İrlanda edebiyatının ve James Joyce'un Ulysses’i 93 yaşında. Ulysses'in adı ve yazılış biçimi duyulduğunda, yazın dünyasındaki pek çok çevre, yeni zihin yapısı ve bireyi hakkında hayrete düştü. Zira edebi bir kanon olan Ulysses’te, yeni çağın düşünme ve yazma şekli vardı. Ve artık Ulysses'le beraber edebiyatta "bilinç akışı tekniği de" yerini alacaktı.

O kadar kendine özgüydü ki Ulysses, edebiyat tarihinde şiddetli bir deprem yarattı. Ulysses'in fay hattında, edebiyat, birey, mekan, zaman, dil, tarih ve klasik anlatım tekniği ciddi kırılmaya uğradı. Akıl ve tekniğin ayak sesleri Avrupa başkentlerinde hızla duyulurken, bu çağın öngörüsüne  edebiyatçılar da katılmıştı. 

James Joyce'un İrlanda, Trieste, Zürih ve Paris’te yaşadığı dikkate alındığında Ulysses’in modern Avrupa kentlerinden beslenen tarihi entelektüel kökeni ayrıca not edilmelidir. Üstelik Joyce'un muazzam cesareti ve düşünsel dehasını da bu çeşitlenmeye eklediğimizde, karşımıza modern edebiyatın stilini ve estetik beğenisini neden Ulysses’e dayandırdığının cevabı çıkar.

Ulysses'in yazılış, yaratılış koşulları dikkate alınmadan, Ulysses'in etki alanı anlaşılamaz. Kaldı ki Ulysses sadece bir kitapla sınırlı değildir. Dil derinliği ve cümle tasarımı göz önünde alındığında, endüstri devriminin dönüşümü gibi, Ulysses’in düşünme biçimi de modern edebiyatın yükseliş sürecidir.  

James Joyce, bildiğimiz gibi zorluk içinde yaşamış, yaratmış bir yazardır. Ulysses'in insanı dehşete düşüren sözcük teorisi ve bilinç yapısı, yazımının dış bağlantıdan ziyade, içsel düşünme ve gözlemle türetilen kanonik sertliği fizik ötesi bir duyuş gibidir. An be an matematikle fiziğin kesiştiği satırlarda cümle başı yenilenen sözcüklerde sayısal bir ritmin iradenizi zorlayışına hayret edersiniz. Romanın örgüsü, bir nevi dışarı olasılığının sıfırlandığı, hafızanın yetenekle işletildiği bir ağırlığa tekabül etmektedir. Bu tekabül Joyce'un yaşamından geçtiği için de Ulysses’teki nitelik sarsıntısı aynı zamanda Joyce'un tüm kimliklerine kadar uzanır. 1882'de doğduğu İrlanda’dan, 21 yaşında, doğa bilimleri eğitimi için Paris'e gittinde, Ulysses’in yazın iklimi ve Joyce'un ruhsal serüveni yine bu çoklu kimliklerin parçacığını oluşturacaktı.


Ulysses Paris'te doğdu

Eğitim için Paris’e yerleşen Joyce, pek çok çağdaşı gibi Avrupa'nın sanat, siyaset, ekonomi ve kültür dünyasındaki çalkantısına tanık oldu. Avrupa’da yeni yönetim kritikleri ve endüstri devrimi; toplumu, bireyi, kültürü hatta medeniyet tasavurunu bile, gerginliğe sokmuştu. 1. Dünya savaşının alt yapısı Avrupa kıtasında döşenirken buhranın bir ayağı da Paris'ti. Zira Paris, Avrupa’nın pek çok buhranını devrimle reaksiyone eden sahneydi. Sanatsal, bireysel ve düşünsel özgürlükler, Paris'in telkinlerinden daima faydalanmıştır. Ulysses gibi zihinsel mimariyle inşa olan bir romanın, Paris'ten esinlenmemesi düşünülemezdi ve Joyce yıllarca burada yaşamıştı. Üstelik modern Avrupa'nın bu merkezinde sanat ve sanatçılık tüm açılardan üretim şansı yakalabiliyordu. Joyce ve pek çok çağdaşı bu beklentiyle Paris'teydi.

Ne var ki endüstri devrimi hızlı gelişmişti. Teknik icatlarını, fabrikalarını, politikasını, işçisini, haritasını ve ordusunu kurmuş bu yeni sistem karşısında, entelektüel cenahın sanat, politika, savaş, toplum ve yazarlığın geleceği hakkında bir yöntemi de yoktu. 

Ancak yirminci asır gerçekten başkaydı ve kapıdaydı. 1789’dan sonraki klasik edebiyat, yeni dünya düzenini izah etmekte zorlanıyordu. Birey de, yazım da, düşünce kurgusu da değişmeliydi ama nasıl? Düşüncenin kuşku saati, edebiyat adına kendisini diriltecek dehanın zamanını bekliyordu. Edebiyatın diğer toplumsal olgularla olan ilişkisi esas alındığında Ulysses’i, edebiyat ve modernlik çelişkisinde Proust’un Kayıp Zamanın İzinde'sinden (1913-1927) sonra, bu çizgideki ikinci edebi çözümleme saymak yanlış olmayacaktır. Moderne ayarlı bir roman olarak Ulysses'in, hassas taraflarından biri de budur.

Leopold Bloom'un 700 sayfalık, 16 Haziran Günlüğü, 1922’de Paris'te "Shakespeare and Company" adlı yayınevi tarafından ilk defa basıldığında edebiyat tarihçisinin de, yayıncısının da, okurun da alışkanlıkları tersyüz oldu. Keza Joyce sırdan, kolay, hazır, sorgusuz ve paganizme kaçan bütün havaları bir çırpıda yıkmıştı. Ulysses'in bilinci, dizgelerin mahrem ve gizemli yalanlarını söküp almıştı edebiyatın yolundan. "Düşünce düşüncenin düşüncesidir" diye haykırıyordu Moniseur Joyce!

Leopold Bloom’un Dublin sokaklarındaki bir günlük zihinsel gezintisi Avrupa başkentlerine yeni yazarlık tutumu olarak düşmüştü. Bu tutum V. Wolf'un Dalgaları (1931), R. Musil'in Niteliksiz Adamı'yla (1921) beraber dörtlü bir yazım kriterine de dönüşecekti. Böylece bilinç akışı tekniği ve modern edebiyat, Ulysses'in şemsiyesi altında günümüze dek tartışmasız gelecekti. Modern edebiyatın bir denemesi daha tutmuştu. Ulysses, dil gücüyle bireyin akıl dünyasını, teknik ve sosyal olayların siyasal entrikaları karşısında farklı bir özgürlük ve ifade hakkı olabileceğini ispatlamıştı. Ve bunu savaş, biyografi, romantizm, melankoli, toplumsal bağlantı gibi klasik temaları da kapsayarak yapmıştı. Hatta yazarlıkla, yerellik, edebiyatla kültürel ve tarihsel hafızasının kopmazlığını işaret etmekten de sakınmamıştı. Dünya artık tekniğin dünyası olacağına edebiyat ve bireyin akıl gücü de bireysel ve kültürel kimlik olarak kendi tekniğiyle ilerleyebilirdi.


Modern edebiyat hala en ciddi yöntemdir

Elbette Ulysses'ten sonra dünya çok ciddi dinamikler edindi. Hiroşima, Auschwitz, Bosna ve Halepçe gibi kitle felaketleri ve sayısız politik kırılma her zamankinden fazla insan bilincini zorlamıştır. Bu olayların ruhsal, demografik ve düşünsel kayıpları tartıldığında bilinç akışı ve modern edebiyat kavramının günümüzdeki krizlerle hala baş edebilecek yegane yöntem olduğunu görmek durumundayız.

Üstelik teknoloji ve iletişimin karışmış haline rağmen, modern edebiyat dili ve tekniğini insanı savunabilecek yegane araç olduğunu varsayarsak Moniseur Joyce'un "Tanrısını arayan tükenmiş bir fuhuş çağındayız" tesbiti yerinde sayılmaz mı?

Ancak biz yine de Monsieur Joyce'un,

"Fısıltı, beyler, ekseriya sıradan insanların adeti olagelmiştir" sözüyle dünyaya baksak, Ulysses'in destansı çağrısı daha iyi anlaşılmış olur.

 

* Alıntılar: Ulysses. S.14-437

* Ulysses'in Kürtçe çeviri için uğraşan Kawa Nemir'den aynı nitelikte bir çeviri çıkacağını düşünüyoruz.