
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, sürecin geldiğini aşama ve tıkanıklığın aşılması için yapılması gerekenler ile yerel seçimler öncesi kadın kotası ve eşbaşkanlık tartışmasıyla ilgili ANF’nin sorularını yanıtladı.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 2013 Newrozu’nda başlatığı süreç şu an hangi aşamada?
AKP bu süreçte demagoji dili kullanma ve halkı yanlış yönlendirme dışında süreci var edecek bir şey yapmadı. Sadece ‘Süreç iyi gidiyor, süreci bozan altında kalır’ gibi değerlendirmelerle herkesi sürekli bir beklenti içinde tutarak çözüm geliştirmeme politikasını izledi. Önderliğimizle yapılan görüşmeler diyalog sınırlarını aşmadı. BDP heyetine sürekli müdahale ederek ‘Benim yapacaklarım belirleyicidir ve herkes haddini bilecek’ diyerek süreci fiili olarak bitiren yaklaşımlar içinde oldu. AKP, çözüm zihniyeti, iradesi ve projesi olmadığını ortaya koymuştur. Bu süreci seçimlere kurban etme politikası izledi ki; ciddiyetten yoksun büyük bir sorumsuzluktur. Bu sorumsuzluk ve ciddiyetsizlik, Türkiye halklarına büyük bedeller ödetecek gerilim ve çatışmaların yaratılmasını beraberinde getirecek bir durumu ifade etmektedir. AKP böyle bir durumun yaşanacağını bile bile oyalamacı, zaman kazanma politikasını sürdürmekte ısrar etmiştir.
Halkımızın, Türkiye toplumunun da beklentisi olan çözüm için müzakere yaklaşımını göstermeden çözüm için var olan bir süreçten bahsetmek, halkları kandırmaktan başka anlam taşımayacaktır. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, muhatap alıp iradeyi tanıyarak müzakere yapmadan hiçbir sorununun çözülmediği ve çözülmeyeceği açıktır. Tıkanan ve AKP tarafından fiili olarak bitirilen sürecin yeniden canlanmasının tek yolunu Önder Apo net ve açık bir biçimde ortaya koymuştur. Önderlik açısından tanınan yeni koşullarda ve yeni formatta müzakereye başlamak ve gerekli adımları atmaktır. Ya süreç böyle gelişir ya da zaten tıkanmış olan süreç beraberinde çatışmalı bir döneme yol açar. Bu kime ne getirir, ne götürür, 40 yıllık mücadele bunu göstermiştir. Kürt halkı ve Kürt özgürlük mücadelesi özgür ve demokratik bir yaşama kavuşmadan mücadeleyi bırakmayacağına göre, kaybeden ve kaybettiren AKP olacaktır.
AKP’nin bu süreci bir çözüm için değerlendirme yerine seçimlere kurban etme siyaseti gütmesi neyle açıklanabilir?
Dikkat edilirse basında, ekonomide, yargıda, siyasette kısacası her alanda kendini tekleştiren ve hegemon kılan bir zihniyet ve pratik içindedir. Bu zihniyetin demokrasiyle bir alakası yoktur. Zaten sorunların varlığı ve çözümsüzlüğü bu zihniyetten kaynaklanmaktadır. Bu nedenle de Kürtlerin iradesini tanıma ve muhatap alarak çözme gibi bir yaklaşım ortaya koyamamaktadır. Dolayısıyla da önüne çıkan fırsatları doğru değerlendirip muhatabıyla müzakere ederek sorunların çözümü konusunda adım atamamaktadır. Aslında AKP’nin zihniyet olarak eski iktidarlardan bir farkı yoktur. Tek farkı, Kürt halkı başta olmak üzere demokrasi güçlerinin yürüttüğü mücadele karşısında dünya ve bölge koşullarını da dikkate alarak hegemonyasını ortadan kaldırmayan bazı şeyler yapmasıdır. Özde ve zihniyette farktan çok, kendini koşullara uyduran bir tutumda ısrar etmektedir. Demokrasiye ve değişime karşı direnmektedir. Özcesi, süreci tıkatmaya uğratan, demokrasiden uzak, hegemonyacı yaklaşımıdır. Bunun da cumhuriyet tarihi boyunca halklar, emekçiler ve tüm ezilen topluluklar üzerinde yürütülen kurumsal faşizmin yeni bir biçimde inşa edilmesi anlamına geldiği uygulamalardan görülmektedir.
Sayın Öcalan yaklaşan yerel yönetim seçimleri bağlamında belediyeler için eşbaşkanlık önerdi. Eğer uygulanırsa bu Türkiye geleneğinde bir ilk olacak. Bu yeni modeli nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eşbaşkanlık sisteminin siyasi partiler düzeyinde çok yaygın olmamakla birlikte başka ülkelerde de örnekleri var. Türkiye’de ise bir ilktir. Bu da Önder Apo’nun önerisiydi. BDP zaten fiili olarak eşbaşkanlığı uyguluyordu. Şimdi bu durum hükümet tarafından da kabul edildi ve yasalaştı… Eşbaşkanlık sistemi sadece kadının siyasal, sosyal yaşamda etkin yer alması anlamına gelmemektedir, aynı zamanda demokratikleşmenin ruhunu ve pratikleşmesini derinleştiren ve kapsamlılaştıran bir karaktere sahiptir. Kadının siyasette ve toplumdaki yerini etkili kılmadan toplumun demokratikleşmesi ve özgürleşmesi mümkün değildir. Toplumun demokratikleşmesi sağlanıp özgürlükçü zihniyet gelişmeden de sorunları çözmek mümkün değildir. Demokratik Özerkliğin sağlanmasının en önemli ayağı da Kürdistan’daki idari yapının ve kendi kendini yönetmenin ifadesi olan belediyeler, yani yerel yönetimler olmaktadır. Çünkü hayatın her alanı ekonomik alandan tutalım, sosyal, siyasal, psikolojik, kültürel bir çok boyut yerel yönetimlerin çalışma alanına giriyor. Yerel yönetimler, halkın kendisini her düzeyde daha çok katacağı, kendi yaşamını, yaşam alanını ve geleceğini örgütleme üzerinde karar sahibi olması gereken alanlardır. Demokratik toplumcu ve kadın özgürlüğüne dayanan siyasal ve sosyal boyutun pratikleşeceği model olmaktadır. Bu açıdan Önder Apo yerel yönetimlerde de eşbaşkanlık modelini önererek, buralarda da gerçek demokratikleşmeyi sağlayacak hamlenin güçlü zeminini yaratmaktadır. Bu, kotadan daha da derinlikli ve kapsamlı demokratikleşme ve özgürleşme hamlesini ifade ediyor. Kuşkusuz sözü edilen eşbaşkanlık gerçek anlamda pratikleşecek ve pratikleşmesi gereken eşbaşkanlıktır… Bu açıdan bundan sonra kadın temsiliyeti için sadece kota değil kota sınırlarını ve düzeyini epey aşan, sadece cinsler arası eşitliği sağlamayı değil, demokratik ve özgürlükçü zihniyetin gelişmesi ve pratikleşmesinde çok önemli rol oynayacak eşbaşkanlık modelini uygulayacağız. Artık hiçbir yerel yönetim ben tek başıma yönetimim diyemeyecek. Eğer partilerde bu oluyorsa, partileri pratikleşeceği alanlarda olması bu modelin karakterinin olmazsa olmaz gereğidir. Önderlik ve Özgürlük Hareketi yeni bir hamle yapıyor. Dolayısıyla önümüzdeki seçimlerde her yerde kota sistemini aşan, her düzeyde kadın erkek eşit temsiliyetine dayanan eşbaşkanlık uygulanmalıdır. Eşbaşkanlık, herhangi bir cinsin önde, diğerinin geride kaldığı değil, kesinlikle beraber temsil ettiği, beraber çalıştığı ve beraber yönettiği bir sistem olacaktır. Bu nedenle adayların belirlenme sürecinde herkes bu gerçeği gözetecektir. Her aday eşit yönetime katılacak ve iradeye sahip olacak bir sistemde çalışacağını şimdiden bilecektir.
İRAN VE PJAK’A ÇAÐRI
İki yıldır PJAK ile İran devleti arasında devam eden bir ateşkes var. Ancak son günlerde İran rejimi iki Kürt tutsağı idam etti. Bu idamlar neden yaşandı? Ateşkese rağmen İran devletinin bu tutumunu KCK olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
İran devleti ile PJAK arasında 5 Eylül 2011’den bu yana süren bir ateşkes var. Ateşkesin bir koşulu da idamların yapılmamasıydı. İran devleti böylelikle ateşkesin en önemli boyutunu çiğnemiş oldu. Kabul edilemez ve sonuçları ağır olacak bir tutumdur. Kürt halkının büyük öfkesini çeken böyle bir idama başvurmak, ateşkese yönelik büyük bir darbe olduğu gibi, bu ateşkesin bozulmasını bekleyen kesimler açsından da fırsat ve zemin yaratan bir uygulama olmuştur. İran İslam Cumhuriyeti’ne ve PJAK yönetimine duyarlı olmalarını, var olan sorunlara yenilerini ekleyecek tutumlardan uzak durmalarını, tahrik edici, kışkırtıcı davranışlardan kaçınmalarını, hele idam gibi hiçbir şekilde kabul edilmeyecek uygulamalardan ve gerilim yaratacak tutumlardan derhal vazgeçmeleri çağrısı yapıyoruz. Karşılıklı olarak yanlış, eksik ve sorunları daha da ağırlaştırıcı tutumlardan kaçınması gerektiği açıktır.
İdamlara karşı durmak vicdani ve ahlaki bir gerekliliktir. Her Kürt’ün ve duyarlı olan her insanın idamlara tepkisini ifade etmesi gerekir. Dolayısıyla şiddet ve çatışma yoluyla olmamak kaydıyla Kürtlerin en üst düzeyde tepkilerini göstermesi gerekir.
UMARIZ KDP VAZGEÇER
Sêmalka sınır kapısı Güney Kürdistan Hükümeti tarafından tek taraflı olarak aylardır kapalı tutuluyordu. Bu durum dört parça Kürdistan’da tepkilere yol açtı, Konu Kürt medyasında da yoğunca eleştirildi. Kürt Yüksek Konseyi de Sêmalka sınır kapısının Rojava tarafını kapatma kararı aldı. Bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kürdistan paramparça edilerek yüreğinden ve beyninden bölündü. Kürtlerin yaşadığı en acı ve trajik durum budur. Sömürgeci ve uluslararası güçler Kürdistan’ı kendi aralarında parçalamış her bir yere de bir sınır kapısı koymuşlardır. Adeta Kürdistan açık bir cezaevi haline getirilmiştir. İlk seferdir halkımız kendi özgürlüğünü geliştirme imkanlarına kavuştu. Bunun örgütlülüğünü ve iradesini oluşturdu. Bu sefer de kapıların kapatılması farklı biçimde ortaya çıktı. Güney yönetimi bu kapıyı Kürtlere kapattı. Tabii bu doğru bir tutum değildi. Güney yönetimi demek aslında eksik veya yanlış bir tanım olabilir. Bu aslında herkesin bildiği gibi KDP’nin kapıyı kapatmasıdır. Nitekim bu konuda gerek YNK’nin diğer birçok örgüt ve grubun açıklamaları gerçeğin bu olduğunu ortaya koymaktadır. KDP’nin tepkiler karşısında “Kapıyı ben kapatmadım” demesi en azından kamuoyunun tepkisinin kendisini etkilediğini göstermektedir. KDP’nin kapıları ve sınırı bir siyasi şantaj aracı olarak kullanmasına karşı Yüksek Konsey’in kararıyla Sêmalka kapısının diğer taraftan kapatılması durumu gerçekleşti. Çünkü kapı sadece KDP’nin ve ilişkide olduğu güçlerin kendi amaçları açısından kullanılıyordu. Çoğu zaman da Rojava Devrimi ve Rojava halkına karşı kullanılan bir kapı oluyordu. Kuşkusuz karşılıklı birbirine kapı kapatılarak bir yere varılamaz. Bunu başlatan KDP olmuştur. Hangi amaç ve niyetle böyle yaptığı da kamuoyu tarafından bilinmektedir. Kürt Yüksek Konseyi’nin tutumu doğrudur. Çünkü bir kapı açık tutulacaksa bu, Kürt halkının çıkarına olmalıdır. Rojava devrimci güçleri şimdiye kadar sabırlı davranarak ve KDP’nin yanlıştan vazgeçeceğini düşünerek kapının diğer tarafını hep açık tutmuşlardı. Ancak KDP kapıyı kapalı tutma politikasında ısrar edince böyle bir karşılık verilmiştir. Doğru olan tutum kapının karşılıklı olarak hem ticari ilişkilere hem de geçişlere açılmasıdır. Kapıyı kapatmanın izah edilir hiçbir yanı yoktur. Bir Kürt’ün, Kürt bir yurtsevere, bir Kürt partisinin genel başkanına kapıyı kapatması, geçişine izin vermemesi ne nezaket ne siyaset ne de yurtseverlik ölçüleriyle bağdaşan bir durumdur. Buna birçok yerden tepkiler dile getirilmiştir. KDP bütün bunların yanlış olduğunu bilmektedir. Umuyor ve inanıyoruz ki bu tutumundan döner, doğru bir tutum geliştirir. Kuşkusuz Sêmalka kapısının kapatılması KDP açısından politik bir yaklaşımdı. Rojava Devrimi üzerinde baskı kurmayı amaçlıyordu. Umarız KDP politikasından vazgeçer. Sêmalka kapısının karşılıklı açılması sorunları giderilmesi açısından da iyi bir adım olabilir. Bundan hem Güney halkı, hem Rojava halkı, bir bütün olarak da Kürdistan halkı yarar görür. Zaten bunun dışındaki yaklaşımı Kürt halkı anlamamaktadır. Bu açıdan da KDP’ye tepkiler gelişmektedir.
TIL KOÇER ÇETELERİN BÜYÜK KAYBIDIR
Tıl Koçer sınır kapısının alınmasının Kürtler açısından özellikle de Rojava Devrimi açısından nasıl bir önemi var? YPG’nin bu başarısının ne tür sonuçları olur?
Tıl Koçer hem Kürtler hem de Irak açısından önemli ve stratejik bir yer. Çetelerin üslenme ve saldırma alanı esas olarak buralarıydı. Öte yandan bu çeteler buradan kâr elde ediyor ve finansmanlarının önemli bir kısmını buradan sağlıyorlardı. Dolayısıyla çeteler açısından önemli bir mevziiydi. Bu açıdan çetelerin kendilerini konumlandırdığı, güçlendirdiği ve saldırılarının dayanağı olduğu bu alanın YPG denetimine geçmesi onlar açısından büyük kayıptır.
Kürtler sadece kendi topraklarında, kendi özgür ve demokratik yaşamlarını kurmak isterlerken çeşitli güçler tarafından bu çeteler Kürt halkına saldırtıldı. Bu çeteler savaşı Kürdistan’ın her yerine taşıdılar. Ne Kürtlerin ne de YPG ve PYD’nin kimsenin topraklarında gözü var. Ancak bölgesel ve uluslararası bazı güçlerin desteğini alan sözüm ona İslam adına hareket eden, ancak yaptıklarıyla İslam’a da zarar veren çete grupları Kürt halkına saldırılarda bulunması tabii ki Kürt halkının kabul edeceği bir durum olmazdı. Bu saldırılar sürekli ve her yerde gerçekleşince, bu açıktan açığa Kürt halkının ulusal varlığına ve özgürlüğüne yönelik bir saldırı olmuştur. Bu saldırıda hiçbir ahlaki ölçü ve değere bağlı kalmamışlardır. Sivil yerleşim yerlerine rastgele bombalanmış, tamamen halkı yıldırmayı ve göçertmeyi esas alan bir politika izlemişlerdir. Girdikleri ve ulaşabildikleri her alanı Kürtler için yaşanamaz hale getirmeyi hedeflemişlerdir. Öyle ki, amaçlarına ulaşmak için basından izlediğimiz kadarıyla Serêkanîye’de kimyasal dahi kullanmışlardır. Bu kadar gözü kara, ahlaksız bir savaş yürütüyorlar. Kuşkusuz bu kirli ve ahlaksız savaşı destekleyen ve cesaretlendiren başta Türkiye olmak üzere kimi bölgesel güçlerdir. Yine Kürtlerle bu çeteler arasındaki savaşı kendi çıkarları için kullanmak isteyen bölgesel ve uluslararası güçlerdir.
Kürt halkı ve YPG de kuşkusuz gelişen bu saldırılara karşılık vermek durumundaydı. Ya teslim olunacaktı ya da kahramanca direnilecekti. Yaşananlar, kahramanca bir direnmenin tarihsel örneği durumunadır. Tıl Koçer’deki savaş bu temelde gerçekleşmiştir. YPG Tıl Koçer’i aldığını ilan etti. Serêkanîye’de de saldırganları halka zarar verecek konumdan çıkarma hamlesi yapılmış bulunmaktadır. Bu başarının Kürt halkının yanı sıra Suriye halklarının, Suriye’de yaşayan inanç ve toplulukların ve tüm demokrasi güçlerinin lehine ve çıkarlarına hizmet edeceğine inanıyoruz.
Bazı Arap basınında ve kimi Güneyli Kürt televizyonlarında YPG’nin başka güçlerin desteğiyle Tıl Koçer’i ele geçirdiği şeklinde yapılan spekülasyonların asılsız olduğunu herkes bilmektedir. Bu tür iddialar YPG’nin başarısını gölgelemek için yapılan uydurmalardır. Öte yandan YPG’nin halka baskı yaptığı ya da rejimle ilişkide olduğu biçimindeki söylentiler bir merkezden yönlendirilmektedir. Arkasında Türkiye ve kimi Kürt güçleri bulunmaktadır. Amaç, Rojava Devrimi’ni karalamak, olabiliyorsa boğmak için meşruiyet zemini yaratmaktır. Yalan yanlış haberlerin, karalamaların psikolojik savaş amaçlı olduğu kesindir. Özellikle kimi Kürt çevreleri ve yayın organları bu tutumlarıyla Rojava Kürt halkının, dolayısıyla tüm Kürt halkının düşmanlarına hizmet etmektedirler.
ANF/BEHDİNAN