“Büyük bilge ve utkan 

diyor ki:

Bizim dağlarımız yalçın,

yaylalarımız yüce,

kayalarımız sarp,

uludur meşelerimiz,

nar yürekli yiğitlerle

doludur köşelerimiz...

Bre paşa!

Konuşma boşa!

Çok iyi biliriz ölmesini biz...”*


Ben Seyit Rıza, Kürdistan Dersim Generaliyim... Dersim’de doğdum, Dersim’de yaşadım ve hala Dersim’de yaşıyorum.

Tujik Dağı şahidimdir, ne Osmanlı’nın ne de onun uzantısı devletin emrine girmedim. Ben Alişer Bey’in yoldaşıyım. Bize “asi” dediler, “eşkiya, şaki” dediler,  “Dersim bir çıbandır” dediler... Kutsal topraklarımıza durmadan yollar ve karakollar yaptılar, hiç biri de hayrımıza olmayan. Durduk yerde saldırdılar bize. Gazladılar mağaralarda, betonladılar, dağlarda bombaladılar. Evlatlarımızı öldürdüler, daha doğmamış bebelerimizi ana karnında deşip süngülerin uçlarında sallandırdılar. Ellerini buladılar kızıl kanlarımıza, Laç Deresi, Marçik, Munzur, Harçik, İksor ve Halvori gözeleri kan aktı günlerce gecelerce...

Kadınlarımız, düşman eline geçmemek için uçurumlardan kanatlanıp bir kelebek gibi ölüme uçtular... O savaşkan, direngen ve her biri bir cihan parçası kadınlarımız... 

Çıplak yüreğimizden başka nemiz vardı ki? Direndik biz de... Dersim boyun eğmedi ve direndi xayin düşmana... 


Bir halkın sesiyim

Ben Seyit Rıza’yım. Kürdistan Dersim Generali... Bir halkın özgürlük savaşçısı ve önderiyim. Üzerine kimyasal atılmış bir halkın sesiyim. Dersim’in onuruyum, temsilcisiyim...

Ben Dersim’li Rızo’yum! Karşımda dağlar titrerdi, Tujik Dağı, Zel Dağı, Mercan Dağları, Munzur Dağları ve Düzgün Ba şahittir buna...   

Ama düşman xayindi, alçaktı, onlarda oyun çoktu. Alişer Beyi ve eşi Zarife Xatun’u katlettiler. Görüşmeye çağırıp pusu attılar yolumuza. “Hukmeto zurekero beşeref! (yalancı ve şerefsiz hükümet)” diye bağırdım. ‘Tunceli Kanunu’ ile kurulan özel bir mahkemede isyana teşvik suçundan yargılandım. Göstermelik bir kovuşturmadan sonra idamımızı istediler. 7 Kişiydik; Sey Wuşen, Fındık Ağa, Aliyê Mirzê Sîli, Hesen Ağa, Civrail Ağa, Reşik Hüseyin ve ben Seyit Rıza...

75 yaşındayken idamımı yasalara uydurmak için yalancı şahitlerle yaşım küçültülerek 54’e indirildi. Yalancı şahit Sey Hûsênê Seybertê benim büyük oğlumdan iki yıl küçüktü. 17 yaşındaki oğlum Reşik Hüseyin’in yaşını da 21’e çıkardılar. Zalimlerin yalanını yüzlerine çaldım, asla teslim olmadım. İdamdan önce son sözümü sordular. “Kırk liram var ve bir de saatim, oğluma verirsiniz” dedim. “Oğlunu da asacağız” dediler. Daha önce bir oğlum çatışmada şehit düşmüş ve ben dağların anahtarını yitirmiştim. “Öyleyse beni ondan önce asın” dedim. Bu bir idam mahkumunun son isteğiydi, fakat düşman xayindi, zalimdi, çocuğumu gözlerimin önünde astılar, onun darağacında son çırpınışlarını izlettirdiler bana...


Size dert olsun!

Darağacına yürüdüm. Başım her zamanki gibi dimdik... Celladı ittim öteye, onun kanlı ve kirli ellerine ihtiyacım yoktu. Çıktım sehpaya, ilmiği geçirdim boynuma ve bağırdım xayin düşmana: “75 yaşındayım. Şehit oluyorum, Kürdistan şehitlerine karışıyorum. Ben sizin hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu, ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun!”

Vurdum tekmeyi tabureye. Düşman bile utandı düşmanlığından...

Ben Ağdat’lı Seyit Rızo’yum, Kürdistan Dersim Generali... Cenazemden bile korktular, sakladılar, vermediler halkıma. Çocuklarım ve torunlarım yıllarca kemiklerimi aradılar. Düşman xayindi, zalimdi, kanlı bir katildi ve bilmiyordu ki “Dersim’de her meşe ağacının altında bir Seyit Rızo var!”

İnsanlar doğar, büyür ve ölürler, ama ben ölmem. Ben Seyit Rızo’yum, Kürdistan Dersim Generali...

“Kilitê Ko nika desta domone midero, hefê mi cene” (Dağların kilidi şimdi çocuklarımın elindedir, intikamımı alıyorlar.)

* Seyit Rıza için söylenen destandan bir bölüm...


EYLEM KAHRAMAN