
Son dönemlerde Türkiye’de olan bitenler mizah gazetelerine iş bırakmadı. Önceki gün rastladığım bir habere göre TÜBİTAK bünyesinde tersine beyin göçünü hızlandırmak için “Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı” destekleri isimli bir araştırma bursu başlatılmış. Buna göre araştırması için bir milyon TL araştırma ödeneği ve ayda 24 bin TL burs ödenmekle kalmayıp, aile burs giderleri olarak 2 bin 250 TL sigorta ve yol desteği sağlanacakmış. Peki Türkiye’de kriz nedeniyle şirketler konkordato ilan edip iflasın eşiğine gelirken, işsizlik oranı bu derece yükselmişken bu destek projesinin başarılı olma şansı var mı, düşünelim…
Yukarıdaki haberin medyaya düşmesinden birkaç saat sonra, sabaha karşı yapılan bir Cuma operasyonu ile Türkiye’nin en önemli bilim insanlarından ikisi gözaltına alındı. Gezi direnişini derinleştirmeye çalışmak gibi garip bir iddiadan bir senedir tutuklu bulunan Osman Kavala’nın suçlandığı iddianame ortada yokken, Anadolu Kültür’de çalışan 20 insan daha aynı nedenle benzer bir süreci yaşama riski ile karşı karşıya. İki gün önce KHK ile mesleğinden edilmiş barış imzacısı genç bir muhalif akademisyen, Cenk Yiğiter, gözaltına alınıp sorgulanmış ve serbest bırakılmıştı.
Son bir haftadır ise bir sağlık yasası gündemde. Yasanın gerekçesi, sağlıkta yaşanan şiddete karşı olarak tanımlansa da, yasa, şiddetli bir güvencesizliğin de kapısını sonuna kadar açan 44 maddelik bir paketten oluşuyor. Bütün kamu görevlileri zaten, darbe sonrasında, bir güvenlik soruşturmasından geçirilerek tüm atama işlemleri buna başlanmıştı. Hatta bu güvenlik soruşturması Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) da işlenerek kamu hizmeti dışında yapılabilecek diğer işleri de etkilemeye başlamıştı. Sağlık yasasında ortaya çıkan durum ise bunun bir adım daha ötesinde: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerek kamu görevinden çıkarılan” hekimlerin SGK anlaşmalı olan yerlerde çalışması yasaklanacak. Yeni atamalar da dahil olmak üzere “güvenlik soruşturması sonucuna göre kamu görevine alınmayan tabiplerden devlet hizmeti yükümlüsü olanlar” ise 600 gün boyunca hiçbir yerde hekimlik yapamayacak.
13 Kasım günü Meclis genel kuruluna gelen yasada, KHK’lı hekimlerin hem SGK anlaşması olan kurumlarda çalışmasına dair “tedbir” kaldırıldı hem de güvenlik soruşturmasından geçemeyen, bu nedenle de ataması yapılmayan hekimlerin bekleme süresi (hiçbir yerde çalışamayacağı) gün sayısı 450’ye düşürüldü. Ancak, kanun şöyle bir istisnaya da açık: Genç hekim, pratisyenler için 75 bin, uzman hekimler için ise 120 bin TL ödeme yaparsa, bu süreyi beklemeden göreve başlayabilecek. Dolayısıyla devletin mesleğini yapabilmesi için hekimden haraç istediği ve adına da bedelli dediği bir döneme girdik.
Tüm bu örnekler, devletin mikro politika denilen insanı çocukluğundan başlayarak kontrol ederek, muhalefeti kökünden yok etme anlayışı ile sağlık emek sürecinde güvencesizleşmenin en üst boyutlara taşındığı neoliberal politikaların kesiştiği de çok açık. Zira “genç hekimlerin özel hastanelerde nasıl çalıştırılacağını siz düşünün?” diye meclis kürsüsünden haykıran milletvekilimiz sürecin nasıl bir güvenlik paranoyası ile birlikte yarattığı uzun vadeli hedeflerini açıklıkla göstermiş bulunuyor. Ayda 24 bin TL’lik bursları kim alır ve Türkiye’ye döner bilemem tabi. Ancak, bir akademisyen olarak kendi durduğum yerden görünen şu: AKP’yi destekleyen veya en azından açıktan muhalif bir ses çıkarmayan biri olmadığınız takdirde Türkiye’de yaşama imkanımız uzun zamandır yok.