Bedenleriyle bize siper oldular

Dizi Haberleri —

9 Ekim 2020 Cuma - 23:00

  • Ankara Katliamı’nı fotoğraflayan, çektiği fotoğraflar AFP üzerinden dünya basınına ulaşan ve fotoğraflarından biri Atlanta Basın Fotoğrafları Yarışmasında “2015 yılının en iyi ikinci basın fotoğrafı” seçilen Özcan Yaman ile 10 Ekim katliam gününe dair tanıklığını konuştuk.

BARIŞ BALSEÇER

Ankara Katliamı’nı fotoğraflayan, çektiği fotoğraflar AFP üzerinden dünya basınına ulaşan ve fotoğraflarından biri Atlanta Basın Fotoğrafları Yarışmasında “2015 yılının en iyi ikinci basın fotoğrafı” seçilen Özcan Yaman ile 10 Ekim katliam gününe dair tanıklığını konuştuk.
İkinci patlamanın olduğu yerden çok az uzakta olan ve şans eseri kurtulan Yaman, "Önümde duran o insanlar olmasaydı, ben de şu an burada olamayacaktım. Onlar bedenleriyle bana/bizlere siper oldular. Onlara borçluyuz" dedi. "İlk bomba patladı. Önümdeki insanlar yere düştüler. Arkamı döndüğümde parçalanmış bedenlerin havada uçtuğunu gördüm" diyen Yaman ekledi: "Ben halaylı, türkülü, coşkulu bir mitingden neşeli, umutlu insan fotoğrafları çekmeyi umuyordum. Oysa o anın fotoğrafı hemen bir kaç dakika önce konuştuğum, şakalaştığım gençlerin, barışı büyütmeye gelen insanların parçalanmış bedenleri oldu. Bunun silinmesi, unutulması mümkün değil."

O güne dair hazırlıklarınızı anlatır mısınız? Ankara’ya ulaştığınızda nelerle karşılaştınız?
Mitingin yapılacağı güne dair hiçbir hazırlığım yoktu. İstanbul’da bir fotoğraf sergisi hazırlığımız vardı. Pazartesi açılışı yapılacaktı. Dolayısıyla mitinge gitmeyi düşünmüyordum. Cuma akşamı hazırlıklar bitince Red Fotoğraf grubundan arkadaşlar gitmemiz konusunda ısrar ettiler. Katılımın yüksek olmasının barış ve kardeşliğe hizmet edeceğini, Amed HDP Mitingi ve Suruç Katliamları’nın hesaplarının sorulmasına katkısının olacağını düşündüm. "Seçimler öncesi halay ve miting fotoğrafları çekelim" dedik. Geç vakit TMMOB otobüslerinden birine bindik. Yanımda her zaman olan fotoğraf makinemle birlikte yola çıktık.
Yola çıkış ve Ankara’ya varışta yaşadıklarımızı sorguladığımda yanıldığımı, yanıldığımızı anladım. Çünkü, en ufak muhalif bir harekette her noktaya güvenlik koyarak grupları arayan polisler ortada yoktu. İstanbul’dan Ankara’ya kadar polis yolumuzu kesmedi. Neredeyse trafik polisleri bile yoktu.
Ülkenin dört bir yanından binlerce otobüs Ankara’ya akıyordu. Ellerinde pankartlar, dillerinde türküler, marşlar binler oradaydı ama sözde emniyet görevlileri ortada yok. Hatta aramızda bu duruma yönelik "Kim demiş Türkiye’de demokrasi yok" diye espriler de yapmıştık. Ankara’ya vardık. Gar’a kadar neşeyle gittik.
Sabah saat 08.00 sularında garda kahvaltı ettik. Kortejler oluşmaya başlamıştı. Büyük bir çoşku yaşanıyordu. Rengareng kortej hazırlıklarıyla, türkülerle sanki bir bahar günündeymişiz gibiydik. Herkesin yüzünden umut okunuyordu. Herkes hatıra fotoğraf çekiyor, çektiriyordu.
Bazı arkadaşlar devletin bu kadar demokrasi sever olmasının hayra alamet olmadığını söylüyorlardı. Bende de soru işaretleri oluşuyordu ama bir katliamın gerçekleşeceğini açıkcası hiç düşünmemiştim.

Patlama olduğu zaman neredeydiniz?
Ben ikinci patlamanın olduğu yerden çok az uzaktım. İkinci patlamanın olduğu saat olan 10.10’dan bir kaç kaç dakika önce tam o noktada fotoğraf çekiyordum. Fotoğraf çekimim bitince karşı tarafa geçtim. Orada bir arkadaşla sohbet ediyorduk ki ilk bomba patladı. Önümdeki insanlar yere düştüler. Arkamı döndüğümde parçalanmış bedenlerin havada uçtuğunu gördüm. Makinemin video kayıt düğmesine bastım. Bir yandan da deklanşöre basarak, el hizasında fotoğraflar çekiyordum.
Sarsılmıştım. Yaklaşık on dakika sonra kendime geldiğimizde, makineyi gözüme götürüp kadrajlayarak çekime devam ettim. Telefonu kullanamıyordum. Sonrasında internet kesildi, telefonlar ise zar zor çalışıyordu.
AFP ajans en kısa zamanda olay anından 3-4 fotoğraf istedi. Koca bir alan pankart bahçesine dönmüştü.

Yaşamınız boyunca birçok eylemi yazdınız, fotoğrafladınız. Ama bir katliamı fotoğraflamak, ona tanıklık etmek ve de mağdur olmak... Bunun hayatınızda bıraktığı izler nelerdir?
Bir gazeteci ve de fotoğrafçı olarak gideceğim yere ilişkin ne gibi hazırlıklar yapacağımı, bunca yılın deneyimleri bana öğretmiştir. Bir miting ya da herhangi bir olayda nasıl davranmam gerektiğini de bu deneyimlerle öğrendim.Toplumsal muhalefetin düzenlediği legal mitingler, 1 Mayıs, Gezi Direnişi, cenaze törenleri, ölüm oruçları... Bazen sıradan bir vatandaş gibi de katıldım.
Örneğin bir savaş muhabiri alana bir şekilde girer ve sonunda yaralanabilir, esir düşebilir, ölebilir de. Ama her tür duruma hazırlıklıdır. Üstelik kısa zaman önce üç katliam (Reyhanlı, HDP Amed mitingi, Suruç) yaşanmış bir ülkede, yasal bir mitingde katliamın olacağını düşünüp, ona göre hazırlık yapmak aklımın ucundan geçmemişti.
Ben halaylı, türkülü, coşkulu bir mitingden neşeli, umutlu insan fotoğrafları çekmeyi umuyordum. Oysa o anın fotoğrafı hemen bir kaç dakika önce konuştuğum, şakalaştığım gençlerin, barışı büyütmeye gelen insanların parçalanmış bedenleri oldu. Bunun silinmesi, unutulması mümkün değil.
Ama maalesef önümde duran o insanlar olmasaydı, ben de şu an burada olamayacaktım. Onlar bedenleriyle bana/bizlere siper oldular. Onlara borçluyuz, gidenlere karşı sorumluluğumuz var. İnadına bu ülkeye barış gelene kadar mücadelemize devam edeceğiz.

Ankara Gar Katliamı’nın simgesi olan İzzetin ve Hatice Çevik’e ait o anın fotoğrafı size ait. Tarihe not düşen bu fotoğrafa baktığımızda bize ne anlatıyor? O fotoğrafda göremediğimiz sesler nelerdir?
O fotoğraf AFP tarafından Atlanta Basın Fotoğrafları Yarışması’na gönderilmiş ve 2015 yılının en iyi ikinci basın fotoğrafı seçilmişti. Dünyadaki birçok basın kuruluşu bu fotoğrafı kullandı. Fotoğrafda yani tek bir karede yaşanan acı, yaşanılan mağduriyetin şiddeti anlatılıyor. Fotoğraf, katliam üzerine yazılabilecek tüm cümleleri özetleyen bir kare.
Öte taraftan ise mitingin ruhunu da yansıtan, dayanışmayı, omuz omuza vermeyi de gösteren net bir kare. Katliamı gerçekleştirenlerin o kareye baktıklarında ne düşündüğünü çok merak etmişimdir.
Katlederek yok etmeye çalıştıkları dayanışmanın, omuz omuza vermenin engellenemeyeceğinin altını çizen bir fotoğraf aynı zamanda. Belkide bu cevabı görmüşlerdir.
Katliam yaşandığında atılan gaz bombalarına rağmen alanı terk etmeyip birbirine yaslananların; mahkemelerde, alanlarda 10 Ekim Katliamı’nın faillerinin bulunması, yargılanması için mücadele edenlerin; katliamı unutturmamak için hesap soranların dayanışması sürüyor ve sürecek.
O güne dair unutmayacağım anılardan birisidir. Çekilen güvenlik şeritlerinin arasında bu ülkenin vatandaşları katliamdan geçirilmiş ve bir polis ise şeritler arasında çaresizce kalan insanlara müdahale eden diğer polislere bağırıyordu: "Arkadaşlar sakin olun. Ne derlerse desinler sineye çekin. Bu gün onların acıları var!" O ses asla aklımdan silinmedi. O ses benim için bölünmüşlüğün, öteki olmanın, toplumun ‘onlar ve biz’ şeklinde ayrıldığının net sesiydi.

Soruşturma ve mahkeme süreci ile ilgili gelinen süreç nedir?

Siz müşteki olarak davaya dahil oldunuz ve dosyanız AİHM’de.
Katliam ile ilgili davanın ilk anından itibaren, yaşananlar unutulmasın diye çektiğim fotoğraf ve videoları, ayrıca paylaşılan, yayınlanan belge, bilgi, fotoğraf ve videoların bir araya toplanmasında çalıştım. Fotoğraf sergileri ve söyleşiler yaptım. Dava hazırlık sürecinde, oluşturulan hukukçu arkadaşlarla ve demokratik kurumlarla paylaştım.
Vicdanlı psikologlardan yardım ve destek aldım. TİHV hakkımda rapor tanzim etti. Toplu ceza davasına müşteki olarak olarak katıldım. Bizler bir anlamda mahkemeler nezdinde, katliamı deşifre ettik.
Sonucunu baştan tahmin ettiğimiz gibi Sincan’daki son karar duruşmasında, sonuç belli oldu ve ceza davası sonlandırıldı. Mahkeme adaletsizlik ve geride cevapsız kalan birçok soruyla son buldu. Katliamda piyon olarak kullanılan bazı kişiler tutuklandı sadece. Azmettirenler, organize edenler, sorumluluğu bulunanlar, yardım ve yataklık edenler ellerini kollarını sallayarak dolaşmaya devam ve yine katliamlara devam ettiler. Ama avukatlarımız her fırsatta yaşanan bu adaletsizliği gösteriyor ve anlatıyorlar. Keza bizler de.
Aynı zaman ‘Hukuk Davaları’ denilen ‘Tazminat Davaları’ bireysel olarak devam ediyor. 2017 İçişleri Bakanlığı aleyhinde açtığımız davanın ilk mahkemesi, TİHV’in tanzim ettiği psikoloji raporuna dahi gerek bulunmadığını, devletin yaşanan katliamda sorumluluğunun olduğunu, katliamın yaşandığı yerde olmanın bile yeterli delil olduğunu karara bağladı ve İçişleri Bakanlığı göstermelik bir para cezasına mahkum etti. İçişleri Bakanlığı’nın itirazı sonucu ‘benim katliam anından orada olup olmadığımın bilinmediği, devletin bu katliamda sorumluluğunun olmadığı, yaşanan katliamın bir terör olayı olduğu’ gerekçesiyle bu karar bozuldu. Bireysel olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk ama yine sonuç alamadık.
Katliamda fiziki bir yaralanma olmasa da davayı kazanmam, devletin sorumluluğunun olduğunun mahkemece teyit edilmesi anlamına geliyordu. Devletin gerekli güvenlik tedbirleri almamasından dolayı, katliama tanık olan ve manevi olarak yaralanan herkese örnek teşkil edeceğinden bu kararın verildiğini düşünüyorum.
Eylül 2020 tarihinde AİHM’e bireysel olarak başvuruda bulunduk. Ana toplu ceza davasının yan davaları ise sürüyor. Ana davanın AİHM’e götürülüp, götürülmeyeceğini ise bilemiyorum.
Tarihe not olarak eklemek isterim: Ağustos 2019 tarihinde dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, ‘Terörle mücadele defterlerini açıklarsam insan yüzüne çıkamazlar’ diye açıklama yapmıştı. Kamuoyu ve başta Suruç ve 10 Ekim Derneği olmak üzere “Davutoğlu bildiklerini açıkla” çağrısı yaptı. Bugüne kadar bir açıklama yok. Savcılar yok, meclis komisyonları yok. Zaten böyle bir katliam da yok, basit bir terör olayı var(!)

 

 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.