Çıldır Gölü, en yükseklerde izler bizi. Sessiz sedasız rüzgara bırakır efsunlu yüzünü. Bir aşk masalıdır. Tanrıların saklandığı yeri hep o bilir. Hep o bulur. Herkesi dinler ama hep en son o konuşur. Güneşi, o kızıla çalar. Ayı, o söndürür. Dağlardan ovalara kusursuz bir doğa kahramanıdır Çıldır Gölü.

Ruhi KARADAĞ

Dağlardan haber salın Çıldır Ovasına. Bulutlar yediveren ve toprak su aşkına kızılcık şerbeti.

Nefesini tutsan… Halaya dursan… Ağrı Dağı’ndan bir türkü tutursan… Çığlık olsan… Serhat’tan Mezopotamya’ya selama dursan… Tarihi yeniden yazsan…

Dağ olsak

Deniz olsak

Ova olsak

Göl olsak...

Ben dağların, denizlerin, ovaların, göllerin yalancısıyım…

Kimileri başını bulutlara dayayan dağlarda gizler aşkını.

Kimileri denizin derinliğinde ulaşır sevdasına

Kimileri ovanın sonsuzluğuna bezer yüreğini.

Çıldır Gölü bir aşk masalıdır

Çıldır Gölü, en yükseklerde izler bizi. Sessiz sedasız rüzgara bırakır efsunlu yüzünü. Bir aşk masalıdır Çıldır Gölü.

   

Tanrıların saklandığı yeri hep o bilir. Hep o bulur. Herkesi dinler ama hep en son o konuşur. Güneşi, o kızıla çalar. Ayı, o söndürür. Dağlardan ovalara kusursuz bir doğa kahramanıdır Çıldır Gölü.

Herkes kendi içinde bir dağ, bir de deniz taşır. Ya da uçsuz bucaksız bir ovada kaybolur. Yok olur. İçimizdeki kavga deniz kadar derin, dağ kadar yüksektir. İnananlar için söyler kara toprakta ak sütünü. Senin yüzün suyun hürmetinedir. Serhat’ın yedivereni… Çıldır Gölü…

Suda çıkan atlar dört nala

   

Efsaneler dilden dile tarihin tüm karanlıklarına rağmen aydınlık yüzünü hep göstermiştir.

‘Suda çıkan atlar’ olarak bilinen mitolojik öykülerden birkaçını hatırlayalım. Çıldır Gölü’nde karşımıza ‘kanatlı bir at’ olarak çıkar. Hem kanatları hem de yüzme organları olan bu at, Kaf Dağı’nın ardındaki mitolojiyle günümüze kadar ulaşmıştır.

Başka bir mitolojide, ”Hızır, boz atlı yol iyesi’’ ile her yere yetişen bir kurtarıcıdır. Sudan gelen bu boz at, herkesin dostu, dermanıdır.

Suyun altında yüzebilen bu atalar, tarihin sayfalarında kanatlanıp uçuyor, kah kötülük yapanları cezalandırıyor, kah bir duayla sevdalıları kavuşturuyor, kah darda olanları kucaklıyor, yoldaş oluyor.

   

Kars’ta sıkça bilinen başka bir rivayette ise; ”dünya vaktiyle sularla kaplıyken’’ diye anlatılmaya başlar. Sular çekilince atlar karada kalmış. O atların ön ayakları o kadar iriymiş ki hem koşmaya hem de yüzmeye müsaitmiş. Suda çıkan atlar dört nala dağların ardında kaybolmuş.

Yine Çıldır Gölü için anlatılan efsaneden günümüze kalan ‘genç kızın masalı’ en çok bilinendir. Bu efsaneye göre gece köyün çeşmesinden su almakta olan genç güzel kıza, kardeşinin askerden geldiği müjdelenir. Heyecanla evin yolunu tutan genç kız çeşmenin suyunu unutur. Köyü sular basar ve böylece Çıldır Gölü oluşur.

Masallar, dağlar ve Çıldır Gölü

Masallardan ötesidir Çıldır Gölü. Gerçek ve asi.

Dağlarda dökülen bir renk cümbüşüdür, bir kavgadır, bir başkaldırıdır, bir isyandır.

Toprakta açan yediverenler; özgürlüktür, sevdadır, aşktır.

Suda suretimiz, gök mavisinde özgürlüğün sesidir.

Suda çıkan atlılar, dört nala gök mavisine kanat çırpar.

   

Kanatlı atlar, atlılar; Serhat’tan, Mezopotamya’ya ebem kuşağı, gökkuşağıdır. Çıldır Gölü’nde gökyüzü ateşten gömlek, sarılsan patlayan volkan, dokunsan lav ateşidir…

Papa Dağı kuşandı öfkesini. Kısır Dağı moloz mahrudunu kustu.

Doğanın nefesi, gözlerin büyüsüdür Çıldır Gölü.

Kürdistan dağlarının Senfonisi...

Wan Gölü’nden sonra Kürdistan’ın en büyük ikinci gölüdür.

Bir buz dağıdır.

Bir botanik bahçedir.

Bir kuş cennetidir.

Bir milli parktır.

Bir doğa harikasıdır.

Oysa günümüzde her geçen gün yok ediliyor. Talan ediliyor.

Kıyı şeridi boyunca turizm bahanesiyle ya da tarım alanı yaratmak bahanesiyle ekonomik rantlara peşkeş çekiliyor. Yetmezmiş gibi kimyasal tarım ilaçları kullanılarak doğal yaşam zehirletiliyor ve ölüyor ama herkes izliyor.

Çıldır Gölü’nde bir zamanlar sadece Kars ili vardı, sonra Ardahan eklendi. Göl iki kente yem edildi. Savaş bahanesiyle ekonomiye kurban verildi. Sosyal yaşam kör edildi. Dilsiz bırakıldı. Yetmedi, üçüncü bir ejderha daha istendi ve Iğdır eklendi. Üç ayrı koldan paramparça edildi. Talan üstüne talan... Vuran vurana, yıkan yıkana...

   

Tarih bir kez daha utanıyor. Susuyoruz!..

Serhat tüm kültürlerine kucak açmıştır. Her renkten, her dilden, her dinden... Tanrılar hep Serhat dağlarında dile gelmiştir. Serhat dağları ülkesinin koruyucusudur, güvenidir, güvencesidir.

Çıldır Gölü, dağların ardıdır. Narindir. Nazlıdır.

Endamı kar beyaz bir selvidir.

Gökte su alır, kara toprağa güç verir.

Bulutların sevdasıdır Çıldır Gölü.

2015 yılında aramızda ayrılan oyuncu Tuncel Kurtiz’in ”İnat Hikayeleri” filmindeki, Çıldır Gölü ve dağlarının anlattığı Tirat ile bitirelim:

”İşte şurası, Ardahan, burası Kars, şurası Çıldır… Bu ovalarda nice medeniyetler yeşermiştir, nice köprüler kurulmuş, nice köprüler atılmıştır, nice yapılar yapılmıştır, nice yapılar yok edilmiştir ve hepsi bu karların altındadır.

İşte çobanlar bazen bulup çıkarırlar, bir bakarsın karların altından bir beyaz çiçek olarak çıkar ya da bir aşığın telinde bir türkü olarak gelir bize ulaşır.

Ben dağların yalancısıyım, dağların yalancısıyım ben…”

”İki kapısı yalnızlığın

Sonsuz bir beyazlıkta 

ses sesime değiyor 

Sessizlik buzda eriyor 

Dağlar da bu 

beyazlık içinde 

gökyüzü 

ve Çıldır Gölü de... 

Havada kar kokusu 

sessizlik sese değiyor 

Sazların gölgesinde 

kanat sesleri 

kekliklerin 

ve kışın uykusu 

Gökyüzünün iki kapısı olmalı: 

Biri sessizliğin 

öteki sesin pususu 

Çıldır Gölü’nün de 

iki kapısından biri 

hüzün ve elem 

öteki yalnızlık korkusu 

Yalnızlığın kapı önünde 

bekliyorum ben de 

sabah aydınlığını hüzünle 

akşam karanlığını elemle... 

Ve dayıyorum alnımı 

Çıldır gölünün alnına 

hayal ve hatıramda 

karakışın kara duygusu 

Hayatım ki, bilinmez 

nerede ve nasıl 

yalnızlığının kuyusu 

Hayatım, ah 

yalnızlığımda eriyor”

Refik DURBAŞ