Ben son zamanlarda şöyle bir soruyu sık sık kendi kendime soruyorum: Eğer bir Kemalist olsaydım, bugünün Türkiyesi'nde ne yapardım?
Dün Sözcü Gazetesinde Uğur Dündar'ın "Cumhuriyet İslam Devletine mi dönüşüyor?" başlıklı yazısını okuduktan sonra bu soruyu bir kere daha sordum.
Dündar köşesinde Cüneyt Akman'ın ortaya çıkardığı çok tehlikeli bir "ilişkiyi" konu almış. Yazar söylemese de, anlaşılıyor ki, söz konusu ilişki, Hüda Par ile AKP arasındaki ilişki. Sözü edilen oluşumun internet sitesi, Akman'a göre, IŞİD propagandası yapıyormuş. Bu propagandayı yapan kişi Zeynel Abidin Kaya adında bir kişi imiş. Bu kişinin IŞİD propagandası yaptığı sitenin adresi "Erdem Özel Eğitim Hizmetleri A.Ş"nin adresiymiş. Ve bu şirketin ortaklarından birisi "Hizmet Yayma Vakfı" imiş ve bu vakfın kurucuları arasında da Başbakan Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan da bulunuyormuş...
Doğru mu, eğri mi bilemem. Eğer Dündar uydurmuyorsa, durum vahim. IŞİD propagandası yapan site bu durumda hem devletin başı, hem de hükümetin başı tarafından destekleniyor demektir.
Elbete bu durum bir Kemalist için beklenmedik bir durum değildir.
Ama önceki gün bizim gazetemizin manşetine oturan "IŞİD'çılarla Türk ordusunun subay ve erleri arasındaki ilişki", eğer ben Kemalist olsaydım, beni beynimden vururdu. Türk devlet başkanı ve başbakanının IŞİD propagandasına yardım etmesi neyse ne de, "Mustafa Kemal'in askerlerinin", "Hilafet askerleriyle" bu samimiyeti karşısında isyan ederdim.
Öyle ya, Erdoğan, Davutoğlu ve Özel üçlüsü Türkiye'yi IŞİD'ın cirit attığı bir alana dönüştürmüş. Bırakalım bu çeteyi bizim sosyal demokrat "Zaloğlu Rüstem"lerin durdurmasını, Musul'da Amerikan silahlarıyla donatılmış Irak Ordusu, Suriye'de Rus silahlarıyla donatılmış Suriye Ordusu durduramamış. Amerikan Ordusu bunların asıl kaynağındaki Afgan IŞİD'çıları karşısında perişan olmuş.
Yeryüzünde bir tek Kürdistan'ın askeri güçleri DAİŞ "soysuzlar çetesinin" önüne dikilmiş. Kahramanca savaşıyor. Ve onu Kobanê cephesinde perişan etmiş. Zafer yakınlaşıyor.. Yakınlaştıkça, dünyanın gözü açılıyor; askeriyle bu "kelle avcılarının" karşısına çıkamayan Yankee'ler havadan "yardıma" koşturuyor. "Koalisyon" güçleri "aferin Kürt memet" diye alkışlıyor. Peşmerge DAİŞ'e karşı ilacın "Öcalancı ruh" olduğunu anlamış, "kuşatılmış" bölgeye silah taşıyor. Dün YPG'li kanı içen kimi ÖSO'cular bile kurtuluşu YPG/YPJ ile yardımlaşmada bulmuş...
Dünya IŞİD belasından kurtulmak için, gözlerini Öcalan'ın açtığı "demokratik ulus, demokratik cumhuriyet, demokratik özerklik, konfedereral Ortadoğu, cinsiyet özgürlükçü, ekolojik, laik, uygar komünal toplum" bayrağı altında toplanan Kürdistan özgürlük savaşçılarına dikmiş.
Ben Kemalist olsaydım, ülkemin göz göre göre IŞİD'çılaştırılmasına karşı bir saniye bile yerimde durmazdım. Şunu bilirdim: Kaybedilen her saniye, Türkiye'nin karanlık kuytu-köşelerinde en masum "Kur'an kursu talebesini" bile "Taliban" haline, "Taliban" haline geleni "El Kaideci Cihatçı" haline, onu da sonunda "kelle avcısı DAİŞ'çi" haline dönüştürecek bir süreci derinleştiriyor. Dün "mezar evler" inşa eden Hizbullahçıların, şimdiki "legal" konumlarında tutunmaları her geçen gün zorlaşıyor; DAİŞ, "Hilafet Bayrağını" salladıkça, örneğin Hüda Par'ın kendi tabanını şimdiki çizgide tutamayacağı görülüyor. Daha da önemlisi bu "salgın hastalığın" adım adım Kürdistan dışına taşmasını, İç Anadolu'da BBP'lileri, ardından MHP'lileri, bin bir çeşit tarikat ehlini ve elbette AKP tabanındaki "radikal İslamcıları" etkisi altına almasını eli kolu beklemenin felakete yol açacağı biliniyor.
Ben Kemalist olsam, bu durumda SÖZ'cü gazetesindeki köşemden Kobanê'de Kürtlerle birlikte IŞİD'a karşı çala çakmak savaş çağrısı yapardım... Mustafa Kemal nasıl sırtını Kürdistan'a dayadıysa, ben de öyle yapardım.
Şimdiki Kemalist ise öyle yapmıyor: PKK'ye karşı savaş çağrısı yapıyor.
Sen ne biçim Kemalistsin, ey Kemalist?