çok şeyi de aşmışız, ancak bu bahsettiğim konuda zihniyet anlamında karşılaştığımız sorunlar var.
Beni üzen bir çok şeyden daha bahsedebilirim, ancak beni en çok yaralayan şey halkın Kobanêyi terk ettiği gündü. (Boğazı düğümleniyor, sonra gözyaşlarını tutamıyor. Söyleşiye ara veriyoruz).
Bu 6 yılda çok ağır süreçler yaşadım, Şervan şehit düştü, ama hiçbir şey beni o gün kadar yaralamadı. Herkes can havliyle Kobanê’den çıktı. Cephede direnen arkadaşlara yemek hazırlayacaktık, saatlerce dolaştık kesim yapacak birini bulamadık. O zaman çok kötü olmuştum ve o an her aklıma geldiğinde kendimi tutamıyorum.
Peki sizi en çok mutlu eden şey nedir?
Bu kadar zor süreçler yaşadık, kan döktük, şehit verdik, Kobanê’nin her karış toprağında şehit kanı var. Şu an evlerinde yaşayan Kobanêliler arkadaşların mevzilerine yerleşmişler. Evet, bu kadar ağır bedeller ödedik ama biz kazandık. Halk olarak kazandık. Gündemde Kürtlerin, Rojava halklarının askeri hamle ve zaferleri var bunlar, gurur verici. Bunun parelelinde toplumsal ve örgütlenme alanında da hamle üstüne hamle gelişiyor. Önderlik PKK felsefesinden bahsedince “HERŞEYİ YOKTAN VAR EDEN HAREKET” diyordu. O süreçten nerelere geldik. Şimdi seçim sürecindeyiz. Seçimler devletlerin işi; hazırlığı, bütçesi, insan kaynağına ihtiyaç duyulan süreçler. Biz bir ayda tüm çalışmaları sonuçlandırdık. 300 komün için 2 binden fazla eşbaşkan adayı başvurdu. Propoganda çalışmaları sürüyor. 22 Eylül’de yapılacak seçimde Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’nun temeli atılacak aslında. Hem askeri alanda hem de toplumsal ve örgütlenme alanında vardığımız düzey, verilen bedellerin, emeklerin boşa gitmediğini gösteriyor.
Oğlunu taşıyan ambulans şoförü
Bazen baba ve kız, baba ve oğul, kardeşler savaşırken aynı mevzide olduklarını farkediyorlardı. Yine bir birine düşman aşiretler, aileler cephede omuz omuza savaştı.
Bir arkadaş vardı, ambulans kullanıyordu. Cepheden yaralı ve şehit arkadaşların cenazelerini getiriyordu. Şerqî ve Çelebiye cephesinden bir şehit cenazesi getiriyor. Morga yerleştiriyorlar, sonra şehit arkadaşa bakmak istiyor. Örtüyü kaldırınca şehidin kendi oğlu olduğunu görüyor.
Bunlar onlarca benim bire bir şahitlik ettiğim durumlar var. Kobanê direnişi üzerine binlerce şey yazılmış olabilir ama bence halen yaşanılanın büyük bir kısmı yazılamadı, söylenemedi.
Kürdistan babanın mülkü mü?
Kuzey sınırındaki çalışmaları yürütürken Kobanê’deki direnişe katılmak isteyenler bize başvuruyordu. Bir genç geldi ve cepheye gitmek istediğini söyledi. Ben de ailesinden savaşta yer alan kimse var mı, diye sordum. “Üç kardeşim cephede, ben de annemi, eşimi ve çocukları bir yere yerleştirdim gitmek istiyorum” dedi. Ben de acele etmemesini, üç kardeşinin zaten cephede olduğunu, savaş hafifleyince birlikte gideceğimizi söyledim. Telefonunu çıkardı, kısa konuştu ve telefonu direkt bana verdi. Karşımda öfkeli bir ses, “Ayşe Efendî, Kürdistan senin babanın mülkü mü?” dedi. Değil, dedim. “O zaman neye dayanarak oğlumun savaşa katılmasını engelliyorsun. Hemen gereken belgeyi hazırla ve onu gönder” dedi ve telefonu kapattı.