
MEHMET ZAHİT EKİNCİ / HAMBURG
Almanya’nın Hamburg kentinde yaşayan Urfa-Bozovalı Bayram Çoban, Almanya’ya gelmeden 18 yaşına kadar babası ile çobanlık yapar. Çevresinde oldukça oldukça mütevazi ve yardımsever kişiliği ile bilinen Çoban’ın bir de bilinmeyen müzik aşkı var. Öyle ki söz ve müziği kendisine ait tam 800 bestenin 200’ünü tamamlamış ve geriye kalan besteleri üzerinde ise zaman buldukça çalışıyor. Çoban bu işi para için değil, çocuklara gelecek için güzel bir miras ve hobi için yaptığını ifade ediyor. Bayram Çoban’dan hikayesini bizler için anlatmasını istedik.
İlk bestelerini 11 yaşında yapar
Babasının yörede tanınmış bir çoban olduğunu belirterek başlıyor ve devam ediyor: “Urfa ve yöresinde dürüstlüğü ile tanınıyordu. İnsanlar güvenmedikleri insanlara hayvanlarını teslim etmezlerdi. Bende 17-18 yaşına kadar babamla beraber dağ bayır demeden çobanlık yapıyordum. Çobanlık mesleği yanı sıra müziğe karşı da ilgim vardı. Çevredeki insanlar sesimin güzel olduğunu söylerlerdi (Urfalı olupta sesi güzel olmayan var mı?). Küçük bir radyom vardı. Radyoda hep Mahsun-i Şerif’i dinlerdim ‘İncecikten bir kar yağar fakirlerin üstüne’ türküsünü dinlediğimde sanki kar benim üzerime yağardı. Babamdan aldığım harçlıkla müzik ve magazinle ilgili dergileri alıp okurdum. Hep bir gün İstanbul’a gidip büyük bir sanatçı olmanın hayali ile yaşardım. Çobanlık mesleğimi sürdürürken kendi duygu dünyamdan esinlenerek besteler yapardım. Doğa, yalnızlık ve dünyanın en masum canlıları olan hayvanlar bana ilham veriyordu. İlk bestelemi daha 11 yaşında iken yaptığımı hatırlıyorum. Ama bunları kaydedecek bir teybim yoktu. Amcam Hesê Besê yörede tanınmış bir dengbejdi. Kadir amcam ise hem stran söyler hem de kaval çalardı. Ama bu insanlarla alay edilirdi. Sanatkar olmak Gewendelikle (aşık/mıtrıp) eş tutuluyordu. Köylük yerde duygularını ne kadar dile getirebilirdin ki?”
Babası bağlamayı almaz
Küçüklüğünden beri hep bir bağlamaya sahip olmanın hayali ile yaşadığını söyleyen Çoban, “Öyleki çoğu gece bağlamanın hayali rüyama gelirdi. Babam her sene koyunları satarsak sana bağlama alırım diye söz vermesine rağmen bu hayalim hiçbir zaman gerçekleşmedi” diyor.
Ozan Vicdani hep yanında olur
Ekonomik sebepler nedeniyle 1989 yılında Almanya’ya gelen Çoban’ın müziğe olan tutkusu burada da devam etti. Gittiği HUNERKOM’da sesinin güzel olduğunu duyduklarında Çoban’ı kayıt odasına alırlar. Devamını Bayram Çoban’dan dinliyoruz: “Ben de kalabalık içinde söylemeye utandığım için kapıyı kapatarak yanık yanık söyledim. Xelîl Xemgîn sesime adeta hayran kalmıştı. Orada kalabileceğimi söyleseler de ben Hamburg’da kalan ağabeyimin yanına taşındım. Hamburg’a geldikten sonra da müzik ile olan bağım kopmadı. Bir yandan ekmek kavgasına atılırken diğer yandan da amatör bir şekilde yazdığım parçaları Ozan Vicdani’ye götürerek kontrol etmesini istiyordum. Ozan Vicdani, sağolsun manevi olarak hep yanımda oldu. Bunun yanı sıra birçok müzisyen ve sanatkarla tanışma imkanım oldu. Ayrıca klip çalışmalarım oldu. Ama hiçbir zaman bir CD yapma gibi bir çalışmam olmadı. Ben bu işi bir meslekten yanı sıra duygularımı dile getirme ve bir hobi olarak yapıyorum. Daha çok dost meclislerinde ve arkadaş ortamlarında söylemeyi seviyorum. Yoksa çok meşhur olayım para kazanayım derdinde değilim.”
‘Gariban babası’
Aynı zamanda Hamburg’da tanınmış bir aşçı olarak bilinen Bayram Çoban, birçok insanın yanında çalıştıktan sonra kendi işyerini kurmuş ve şu an kendi restoranında aşçılık yapıyor. “Garibanlığın ne anlama geldiğini ve zorluklarını yakından bilen bir insanım. Şu ana kadar ne yaptıysam ne kazandıysam kendi alın terimle kazandım. Küçükken kırık bir sazın hayali ile yaşardım. Çocuklukta yarım kalan hayallerimi gerçekleştirmek istiyorum belki de” diyen Çoban çevresinde ‘Gariban babası’ olarak da tanınıyor.
‘Halkın teveccühüne bırakıyorum’
“Sanatı hiçbir zaman ekonomik çıkar olarak görmedim” diyen Çoban son olarak şunları ekliyor: “Çoğu zaman çalışırken bile notalar kafamda uçuşuyor. Besteler yapıyorum kafamda ve fırsat bulduğum anda da bunları söze döküyorum. Bir beste yaptığım zaman sanki dünyaya yeni bir insan getirmiş gibi seviniyorum. Kimileri zenginlikle, malla varlıkla mutlu oluyorken ben de bir nevi böyle mutlu oluyorum. Sanat benim için bir tutku. Belki bu yaşımdan sonra sanatçı olamam ama yaptığım besteleri para karşılığı olmadan sanatçılara verebilirim. Kimseden para talep etmiyorum. Yalnızca söz ve bestenin bana ait olduğunu belirtsinler benim için yeterli. Hala çevremde birçok insan bu sanatçı yönümü bilmez. Ben hiçbir zaman kendi reklamımı yapmadım ve yapmam da. Her şeyi halkın teveccühüne bırakıyorum.”