UTAMARA Kadın Buluşma Merkezi’nde kadın gruplarına bir yıl boyunca değişen periyotlarla terapi uygulayan Psikolog Semra Fırat, "Kadınlarda depresyon veya psikolojik sıkıntılar, genelde bedensel rahatsızlıklar, şikayetler biçiminde dışa vuruyor" diyor.
Kadın Buluşma Merkezi UTAMARA'da, değişik kadın gruplarına psikolojik terapi uygulayan Psikolog Semra Fırat ile mesleğini ve terapi yöntemlerini konuştuk...

Almanya’da kadınlar en çok hangi sorunlardan kaynaklı terapiye geliyor?

Bize başvuranlar çoğunlukla Türkiyeli insanlar. Başvuruların çoğu aile sorunlarından kaynaklı. Aile baskısından dolayı aşırı psikolojik sorunlar yaşayan insanlarla karşılaştım. Mesleki sıkıntılar yaşayanlar da geliyor fakat genelde anne-babasından, eşinden ya da çocuğundan gördüğü şiddetten dolayı başvurular oluyor.

Kadınların depresif dışavurumları nasıl? Neye eğilimlidirler?

Bu konuda çok araştırma yapıldı. Kadınlarda depresyon veya psikolojik sorunlar, genelde bedensel rahatsızlıklar, şikayetler biçiminde dışa vuruyor. Bu herkes açısından geçerli değil. O yüzden genelleştirme yapılamaz, ama yüzde 70-80 baş ağrısı, mide bulantısı, bel ağrısı, bel tutulması gibi şikayetler üzerine başvururlar ama bunların altında psikolojik sıkıntılar ve depresyon yatıyor. Bu tür beden şikayetleri üzerine dışa vurulan psikolojik rahatsızlıklar, daha çok bizim toplumumuzda görülüyor. Çünkü bizim toplumuzda insanın kendi içini dökmesi ayıp karşılanıyor. Kadın genelde susturulduğu için, beden de zamanla bir koruma mekanizması yaratıyor ve bu şekilde kendini dışa vuruyor.

Ne tür terapi yöntemleri uyguluyorsunuz? Hangi terapi yöntemleri en çok sonuç alıcı?

Bu, rahatsızlığın çeşidine göre değişir. Çok değişik terapi yöntemleri var. Örneğin, korku rahatsızlığı farklı tedavi edilir. Korkunun ismi bilinerek yapılan teknikler var. Örneğin, uçak korkunuz varsa uçağa bindirerek o korkunuz yenmeye çalışırlar. Hastalıkla birebir yüzleşilerek sorun yenmeye çalışılır. Bu çok yaygın bir terapi yöntemidir. Ancak yine de kişiden kişiye değişir. Bazı insanlar bunu istemeyebilir, o zaman orta bir yolu bulmak lazım. Ama depresyon rahatsızlıklarında özellikle kişiye göre aktiviteler, hastaya kendisine özgüvenini sağlayarak, negatif düşüncelerini tartışıp değiştirerek, düşünce ve davranış bazında yoğunlaştırma esas alınıyor. Hem kişinin düşüncelerini değiştirme, hem de davranışlarını değiştirme esastır terapide.

Her halkın farklı kültürlerden kaynaklı farklı sorunları var. Siz iletişim kurarken sorunlar yaşıyor musunuz? 
Ben çok farklı kültürlerden insanlarla çalıştım. Afrikalı hastalarım da oldu, Alman da… Tabii ki her halkın kendine ait, farklı hassasiyetleri oluyor. Ama bir terapist olarak kendim birkaç kültür içerisinde büyüdüğüm için, karşımdaki insanı daha iyi hissedip anlayabiliyorum. Belirttiğiniz hususları başka terapistlerde gördüm. Mesela  bizim toplumumuzdan biri eşiyle yaşadığı şiddetli anlaşmazlık problemlerinden dolayı bir Alman terapiste başvurduğunda, o terapist rahatlıkla ‘o halde ayrılın’ diyebiliyor. Ama ben bunu hemen diyemem. Biliyorum ki bunu söylemek çok kolay değil. Oturup farklı farklı yöntemler denedikten sonra; bu ilişkinin gerçekten imkansız olduğunu gördükten sonra belki bunu önerebilirim. İnsan bu konularda daha çok hassas olmak durumunda, dikkat etmeli. Onun dışında kendim öyle bir sorun yaşamadım.

Kadınların mazoşist olduğu kuramına katılıyor musunuz?

Hayır, katılmıyorum. Bence buradaki asıl sorun, insanın çocukluğunda, gençliğinde neleri görüp öğrendiğiyle alakalı. Bir insan çocukluğunda şiddet, kaba kuvvet gibi şeylere sürekli maruz kalmışsa, evlilik yaşamında  bu ona çok doğal gelebiliyor. Çünkü o başka bir şey görmemiştir, artık bir alışkanlık haline gelmiştir, onun aslında yanlış bir şey olduğunu göremiyor. Bence bununla alakalı. "Şu anda bana yapılan davranış normal mi, yoksa normalin dışında bir şey mi? Kendimi korumak zorunda mıyım, yoksa olur mu böyle şeyler?" Kadın bunu yapamadığı için, ezildiği içindir. Ve toplum birçok şeyi artık normalleştirdiği içindir. Yoksa kadının mazoşist olduğundan, bundan hoşlandığından değil.

Terapide esas aldığınız ilkeler nelerdir? Hastalarınıza ne tür telkinlerde bulunuyorsunuz? Terapi psikoloğun bakış açısıyla birebir alakalı. Bu noktada kadın sorununa duyarlılık ne kadar önem taşıyor?
Bu çok zor bir soru. Bir terapistin görevi, bir insanın kendi yolunu bulması yönünde desteklemektir. Terapist o yolu çizmez. Kişiye ‚‘şöyle yap, böyle yapmalısın‘ denilmemesi gerektiğine inanıyorum. Belki o insanı negatif etkileyebilirim; o insanı kendi doğrularımla etkileyip, kendi doğrumu yapmasına yol açmış olurum, bu doğru değil. Çünkü benim doğrularım farklı, bana gelen hastanın durumu farklı. Benim görevim; o insanın ne yapmak istediğini araştırıp anlamak, bunun yanında yanlışları varsa onu da göstererek, eşi tarafından eziliyorsa tabii bunu da göstererek, imkan sunmak. Ama kararı, o kişi verecek. Bizim görevimiz hiçbir zaman birisinin elinden kendi yaşamını sürdürme sorumluluğunu almak olamaz. O zaman bu terapi olmaz. Bence her terapist hastasının sorumluluğunu kendi ellerinde bırakmalı. Aksi taktirde o insanı elden ayaktan düşürmüş olursunuz. İşte "şunu yap, daha doğru olur‘ gibi… Hasta sizin ağzınızdan çıkanla hareket etmeye başlıyor, bu da doğru değil. Aslolan; hastaya imkanları sunup, kararın onda olduğunu göstermektir. Hiçbir zaman tarife, reçete vermeyiz bu noktada. Elbette yeri gelince önerilerde bulunuyoruz; "belki böyle yapabilirsiniz, belki size bu iyi gelir, bir deneyin" diyoruz. Mesela, biri "Ne yapacağım, ayrılayım mı? Siz ne diyorsunuz?" dediğinde, direk‚ şöyle yapın‘ diyemiyoruz. Bizim tutumumuz daha çok biraz geride durarak, karşıdaki kişiye imkanlarını sunmaktır: "Şunu yaparsan, şöyle olur. Ama bu yolu seçersen şu olur". Onunla beraber tartışarak sonuca varıyoruz. Reçete usulü bana doğru gelmiyor. Bu bir terapi yöntemi olmamalı.

Biliyorsunuz, kadınların sistemden kaynaklı olarak da ağır sorunları var. Sistemle sorun yaşayan kadınların psikologlara gidip çözüm araması ne kadar gerçekçi? Bir terapist bu tür sorunları nasıl çözebilir? Çünkü terapist de nihayetinde hastayı sisteme entegre etmeye uğraşmıyor mu?
Bu terapiden ne anladığınıza bağlı. Bence sizin kastettiğiniz daha çok rehberlik konusunda giriyor. Biz rehberlik yapmıyoruz. Türkiye’de psikologluk anlayışı biraz daha farklı. Çalıştığım hastanede psikolojik rahatsızlığı olan insanlar ve bundan şikayetçi olan insanlar geliyor. Tabii ki o insanı tekrar topluma geri kazandırıyorsunuz. Sistemle uyum sorunları daha çok rehberlik sınıfına giriyor. Birine nasihat verme şeklinde gelişiyor. Bu terapinin dışında bir şey. Terapiyi her bireye yapamazsınız. Gerçekten ihtiyacı olana yaparsınız. Sırf "şu sistemle  sorun yaşıyorum" diye terapi olmaz. Psikolojik vakalar çok ayrı. Daha çok kendisini bulamayan, kendi kişiliğiyle sorun yaşayan insanlardan ayırmak lazım. Bize bir sürü kişi başvuruda bulunuyor. Ama bunların yüzde 20’sini geri çevirmek durumunda kalıyoruz. Çünkü bizim kriterlerimize uymuyor. Şu anlamda uymuyor: Sağlıklı bir insan da gelip, destek istiyor. Halbuki o insan kendi başına da yaşayabilir. Böyle durumlarda daha çok rehbere gidilmesi önerilir.
Devlet şiddetinden kaynaklı, politik sorunlar yaşayan, birebir diğer devletlerle, Alman devleti ile sorunlu olan çok insan var. Çok ağır travmatik sorunlar yaşayanları, uzman kişi veya kurumlara yönlendiriyoruz. Çünkü çok hassas bir konu. Yeri geldiğinde biz desteklemeye çalışıyoruz. Bunlarla iletişim kuruyoruz. Mesela işyerleriyle çok iletişim içindeyiz. Mesela, çok bastırılıyor veya işten çıkarılmak isteniyor, yaş sorun yapıldığı için. Bu tür durumlarda destek olup, hastanın hakkını kaybetmemesi için elimizden geleni yapıyoruz.


Semra Fırat kimdir?


Muş'un Varto İlçesi'nde doğan ve 9 yaşında iken işçi bir ailenin kızı olarak 1989’da Almanya’ya gelen Selma Fırat, Marburg Üniversitesi Psikoloji Bölümünü bitirip, Köln'de psikolog olarak göreve başladı. 2006 yılından beridir de ruhsal hastalıklardan muzdarip insanlar için kendi anadillerinde tedavi hizmeti sunmak üzere Krefeld'de kurulan Klinik Königshof tedavi merkezinin Türkçe polikliniğinde çalışan Fırat, aynı zamanda psikoterapi eğitimine de devam ediyor.


SOZDAR DERSİM