AKP-Fethullahçı çatışması derinleştikçe her iki taraf da gittikçe daha fazla mağduriyet edebiyatına sarılmaya çalışıyor. Fethullahçı Hareket daha çok dini söyleme sarılıp bedduacı üslubu kullanırken, AKP ise daha fazla saflık, dürüstlük kavramları arkasına sığınıp kararlı olduğu mesajını vermeye çalışıyor. Özellikle Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, hükümet sözcüsü olarak da herkesten fazla yaptığı açıklamalarında “Safmışız, kandırıldık” demeye getiriyor.

Oysa on bir yıl boyunca beraber yürümüşlerdi iktidar yolunda. Beraber ıslanmışlardı yağan yağmurda. AKP, özellikle de Başbakan Tayyip Erdoğan bu şarkıyı ortak yürüyüş marşı yapmıştı. Şimdi çıkarlar çelişip arada çatışma durumu gelişince bu gerçek nasıl unutuluverdi bir anda. Oysa toplum her şeyi birlikte anımsıyor. Özellikle Kürtler on bir yıldır AKP ile Fethullahçıların ortak iktidarlarının zulmünü yaşadığını çok iyi biliyor.
Nasıl bilmesinler, çünkü yaşadıkları unutulabilecek gibi değil. Hiç unutabilirler mi el altından AKP tarafından desteklenen 2002-2004 tasfiyeciliğini? 2004 ve 2006 baharında Kızıltepe, Amed ve Batman’da polis tarafından katledilen çocuklar unutulabilir mi? Hele hele Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Çocukta olsa, kadın da olsa güvenlik güçlerimiz gereğini yapacak” sözlerini ve ardından gelen polis terörünü!Her türlü modern teknik kullanılarak gerillaya yöneltilen saldırıları! Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan ağır baskı ve tecridi, zehirleme girişiminden saç kazıtmaya kadar uzanan zulmü!
Tabi en yoğun zulüm 14 Nisan 2009’da başlatılan siyasal soykırım operasyonları temelinde uygulandı. Önder Abdullah Öcalan bu süreci “17 Kasım Darbesi” olarak tanımladı. Bu süreçte polisin sokak terörü had safhaya çıktı, Kürt demokratik siyasetinin partisi DTP kapatıldı, bazı milletvekillerinin vekillikleri düşürüldü, seçilmiş belediye başkanları ve parti yöneticileri sadece siyaset yaptıkları için tutuklanıp zindanlara dolduruldu, seçilen milletvekilleri zindanlardan bırakılmadı, Roboskî, Paris ve Gever katliamları gerçekleştirildi, vs.vs. Böyle bir süreçte ne yapılmadı ki! Kürt demokratik siyasetinin tasfiye edilmesi ve Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin ezilmesi için topyekun savaş konsepti temelinde tüm imkanlar seferber edilip elden gelen her şey yapıldı.
Hiç kuşkusuz Kürt halkına yöneltilen bu saldırıların hepsi yine beraber yapıldı. Topyekün savaş konsepti temelinde özel psikolojik savaşın tüm yöntemleri uygulamaya kondu. Silahtan hukuka, propagandadan sanata kadar her yöntem ve araç ölçüsüzce kullanıldı. Kürtler üzerindeki kültürel soykırım sistemi başarılı kılınabilmek için ne gerekiyorsa eksiksiz yapıldı.
Şimdi bütün bu uygulamalar yok sayılabilir veya görmezden gelinebilir mi? “Ben değil öteki yaptı“ denerek tüm bu vahşet uygulamalarının üstü kapatılabilir mi? Tüm bunların AKP-Fethullahçı ittifakı temelinde gerçekleştirildiği inkar edilebilir mi? Hepimiz, tüm toplum bu uygulamaları günlük,anlık olarak yaşadık. Hepsini tek tek biliyor ve hatırlıyoruz. Dahası elimizde tüm bu uygulamaların programı olan ve MİT’in psikolojik savaş doktrini olduğu anlaşılanyazılı belgeler var. Kısaca belge ortak, uygulama ortak! Bu gerçeği hiç kimse gölgeleyemez.
Örneğin bir psikolojik savaş belgesinin ismi şöyle: “Türkiye’de Düşük Yoğunluklu Çatışma ve Psikolojik Harekat Dahilinde Terör Örgütüne Karşı Alınması Gereken tedbirler”. Sekiz bölüm ve yirmi ana maddeden oluşan imzasız belge, belli ki bir hazırlık çalışması. Fakat belgenin içeriğine ve bir de son yedi-sekiz yılda yaşananlara bakıldığında tıpatıp aynı olduğu görülüyor. Bu nedenle imzasız olsa da uygulamaya yön veren bir resmi belge olduğu rahatlıkla anlaşılıyor. Yine altında tarih olmasa da, içeriği ve Kürtlerin demokratik siyaset partisi olarak DTP’den söz etmesi belgenin en azından 2009 öncesi yazılmış olduğunu gösteriyor.
Psikolojik savaş belgesinde çok önemli bilgiler ve aynı zamanda çok önemli itiraflar var. Dolayısıyla hepsini özetleyemesek de bazı önemli noktaları vurgulamak yararlı olacak. Psikolojik savaşa karşı demokratik tedbir geliştirebilmek ve mücadele edebilmek için de mutlaka bilgi sahibi olmak gerekiyor.
Belgenin önemli saptama ve itiraflar içeren ilk cümlesi şöyle: “PKK’nin başarısı, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana sürdürülen “Milli bütünleşme projesi” çerçevesinde henüz ulusal bütünlüğe tam olarak eklemlenememiş yurttaşlarımız ile ulusal bütünleşmeyi sağlamış olan yurttaşlarımızın bir kısmını ulusal bütünlük sürecinden kopararak, Kürt “Etnik gruplaşması” sürecine sokmuş olmasıdır.”Dikkat edilirse, AKP-Fethullahçı ittifakının psikolojik savaş uzmanları PKK’yi başarılı sayıyor ve bunu açıkça itiraf ediyor. Yine Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sıkça söylediği ve kendine aitmiş gibi sahiplendiği “Milli bütünlük projesi”nin Cumhuriyetin kuruluşundan beri var olduğunu ve uygulandığını belirtiyor. Yani AKP’nin aslında CHP’nin “Ulus anlayışını” özünde devam ettirdiğini göstermiş oluyor. Dahası bu projenin 1980’lerde GAP projesiyle sonuca gidecekken, devletin amatörlüğü ve PKK Direnişi nedeniyle bunun gerçekleşmediğini belirtiyor.
Belgede “Kürt oluştan dolayı farklı davranıldığı tezinin oluşmuş olması etnikleşmeyi güçlendirmektedir” tespiti yapılıyor ve tüm çabaların Kürt etnikleşmesinin önlenmesi ve yok edilmesine yöneltilmesi gerektiği belirtiliyor. Yine önemli bir tespit şöyle: “Kürt kimliğini Kürtlerin ifade etmesi başarı için yetmez, bunu Türkiye Cumhuriyeti devletinin teyit etmesi kopuş için gereken zemini hazırlar.”
Bu tespitler yapıldıktan sonra söz konusu psikolojik savaş belgesinde önerilen yöntemler ise şöyle: “Yapılması gereken, kendini Kürt olarak tanımlayan bölge halkının eritilerek ‘Milli bütünleşme projesine’ dahil edilmesidir.” Bunun için de PKK’nin “etnik tarih inşasının” engellenmesi ile sosyolojik ve psikolojik bölünmeyi tamir edici politikalar uygulanması gerektiği belirtiliyor. Bu çerçevede “Toplumsal rehabilitasyon” uygulanmasını, bunun hem Kürdistan’da ve hem de Kürdistan dışında yürütülmesini, özellikle PKK’lilerin aile ve yakınlarına yönelik rehabilitasyon uygulamasının geliştirilmesini, “düşman oldukları haldebunların düşman görülmemesini” vurguluyor.
Psikolojik savaş belgesinin önerdiği çok çeşitli pratik tedbir de var. Örneğin, ailelerin çocuklarını PKK’den almaya yönlendirilmesi, Cumartesi Anneleri gibi grupların PKK’den kopartılması, her olumsuzluğun Kürt olmaktan kaynaklandığı fikrinin yok edilmesi gereği belirtiliyor. PKK’ye karşı mücadelede “Şehit aileleri ve İslami derneklerin” kullanılması, öldürülen PKK’lilerin ailelerinin dışlanmaması, bunlara devletin değil de PKK’nin yol açtığı anlayışının işlenmesi, devlet ile halk arasındaki ilişkilerin sıcak kılınması için dini bağların, Diyanet İşleri Başkanlığının, özel yetiştirilmiş imamların kullanılması, toplu sünnet düğünleri,gençlik şölenleri, toplu nikah şahitlikleri ve spor karşılaşmalarının sistemli hale getirilmesi, öğrencilerin Ankara, Bursa, Çanakkale ve İstanbul gibi yerlere gezi turları düzenlemesi öneriliyor.
AKP ve Fethullahçıların ortak psikolojik savaş uzmanlarının Kürtleri asimile edip kültürel soykırımı tamamlamak için pratik önerileri daha çok ve çeşitli. Birkaçını daha ancak buraya ekleyebiliriz. Psikolojik savaş belgesinde yer isimlerinin geçmişte değiştirilmiş olması doğru bulunmuyor ve eleştiriliyor. Ancak bunun nedeni çok ilginç. Çünkü geçmişte değiştirilmiş olan isimlerin de kökleri aslında Türkçeymiş! Belge 1984-1997 arası Kürdistan’dan göçertilen insan sayısını 2-3 milyon arası olarak veriyor. Göçertilenlerin köylerine geri dönüşlerine ise çok karşı. Nedeni ise bu istek sosyolojik olarak yanlışmış! Buna karşılık belge Türkiye metropollerine göçün teşvik edilmesi gerektiğini belirtiyor. Fakat burada bir şartı var: Bu iş planlı olmalıymış! Yoksa göçenler bazı kentlerde ve gettolarda toplanıyor nüfus yoğunluğunu bozuyormuş! Kent kenarlarında Siirtliler, Diyarbakırlılar, Mardinliler oluşuyormuş! Bu çerçevede İstanbul, Adana ve Mersin’e yeni göçün yasaklanmasını bile öneriyor belge.
Belgede gençlere ve öğrencilere yönelik özel politikaların uygulanması gerektiği belirtiliyor. Okullarda “İslami kesimlerin” çalışması için daha çok imkan yaratılması öneriliyor. Futbol, voleybol ve basketbol sahalarının yapılması, meslek kurslarının açılması isteniyor. Köy koruculuğuna bir “Milli bütünleştirici model” olarak sahip çıkılması ifade ediliyor. Belgede “Türkiye Cumhuriyeti ile terör örgütü arasındaki mücadelenin özü askeri değil, siyasidir” deniyor. Bu temelde Türk ulusal bütünlüğünde tahribatların oluştuğu ve bunların tasfiye edilmesi gerektiği belirtiliyor. Bütünleştirici bir siyasi milliyetçilikten dışlayıcı ve tepkili bir milliyetçiliğe kayıldığı ifade ediliyor.
Özellikle “PKK tarafından öldürülen Kürt kökenli vatandaşlara devlet tarafından sahip çıkılması“ ve bunun öne çıkarılması isteniyor. Böylece “çelişkinin Türklerle Kürtler arasında değil, PKK ile yurttaşlar arasında olduğu gösterilmeli” deniyor. Kürdistan’da asimilasyonun geliştirilmesi için ortak değerlerin yaratılması gerektiği belirtiliyor. Bunun için “Bölgede Türk milli kimliğini geliştirici uluslararası spor müsabakalarına yer verilmesi” isteniyor. Ayrıca “Devletle halk arasındaki bütünleşmeyi sağlamak açısından millileşmiş bir yerel elit şarttır. Bu elit devletin bölgede dayanacağı temel payanda olacaktır” deniyor. Bu durumda Kemal Burkay’ın Avrupa’dan getirilmesi ve Barzani’nin ünlü Diyarbakır gösterisi herhalde daha iyi anlaşılıyor.
Belgede “Bölgede terör örgütüne karşı direnen STÖ’lar aktif desteklenmeli” deniyor. Dahası “DTP dışı partilerin de desteklenmesi” isteniyor. “Başta Şemdinli ve Çukurca olmak üzere sınırdaki ilçelerin içerilere taşınması” öneriliyor. Döne döne futbolun teşvik edilmesi ve bölge takımlarının birinci lige çıkarılması belirtiliyor.
Psikolojik savaş belgesi incelendikçe AKP-Fethullahçı iktidarın 7-8 yıldır pratikte yaptıkları bir bir görülür oluyor. Demek ki şimdiye kadar yapılan her şey ortak karar ve plan dahilindeymiş ve yazılı kararlara dayanıyormuş. Yani al birini vur ötekine! Aralarında demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü açısından hiçbir fark yokmuş. Eğer AKP, “Ben şimdi uyandım ve değişeceğim” diyorsa, o zaman her şeyden önce tutarlı bir özeleştiri yapmak ve toplumu inandırmak zorundadır. Toplum inanır mı inanmaz mı? Elbette onu da toplumun kendisi bilir!