Kolombiya Barış Süreci’nde ekonomik yeniden inşa ve ECOMÚN - II
- Her Normalleşme Bölgesi'nden bir temsilcinin katılımıyla resmen kurulan ECOMÚN, bugün yaklaşık 6 bin 182 barış anlaşması imzacısını ve 154 kolektif kurumu (kooperatifler, dernekler, şirketler ve vakıflar) bir araya getiren, ülkenin 26 eyaletinde faaliyet gösteren bir dayanışma ekonomisi federasyonu.
- ECOMÚN, siyasi barış projesinin toplumsal ekonominin inşasına evrilmesinde bir dönüşüm mekanizması işlevi görüyor: Barış anlaşmasının bireysel düzeyde sürdürmekte ısrar ettiği destekleri, kolektif üretim girişimlerine dönüştürüyor; barış için kooperatifçilik hareketine yeni bir teorik-pratik zemin kazandırıyor.
- Özyönetim pratikte, arzu edilenden çok daha zorunlu bir süreç; hiyerarşik emirlere ve itaate dayalı askeri kültürün aşılmasını gerektiriyor. Kooperatifleşmeye dayalı kolektif yaşam, yeni bir öznellik ve yatay ilişkilenme pratikleri talep ediyor. Ancak biçim ne olursa olsun, hepsinde öz-yönetim ilkesi belirleyici olmaya devam ediyor.
AZİZE ASLAN
Kolombiya’da “Çatışmanın Sonlandırılması ve İstikrarlı ve Kalıcı Barışın İnşası için Nihai Anlaşma”nın ilk yerine getirilen bölümü olan ateşkes ve silah bırakma anlaşması kapsamında, ülke genelinde kurulan 26 Geçici Normalleşme Bölgesi’nde toplanan FARC-EP gerillaları ve milisleri, silahlarını Birleşmiş Milletler’in (BM) gözetiminde Kolombiya devletinin güvenlik güçlerine teslim etti.
Bu andan itibaren sivil vatandaş statüsü kazanan eski savaşçılar, siyasal, sosyal ve ekonomik yaşama yeniden katılım hakkı kazanmış oldu. Bu haklar, kendilerine bireysel olarak verilen devletin anlaşma maddeleri kapsamında uygulayacağı kolektif entegrasyon programlarını yerine getireceğine dair taahhüt metni ve vatandaşlık belgesi ile resmiyet kazandı. Silahlı örgütlenmelerini sonlandıran gerillalar da devletin taahhüdüne karşılık yeniden silahlanmayacaklarını, topluma ve devlete karşı suç işlemeyeceklerini taahhüt etti. Böylece siyasal ve sosyal yaşama katılan eski FARC gerillalarının ekonomik yaşama yeniden katılımı programı kapsamında, Economías Sociales del Común (ECOMÚN: Müşterek Toplumsal Ekonomiler) Kooperatifi resmi olarak kurulmuş oldu.
26 eyalette faaliyet
ECOMÚN Kooperatifi’nin yönetimini oluşturacak 26 kişilik grup (her normalleşme bölgesinden bir sorumlu), kooperatifçilik mevzuatı ve uluslararası finansman olanakları konusunda eğitim aldı. Özellikle, Avrupa Birliği'nin (AB) eski savaşçıların yeniden katılım sürecini desteklemek amacıyla kurduğu özel barış fonundan nasıl yararlanacaklarını öğrendiler.
Her Normalleşme Bölgesi'nden bir temsilcinin katılımıyla resmen kurulan ECOMÚN, bugün yaklaşık 6 bin 182 barış anlaşması imzacısını ve 154 kolektif kurumu (kooperatifler, dernekler, şirketler ve vakıflar) bir araya getiren, ülkenin 26 eyaletinde faaliyet gösteren bir dayanışma ekonomisi federasyonu. ECOMÚN, bir komünal ekonomi projesi olarak, çatışma sonrası dönemde yalnızca anlaşma imzacılarının değil; onların ailelerinin ve yaşadıkları mahalle, köy ve şehirlerdeki insanların ortak geleceğini hedefliyor. FARC gerillaları için kullanılan “yeniden dahil olma” kavramı bu temelde yeniden tanımlanıyor: Bireyin sisteme tutunması değil, tüm toplumun barış pedagojisi eşliğinde ekonomik ve sosyal yaşamını toplumsal adalet anlayışı ile yeniden inşa etmesi amaçlanıyor.
ECOMÚN’ün temel yaklaşımını “sermayeye değil insana öncelik veren, kooperatif çalışmayı, ekonomiye kadın katılımını ve sosyal adaleti destekleyen dayanışma ekonomisi” olarak özetlemek mümkün. Kooperatif, toplumsal cinsiyet eşitliği ve katılım ilkesi çerçevesinde karar alma süreçlerinde adaleti güvence altına almayı, kadınları, köylüleri, yerli ve Afro- Kolombiyalı halkları alternatif ekonominin inşasına etkin biçimde dahil etmeyi hedefliyor ve bu ekonominin çerçevesini ise “karşılanmamış temel ihtiyaçlara yanıt veren ve doğayla uyum içinde iyi yaşam” olarak çiziyor. “Adil ticaret” ilkesi aracılığıyla yakın köy ve topluluklardaki üreticilerle iş birliği kurarak onların kültürlerini ve geleneklerini gözeten, onurlu yaşama ve özerkliğine dayanan adil fiyat sistemleri oluşturmayı amaçlıyor.
“Gıda egemenliği ve öz-yeterlilik” boyutunda ise ECOMÚN, tarımı, doğaya saygılı, her bölgenin kendine özgü koşullarına ve köylü topluluklarının tarihsel çeşitliliğine ve bilgisine uyarlanmış bir pratik olarak konumlandırıyor. Yerel topluluklarda küçük ölçekli ekonomiler yaratarak kendi için gıda üretimini teşvik ediyor. Kooperatifin 'onurlu çalışma' anlayışı, ekonomik faaliyeti insanı değerli kılan ve toplumsal ihtiyaçları karşılarken çevreyi de koruyan bir eylem olarak tanımlıyor.
Kolektif pratiklerin sürekliliği
Bu stratejileri hayata geçirirken ECOMÚN hem içsel (örgütsel) hem de dışsal (siyasi ve ekonomik) yapısal güçlüklerle de karşı karşıya. Bununla birlikte, tüm bu sınırlılıklara rağmen kooperatif modeli kısa sürede kayda değer bir sonuç üretti: Barış imzacılarının büyük çoğunluğunu kolektif bir biçimde örgütlü tutmayı başardı. Silahların bırakılmasından bu yana kesintisiz bir biçimde süren bu yolculuk, ECOMÚN Kooperatifleri Federasyonu’nun kolektif yeniden dahil olma için bir platform olarak işlev görebileceğini ve kooperatiflerin barışın inşası sürecinde birliktelik ve gönüllülük yaratabilen araçlar olduğunu gösteren somut bir örnek olarak değerlendiriliyor.
Bu çerçevede ECOMÚN, siyasi barış projesinin toplumsal ekonominin inşasına evrilmesinde bir dönüşüm mekanizması işlevi görüyor: Barış anlaşmasının bireysel düzeyde sürdürmekte ısrar ettiği destekleri, kolektif üretim girişimlerine dönüştürüyor; barış için kooperatifçilik hareketine yeni bir teorik-pratik zemin kazandırıyor.
Kooperatifçiliği ve alternatif ekonomileri silahlı çatışmadan etkilenen bölgelerin gerçekliğiyle buluşturuyor. Kooperatif modeli, barış öncesinde FARC-EP'nin ne örgütsel repertuarında ne de siyasi ufkunda yer alıyordu; buna rağmen bu model, eski gerillalar tarafından özgün bir biçimde sahiplenildi.
Şunu da belirtmek gerekir: Kooperatifçilik yalnızca eski gerillaların örgüt kültürüne değil, Kolombiya Devleti'nin kurumsal pedagojisine de yabancıydı. Bununla birlikte bu durumu diyalektik bir perspektifle okuyanlar, bir yanda kooperatif modelin FARC’lı siyasi kültüre yabancılığını kabul ederken öte yanda bunu, kendi özgün kooperatifçilik modelini inşa etmeye olanak tanıyan bir uyum kapasitesinin göstergesi olarak değerlendiriyor.
ECOMÚN üyeleriyle yaptığım görüşmelerde anladım ki, Kolombiya kooperatif mevzuatını ve bürokratik gerekliliklerini bilmeseler de, üretim girişimlerinde uygulayabilecekleri pratik bilgilere ve kolektif ilkelere sahiptiler. Bununla birlikte bu birikimi, kapitalist piyasanın kısıtlamalarına, Kolombiya Devleti'nin mevzuatına ve uluslararası iş birliğinin beklentilerine uyarlamak zorunda kaldılar ve sivil yaşamlarının bu yeni evresinde kurucu bilgi ve stratejilere dönüştürdüler. Ancak bu süreç kendiliğinden ve kolay bir biçimde gelişmedi, aksine yeni bir mücadeleyi gerektiriyordu.
Özyönetime dayalı komünal yaşam
Kolombiya'da ekonomik yaşama yeniden dahil olma süreci elbette pürüzsüz işlemedi. Özellikle bu sürecin temeli olan toprak reformu henüz hedeflenen düzeye ulaşamamış; ilk finanse edilen projeler deneyimsizlik nedeniyle işlevsiz kalmış, imzacılar barış anlaşmasının ardından toparlanmakta güçlük çekmiştir. Ancak tüm bu zorluklara ve kısıtlamalara rağmen ECOMÚN Kooperatifi, oldukça kısa bir sürede kooperatifleşme hareketini eski gerillaların yeniden özyönetime dayalı komünal yaşam inşa etme projesine dönüştürerek kalıcı barışın sağlanmasında belirleyici bir rol üstlenmiştir.
ECOMÚN Kooperatifler Federasyonu Yönetim Başkanı Juan Camilo, kooperatiflerin temel ilkesi olan öz-yönetimi anlatırken bu sürecin ne denli köklü bir dönüşüm gerektirdiğini şu sözlerle aktarıyor: "Gerillada olmak bizim için bir bakıma rahat da sayılırdı: Komutanlar tüm sorunları çözerdi, kelimenin tam anlamıyla hepsini. Gerilla yaşamında hiçbir şeyle ilgilenmezdim; ne zaman diş fırçalayacağımı bile komutan söyler, fırçayı o verirdi, yemeği o getirirdi, ne zaman yiyeceğimi komuta sistemi belirlerdi. Her şey son derece düzenli ve katıydı. Oysa kooperatif modeli öz-yönetimlidir. Öz-yönetim inisiyatif istiyor, kolektif süreçler gerektiriyor; kimse sana ne yapacağını söylemez, kimse sorunlarını çözmez. İnsanların rol üstlenmesi, sorumluluk alması, düşünmesi, birlikte düşünmesi gerekiyor."
Yani özyönetim pratikte, arzu edilenden çok daha zorunlu bir süreç; hiyerarşik emirlere ve itaate dayalı askeri kültürün aşılmasını gerektiriyor. Kooperatifleşmeye dayalı kolektif yaşam, yeni bir öznellik ve yatay ilişkilenme pratikleri talep ediyor. ECOMÚN Federasyonu’nda kooperatifler kadar dernek benzeri kolektifleşme süreçleri de var. Ancak biçim ne olursa olsun hepsinde öz-yönetim ilkesi belirleyici olmaya devam ediyor.
ECOMÚN üyeleri, öz-yönetim ilkelerini içselleştirdikçe özerkleşiyor; geçmişte gerillayı ve bugün ise gerilla komuta kademesinin kurduğu siyasi partide süren hiyerarşik yapıları geride bırakıyorlar. ECOMÚN, devlet ile eski gerilla arasındaki uzlaşı olarak çerçevelenen geleneksel barış anlayışının ötesinde yeni bir toplumsal-siyasi aktör olarak konumlanıyor.
Bu anlamıyla diyebiliriz ki, ekonomik aktivitelerini örgütleyerek toplumsal ilişkileri değiştiren ve dönüştüren ECOMÚN üyeleri, daha derin bir toplumsal barış iddiası ortaya koyuyor ve sistemsel bir dönüşümü zorunlu kılıyor: Kadınların, köylülerin, yerli ve Afro-Kolombiyalı toplulukların dahil olduğu çeperlerde filizlenen ve birden fazla düzeyde işleyen bir dönüşüm.
Bireysel öznelliklerde askeri disiplinin yerini ortak sorumluluk alıyor; kurumsal dinamiklerde dikey modeller meclis pratikleriyle çözülüyor; toplumun tabanında ise çatışmanın yerini birlikte yaşam alıyor.
Bu pratik aracılığıyla eski savaşçılar, kurumsal barışın kısıtlamaları altında dağınık başladıkları yolda ECOMÚN kooperatiflerine katılarak zamanla hem siyasi hem topluluk öznelerine dönüşüyor. Artık yeniden katılım politikalarının pasif alıcısı değiller; kendi ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını kolektif olarak tanımlayan etkin siyasi özneler.
Türkiye ve barış
Kolombiya deneyimi, Türkiye'de bugün konuşulan barış ve entegrasyon sürecinde toplumsal bir barış ekonomisinin ne denli kritik olduğunu açıkça ortaya koymaktadır; üstelik Türkiye bu deneyimi aşabilecek bir potansiyele sahiptir, zira Kürt toplumunun uzun süredir tartışıp kısmen hayata geçirdiği kooperatifçiliğe dayalı demokratik-komünal ekonomi perspektifi mevcuttur. Sayın Öcalan'ın ifadesiyle kapitalist tekelin dışında bir “ekonomi ve toplumsal doku” inşa etmek, gerçek bir barışın kurucu unsuru olacaktır. Ne var ki onlarca yıllık çatışma, Kürt coğrafyasında derin bir yapısal tahribat yarattı. Zorla göç ve yerinden edilme kitlesel proleterleşmeye yol açmış; askeri operasyonlar tarım arazilerini ve geçim alanlarını tahrip etmiş; kronik güvensizlik diğer ekonomik sektörlerin gelişmesini engellemiş; eğitimini tamamlayan Kürtler ise bölgedeki kıt fırsatlar nedeniyle batıya ya da yurt dışına göç etmek zorunda kalmıştır. Cumhuriyet tarihi boyunca süreklileşen bu tablo, etnik kimliğe dayalı ekonomik eşitsizlikleri derinleştirmiş ve Kürt meselesi ile yoksulluk birbirini besleyen diyalektik bir gerçekliğe dönüşmüştür: Kürt halkı kolektif olarak yoksulluğa, güvencesizliğe ve ayrımcılığa mahkum edilirken, Cumhurbaşkanı'nın kendi ifadesiyle yarım asırlık çatışmanın faturası en az 2 trilyon dolar oldu ve bu bedel Türkiye'nin tüm emekçi halklarından çıkarıldı. Dolayısıyla barış sürecinde ekonomik yeniden inşa ve entegrasyon, yalnızca Kürtlerin değil Türkiye'de yaşayan herkesin meselesidir; kurulacak ekonominin, etnik ve siyasi ayrımları aşarak tüm halkları kucaklayan, üreten ve onaran bir zemine oturması, kalıcı barışın hem koşulu hem de sınavı olacaktır.
BİTTİ