AKP-Saray iktidarı tarafından 28 belediyeye kayyum atanması ve bunun 24’ünün DBP belediyeleri olması AKP eliyle kurulan dikta rejimin karakterinin somut bir göstergesi olarak elbet şaşırtıcı değil.
12 Eylül askeri darbesinin yıldönümünde belediyelere kayyum atanması, AKP/Saray iktidarına yakışan bir durum ve “çöktürme planının” bir parçasıdır. Elbette tesadüf değildir. 36 yıl önce bu ülkede askeri darbe yapıldı, bugün de sivil darbe yapılıyor ve Türkiye’deki bütün darbeler, öncelikle Kürtleri kapsam alanına alıyor.
Erdoğan kayyum atamalarına ilişkin “bazıları, seçilmişler nasıl görevden alınır diyor. Bal gibi de alınır” derken, elbet Kürtlerin seçtiği belediye başkanlarını ve milletvekillerini kastediyor. 17-25 Aralık’ta kendi bakanlarının hırsızlığı aleni ortaya çıktı ama onlar seçilmiş oldukları için yargılanmadı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in Gülen cemaatine peşkeş çektiği arsalar ayan beyan ortadayken seçilmiş olduğu için dokunulmuyor. Yani mesele seçilmiş olmak değil, mesele Kürtlerin seçmiş olması.
Sorun Kürtler olunca da hangi hak ve hukuktan dem vuracağız? Belediye başkanlarının görevden alınıp, yerlerine vali yardımcısı, kaymakam yardımcısı atamanın mevzuatta hiçbir yeri yok, yani bu işlemi hangi kanuna göre yapıyorlar?
Erdoğan her konuşmasında aldığı oyları öne sürerek millet iradesinden söz ederken ve millet iradesini yasaların dahi üzerinde gördüğünü söylerken ve millet iradesine dayanarak kendini fiili ve partili başkan ilan ederken sorun yok. Peki, görevden aldığı belediye başkanları halkın oyları ile başkan olmadı mı? Hem de öyle yüzde elliyle falan değil, yüzde doksanlarla…
12 Eylül’de nasıl ki kimsenin can güvenliği yoktu, bugün de öyle. Muhalefet eden tüm kurum ve kuruluşlar hedef altında, sendikalar, öğretmenler, akademisyenler, gazeteciler, öğrenciler, işçiler herkes hedef gösteriliyor. Kim ki itiraz etse ya tutuklanıyor ya da öldürülüyor. 12 Eylül’de 170 bin kişi yargılandı, 388 bin kişiye pasaport verilmedi, 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. AKP-Saray iktidarı tam gaz 12 Eylül’ün tüm rekorlarını kırmak için özel mücadele ediyor.
Bu durumda kayyum sadece belediyelere atanmadı, demokrasiye, özgürlüklere, hukuka, adalete, insan haklarına, vicdanlara, insanlığa atandı. OHAL bahane, kayyum şahane diyen iktidar, zihinlerimize de kayyum atayacak mı? Eminim çok isterdi ama avuçlarını yalar. Bak o mümkün değil işte.
Baskı, sindirme politikasıyla ülke yönetmeye çalışıyorlar. Neredeyse kimsenin evinden çıkmasına izin vermeyecekler, şu sıra sokaklar sadece AKP-Saray şakşakçılarına açık.
Yarın bir gün belediyelere atanan kayyum evlere hatta bizlere de atanabilir. Karikatürize gibi gelebilir ama yarın bir gün evimize gelip bize, “size de kayyum atıyoruz” derlerse hiç şaşırmamak lazım, çünkü hiçbirimizin güvenliği yok. Bu yönetim biçimiyle hiç şaşırılacak bir durum değil. Sonuçta ele geçiremedikleri insanların eşlerine, çocuklarına, anne-babalarına el koyduklarını da gördük.
Özellikle Kürdistan’da devam eden sömürge hukuku belediyelere kayyum atayarak, halkın iradesine ipotek koymak istemiştir. Öncesi, birçok belediye eşbaşkanı görevden alınmış ve tutuklanmıştır. Kürdistan’da yapılan tüm yerel hizmetlerin önünü kesmek, belediyeleri halktan koparmak için her türlü yolu mübah görmenin sonucudur kayyum.
Bu iktidar saldırgan, kanunsuz ve katliamcı hareket ediyor ve buna da izin veriliyor. Yaşadığım bu topraklarda bu kadar sistematik vahşeti yaratan zihniyetin ve bunca zulme destek sağlayan, yardımcı olan, göz yuman, el veren ve nasiplenen insanların varlığına inanmak gerçekten zor geliyor, herkese de gelmeli.
Bu saldırılar kabul edilebilir değil. AKP 15 Temmuz darbe girişimin başarısızlığından yararlanarak kendi darbesini yapıyor ve kendinden olmayan her şeye el koymak istiyor. Üniversitelerde, kamu da, okullarda insan bırakmadı. Görevden aldıklarının yerine belli ki cübbe giydirdiği muhtarları atamanın peşinde. Olur mu olur…