Veysi SARISÖZEN ‘CHP veya tüm muhalefet Meclis’te şüphesiz laflarını söyleyeceklerdir. O kadar. 16 yıl boyunca laflarını söylediler, ama boyları bir santim uzamadı. Hele şimdi, Meclis’in daha çok Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kurulduğu bu dönemde, boylarının kısaldığını bile görebiliriz. Hele medyanın, TV’si ve gazetesiyle tamamen iktidarın kontrolü altına sokulduğu bugün, milletin çoğunluğunun, muhalefetin varlığından ciddi ve anlamlı haberi bile olmayacağını varsayarsak... Ya Meclis’in içine hapsolacaksın ve yok olacaksın.. Ya da Meclis dışına çıkacaksın ve varlığını büyüteceksin.” Bu satırları okuyan bazı kardeşlerimiz, “Sarısözen yine ‘radikal’ takılmış” diyeceklerdir. Hatta bazıları “yaşına başına bakmadan, kendini 68’lerde sanıyor” diye alay bile edeceklerdir. “Bir türlü ‘pozitif’ konuşmayı öğrenemedi, TBMM’nin demokratik bir ‘mevzi’ olduğunu bu ihtiyara anlatamadık” diye de mırıldanacaktır. Bir de bunu okuyalım: “Önümüzdeki dönem, büyük fırsatlar çıkacaktır. Ama bu fırsatlar Meclis’te değil tabanda-yerelde olunduğu sürece yakalanabilir. Balıklar denizde yüzüyor! Ülke çapında tabanda-yerelde, halk önderleri ile birlikte hareket edenin geleceği olacak ve Türkiye için bir gelecek yaratabilecek.” “İşte yine işkembeden attı” diyenleri duyar gibiyim. “Yerelde, tabanda iktidar olmayı öğrenip başaran parti, çağ atlar. Belediyeleri, her birini, Türkiye’de iktidara gelmiş gibi yönetmelisiniz, saydam, katılımcı, halkla birlikte yönetmelisiniz, yönetimde demokrasiyi gerçekleştirin hele.” “Bak sen” diyenler de olacaktır. “Yerelden, tabanda politikanın dibi yapılmalı, belediyelerde parti iktidarda olmalı. Politika yukarıda, anlamını yitiren Meclis’te, salı günleri toplantılarında yapılmamalı.” “Elimizde bir tek Salı günü kürsüsü kalmış, onu da Sarısözen devirmeye kalkıyor” diyen bile olabilir. “Bence Meclis’e bir kişi nöbetçi bırakmak yeter. Sayı pazarlığa açıktır! Olmaz, yetmez diyene önerim 3 kişi olur, veya 5 kişi.. daha fazlası değil.” “Şuna bakın vekillerimizin ‘devamsızlıktan’ düşürülmesini bile önermiş” dediklerini biliyorum. Ama haydi daha fazla uzatmayalım. Bu satırların yazarı Sarısözen değil. Dünkü Cumhuriyet’te Orhan Bursalı’nın yazısından aktardım. Bursalı CHP’yi feci şekilde eleştiriyor. “Durmadan seçim kaybeden parti suçlamasıyla karşı karşıya olan CHP önümüzdeki 5 yıllık süreç içinde nasıl bir politika izleyecek? “Demokrasi böyle, seçim zamanı seçim, seçimden sonra parlamento” anlayışını, “normal” ve “doğal” olarak sürdürecek mi? Parlamento odaklı bir oluşumun şüphesiz bundan başka bir yapıya dönüşmesi zordur. Fakat bugün icraat, hükümet etme, tamamen Meclis dışına kaçırılmıştır. Başkan”ın elinde ‘Meclis gibi çalışma’ yetkisi vardır. Bu birincisi.. İkincisi ise, Meclis’e işi düştüğü zaman da, işini gördürecek bir yedek partisi vardır.” Sanırım aktarmalar uzadı. Varsın olsun. Ben HDP’nin yerinde olsam, CHP’ye “Orhan Bursalı’nın yazısını okuyun, gereğini yapın, siz TBMM’den çekilirseniz, biz hiç durmayız” derdim. TBMM var, ama yasa yapmıyor. Yani “yasama organı” olmaktan çıkmış. Daha yeni 7 “Başkanlık kararnamesi” yayınlandı bile. Kayınpeder Tayyip, damadını Yüksek Askeri Şura üyesi yaptı. Meclis “ne yaptı?” Çaresizdir. Dün “kontrollü darbenin” yıldönümüydü. Bu meclis işte bu “darbeyle” saf dışı edildi. “Cemaatin darbecileri” değil, Saray’daki “darbeci” bu işi becerdi. Tekrar yazıyorum: HDP’nin kendi başına Meclis’ten çekilmesi “intihar” olur. Saray da, CHP’nin Ergenekoncuları da, İyi Parti de bu işe bayılır. Çünkü rejim HDP’yi meclisten atmak istiyor. Ama CHP’yi meclise tutkalla yapıştırıyor. CHP ve HDP birlikte meclisten çekildiği gün rejim krize girer. Tabanda işbirliği gerçekleştiğinde rejimin temeli sarsılır. Ve muhalefetsiz Meclis faşizme meşruiyet sağlama imkanını yitirir. Gerisi mücadeleye kalmış. “CHP böyle radikal bir politik çizgi izlemez, boşuna yazıyorsun” denebilir. Ama dünkü yazısından önce, “Bursalı CHP’ye Meclisten çekilme önerisi yapmalıdır” diye yazsaydım, siz bana yine “Bursalı böyle bir öneri yapmaz, boşuna çeneni yorma” diyecektiniz. Ama yaptı. Daha önce de Özgür Mumcu böyle bir öneride bulunmuştu. Bunlar neyi gösteriyor? Kemalist ya da ulusalcı tabanda “parlamentarizme” karşı giderek yükselen bir tepki var. Bu tepki henüz CHP’yi “yola getirecek” güçte değil elbette. İyi de bizim işimiz ne? Bizim işimiz bu tepkiyi desteklemek ve bu tepkilere rağmen, hem de “bu rejim diktatörlüktür” denildiği halde, Meclis koltuklarına tutkalla yapışmış olan CHP’yi eleştirmek. Şimdi “Sarısözen radikallik yapıyor” diyecek olanlar Orhan Bursalı’ya da “radikallik yapıyor, Meclis zeminini CHP terketmemeli” diyecek mi bakalım. Düne kadar Kürdistan kan ağlıyordu. Bugün Türkiye kan ağlıyor. Türkiye kan ağlarken “parlamentoculuk” oyunu ise artık ayıp oluyor.