BDP Eşbaşkanı Hamit Geylani, BDP’nin Bengi Yıldız ile ilgili kurumlarının karar vereceğini ‘gerekirse ihraç edileceğini’ söyleyinceye kadar da, bu konuda yazmayı düşünmüyordum.
Bu kadar kolay mı bir BDP vekilini harcamak?.. Bu kadar kolay mı bir vekili ihraç etmek..?
Hiç de kolay olmadığını söylemek için iki belirleme yapıp Bengi Yıldız olayına gelmek istiyorum. Birincisi, Kürt ve Kürde ait olan herşeyin, topyekün imhaya tabii tutulduğu, korkunç, iğrenç ve ırkçı bir psikolojik savaşın medya aracılığı ile yürütüldüğü bu dönem de, Kürt ve Kürde ait herşeyi, ayrım yapmadan korumak, siyasi değil insani bir görevdir. Bırakın bombalanan doğamızın ekolojik dengesinin bozulmasını, ölmüş ölebilecek Kürt gençlerinin sayısı üzerinden, lotto çığlıkları atan bir basının, ırkçılığı, tescil edilmelidir, ve o basının hiçbir haberine itibar edilmemelidir. En masum haberi–yorumu bile, çok komplike, ince hesaplanmış bir manipülasyondur.
İkincisi, BDP vekilleri, olağanüstü şartlarda, olağanüstü çalışmalarla ve olağanüstü oylarla seçilmiş vekillerdir. Ve en önemlisi olağanüstü şartlarda yaşamalarıdır.
Ben kendi adıma hesap yaptığımda, benim bir oyumun bana yalnızca ekonomik maliyeti, minimum bir haftalık harcamalarım ve bilet hariç beş bin Euro’dur. Bunun bir de manevi bedeli var. Aile içi farklılıklar, oy vermek istemeyen yakınlarınız ile olan çatışmalar –gerginlikler eklendiğinde, bir oyun ne kadar önemli olduğu ve bunun da elli- yetmiş bin ile çarpıldığını düşünün. Ve bizler emekçi insanlarız. Maddiyata dönüşen emeğimizdir. Ben oy verdiğim vekile sahip çıkarken, aslında emeğime de sahip çıkıyorum. Şakası bir tarafa, iyi ki benim oy verdiğim Sebahat Tuncel’dir. Eğer Bengi Yıldız olsaydı ne olurdu… Herhalde kıyamet kopmazdı ama küçük bir kıyamet olurdu…
BDP’li vekillerin bir de günlük yaşamları var. Her birinin minimum yüzyıllık hapis cezaları bir yana, zaten altısı hala rehin olarak hapiste. Irkçı basının hakaret ve aşağılamaların da herhangi insani ve etik bir sınır yok. Bir vekil polisin tazyikli suyu ile kalça kırıklığından sakat. Ayla Akat, gaz bombası sonucu ayağını zor kurtardı, çocuğu psikolojik bunalım yaşıyormuş. Eski vekillerden Fatma Kurtalan’ın Newroz coplaması hala hafızalar da taze. Sebahat Tuncel’in kanında gaz araştırılması yapılsa, herhalde çok yüksek dozda çıkar. Hemen detoxa gönderilmesi gerekir. Emine Ayna’nın gözlüğünün, Ahmet Türk’ün burnunun kırıldığı saldırıyı da unutmadık. Bu fiziki saldırılar yetmezmiş gibi, bir de hangi vekilimizin, güzel ve güzel konuştuğuna, bilgisine, entelektüel yeteneğine Türk siyasetcileri ve basını karar veriyor. İnsani ve etik normları Kürtlere karşı hiç olmayan Türk basınına itibar edersek, onlara daha çok bizi manipüle edecek alanlar açarız.
BDP’li vekiller, günün yirmidört saati, fizik ve sözsel linç tehdidi altındalar. Bu kadar şiddet, insan psikolojisinin dengesini bozar. Yoksa onları birer beton parçası olarak mı görüyoruz. En zor görevleri verip sonra da, miadi doldu deyip, çöpe mi atacağız.
Şimdi, görsel basının çok kullandığı, hatta en iyi kullananın en başarılı sayıldığı „Pseudovisueel hallucinaties” denilen, tahminen Türkçe karşılığı „görsel yanılsama” olan olağanüstü etkili bir manipülasyon taktiğinden bahsedeceğim. Avrupa basını bu taktiği iyi kullandı. Çavuşeskolar’ın duvar dibinde hukuksuz bir yargılama ile kurşuna dizilişini bu taktiği kullanarak topluma kabul ettirdiler. Sonraki manipülasyon özeleştirileri ise artık bir şey ifade etmiyordu.
17 Ağustos’tan bu yana Kürdistan’ın dağları sürekli bombalanıyor. İstisnalar hariç her Kürt, televizyonlardan, ajanslardan haber bekliyor. Hani şu Türk medyası öldürüldüklerinde sevinç çığlığı atıp, flaş… flaş… flaş…diye haber geçtikleri „teröristler” var ya, onlar bizim çocuklarımız. Tıpkı TC askerinin yakınları gibi biz de televizyon ekranlarına kilitlenmişiz. Hayatın başka alanları durmuş…Flaş…flaş… flaş… Kandil bombalanıyor… Uçaklar Amed’den kalktı…flaş…flaş… Uçaklar Malatya’dan kalktı… Saatler dakikaları, dakikalar saniyeleri kovalıyor… HPG’den bir açıklama bekleniyor… Kimimiz ekran ve internet başından hiç ayrılmıyor… Kimimiz saat başı ekrana geri dönüyoruz… Bir haber… ne oldu… Beynin sadece bir habere kilitlendiği, gözlerin sadece ekrana kilitlendiği ekran dışındaki uyaranların işlemediği bir anda, ekranlar da bir görüntü…gazete sayfalarında…Batman vekili Bengi Yıldız…
O anda yüreğinin derinliklerinde derin bir sızı hissetmeyen çok az insan vardır…
İşte Türk medyasının bize yaşatmak istediği buydu… Başarılı oldular… Ancak sonucunu onlar belirlememeli…
BDP’nin ortak consensus ile hazırlanmış bir vekil davranış kodu var mı, bilmiyoruz. BDP’nin kendi kurulları bu konuda karar verecektir. Bazı cezai yaptırımlar olabilir. Ancak Türk medyasının manipülasyon taktiği, BDP’li bir vekilin ihracına neden olamaz ve bu hepimizi ilgilendiriyor.
Kürde sadece gaz, bomba, ölüm, hapis, ve sürgünü reva gören, bunu bize de içselleştiren Türk medyasına boyun eğmemeliyiz… Kendimizi de sorgulamalıyız…
Vekillerimize de sahip çıkmalıyız… Kesinlikle ihraca hayır…