Kürt kadın devrimi kadına, önceki devrimlere dair tüm ezberleri bozarak büyüyor. Bu nedenle belki de hiçbir devrim Kürt kadın devrimi kadar can alıcı olmadı. Kürdistan gibi maddi manevi varlıkları sömürge olan bir toplumda; dış sömürgeciliği teşhir edip, yerel dayanaklarına karşı yeni değerleri her açıdan örgütlemekse, özgünlüktür.
Kürt kadınları devrimlerini ilk andan itibaren ideolojik referanslarına inanarak, yaşayarak, düşünürek ve çalışarak başarmışlardır. Elbette bunda özgürlük hareketinin ideolojik güçlenmesi, saygın dayanışması ve örgütlenme aşamalarına verdiği inanılmaz güçlü referansların etkisi var. Ve elbette Kürt kadın devrimi kendi toplum devrimi ile eşgüdümlüdür. Ancak burada devrime gönül veren, öncülük eden kadınların özgürleşme ciddiyetleri, aydınlanma ısrarları ve devrimi bir değişim gücüne çevirme yetkinlikleri vardır ki, bu başlı başına devrimin ana enerjisini oluşturur.
Kürt toplumu kadınların baskılandığı, hiçliğe gömüldüğü bir evreyle boğuşuyordu devrime kadar. Dört parçaya bölünen bir ülkede direnişi kabullendirmek bile uzun yıllar alırken, örgütlemekse en zor iş oldu. Kürdistan toplumunda başat sorunlar olan; köylülük, eğitimin yetersizliği, erkek egemenliği, dinci gericilik, her türlü sömürüye açık ilişkiler ağı ve sınıf darlığının yarattığı sıkışmışlıklar kadın üzerinde meşrulaştırılmıştır. Bu açıdan Kürdistan’da kadın devrimi hem keskin redlere, hem arkaik kopuşlara hem de çok kararlı aşamalara paraleldir.
Keza gericilik erkek simgesinde, sömürgecilik de sözde değerler blokuyla kadınların yaşamı üstünde yükselmiştir. Bunun için kadının varoluş ve yaşam alanını geriletmek için iç ve dış politik manevra alanları her dönemde ayrı bir kisveye bürünmüştür. Dün törecilik, ailecilik, namus, ahlak etiketleri, bugün siyasal islam gericiliği, ucuz iş gücü, kamu hayatından men edilme tehlikesi ve eve gönderilme retoriği… Kısacası her fikir cenahına, her siyasal davranışa göre kadınların onurları, hakları ve kimlikleri bir şekilde belirlenmek istenmiştir. Bu coğrafyanın her insanı, kadın sorununun bu tramvatik belirlenmişliğinden çok acı çekmiştir. Kadın mücadelesi bu yanıyla iç-dış referanslarını güncelleyerek, örgütlenme kültürünü de özgürlük ve ulusal sorun bağıntısını yakalayarak, toplumun bu travmasını kırarak adım atmıştır. 1990'lardan itibaren kitleselleşen özgürlük mücadelesine, bireysel, örgütsel ve fikirsel açıdan kulvar açan kadın özgürlük hareketi, genel mücadelenin hamlelerinden model çıkarmayı bilmiş ve Kürdistan toplumunun değişim kategorilerine öncülük etmiştir. Bu açıdan Kürt kadınları hem öncüdür, hem devrimcidir, hem de örgütleyici güçtür.
Bugün Ortadoğu'da bunca kıyamet ve kıyımın kadın etrafında yürütülmesi ve buna karşı her yaştan kadının direnişe katılımı aslında elde edilen etik, moral, estetik, tarihsel ve evrensel kazanımların bir daha yitirilmemesi içindir. Elbette Kobanê’nin özgün bir reel politik durumu var. Ancak en az Kobanê kadar düşmemesi gereken kadın hareketinin toplumsal, sosyal, siyasal beklenti ve değişim kulvarında vardığı aşamalardır. Ve bugünkü tehlike aynı zamanda kadın haklarının meşru ve iradi yaklaşımlarına yöneliktir. Çünkü karşımızda iki çirkin karakterli güç ve her türlü gericiliği, sömürgeciliği, katliamcılığı, kuralsızlığı kutsayanlar var. AKP'yi iç gericiliğin her türlü tamponu olarak tarif ederken, IŞİD bunun hem ayakçısı hem de uluslararası sömürge planlarının yeni taktiğidir. Yani AKP Türkiye özelinde, kadın mücadelesinin tam saha pres uyguladığı tarihi ilkelliklerin temsilcisi, IŞİD'de uluslararası güçlerin muhalif kalan değer ve disiplinlere karşı kurgulanan konjoktürel tehdittir. AKP eliyle zihniyet, IŞİD eliyle de coğrafik bir işgalle karşı karşıyayız. AKP ve önceki iktidarların Kürdistan’da çözümsüz kaldığı direnç noktalarından biri de kadın hareketidir. Çünkü bu hareket toplum ve birey gerçekliğini yeniden diriltmiş, kurallarını değişime zorlamıştır. Asırların suskun, ezilen, çaresiz, acılı yığınları özgürleşme daveti karşısında silah çeken, isyan eden, meydana çıkan, işkencelere direnen ve dağlara akın eden gerillalar olarak Kürdistan'ın her karışını kölelikten arındırdı. Kürdistan'da eski yaşamla uzlaşmaya giden yollar dinamitlendi. Kürt kadınları artık bireysel, örgütsel ve ulusal taleplerini bir dünya görüşü etrafında benimsiyor.
Kürt kadın devrimi, öncü kişiliklerin özgün duruşları, düşünsel referanslarının çeşitliliği, pratik sahalardaki yaratıcılıkları ile devrim nosyonunu tamamıyle dolduran bir harekettir. Herşeyden evvel tarihsel bir tahayyül olarak bildiğimiz devrim yani; canla başla, emekle ekmekle, acıyla sevinçle dayanışma ve direnme ile harmanlanan bütün sosyolojik aşamaları deneylerek genişleyen bir harekettir.
Bu açıdan devrimin toplumsal ve ulusal gerçekleri kadar devrime ufuk kazandıran, biçim veren kişiliklerin yeri de unutulmazdır. Kadın devrimi öncülerle toplumun birbirini derinden etkilediği süreçlerle ilerlemiş ve karşılıklı bir devrim içi çizgi izlemiştir. Bu çizginin içinde başlayan kişiler, devrime olan inanç sayesinde bir toplumun ve ulusun kimliğini kazanarak ve kazandırarak, çok ciddi siyasal hamlelere imza atmışlardır.
İşte bunlardan biri Bêrîtan, yani Gülnaz Karataş. Kürt kadının özgür bilinci, ve devrimin şairi, edebiyatçısı ve özgürlük savaşçısı. Elbette Kürdistan'da özgür kadın bilincinin yerleşmesi uzun bir varoluş mücadelesinin sonucudur. Ve bu mücadelenin bilinen bilinmeyen yüzbinlerce çalışanı ve savaşanı vardır. Ancak bu yüzbinlere neden sunan, onları daha da güçlü kılan ve kazanmaya sevk eden bir takım simge kişilikler vardır. Bunlar zamanın ruhunu ölümsüzleştiren ve devrime pozisyon kazandıran eylemler yaratmışlardır. Zekiye Alkan, Zeynep Kınacı, Sema Yüce ve Bêrîtan gibi semboleşen kadınların önemi biraz daha üstünde durulmayı gerektiriyor. Keza bu isimler, kadın hareketinin geçirdiği politik evrelerin direk belirleyenleri olmuştur.
Bu sebeple Şengal Katliamı, Kobanê Direnişi ve ardında Kürtler arası gelişen dayanışma ve birlikte hareket etme gerçeğinin tartışıldığı bu dönemde Bêrîtan’ın direnişinin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Keza Bêrîtan, tam da bugünler için direnmiş ve isyan etmiştir. Aslında bugünler Bêrîtan'ın eyleminden sonra lanetlenen işbirlikçilik, sömürgeciliğe çanak tutma ve teslimiyetin Kürdistan zemininde nasıl kaybettiğinin  iyi bir örneğidir.
Şengal'den Kobanê'ye uzanan direniş ve Kürtler arası uzlaşma tam da Bêrîtan'ın teslim olmayan iradesi ve inancının somutlaşmış halidir. Kürtler arası çelişkilere kurban giden yılların ardında Kürtler arası kazanıma gelen tarih, aynı zamanda Bêrîtan'ın düşünce tarzını ve mücadele yeteneğini de doğruladığının açık örneğidir.
Bêrîtan’ın eylem tarzıyla deklare ettiği değerler, bugün başta kadın devrimi olmak üzere, her Kürt'ün gönlünde ve geleceğindeki yerini an an be an yükseltiyor.
Eğer tarih bir tekerrürden ibaretse, bu Bêrîtan iradesi ve özgür kadın mücadelesinin Kürdistan’da tekrardan tekerrür ettiğinin en güzel örneğidir.