
Özellikle Misak-ı Milli uygulamaları ile Osmanlıdan kalan iki büyük milletten biri olan Kürtlerin kültür ve tarihinin yok edilerek milli ruhlarının ve kimliklerinin kaybedilmesini amaçlayan yeni resmi ideoloji, her alanda Kürt halkının tarihinin başına bela olmuştur. Bunlardan en önemlisi, Kürt Alevilerin tarihini çarpıtmak üzere oluşturulmuş ’Horasan’dan gelme Türklük’ belasıdır.
Kemalizmin ‘güneş dil’ yapay teorisi, Dersim vahşeti ve yatılı bölge okulları, özel savaş ile Kürt ve Kürt Alevi halkının üzerine tarihi bir karabasan olarak çöktü, ancak bir büyük yalan olan ‘Horasan ve Türklük’, yeni araştırmalar ve milli bilincin güçlenmesi ile son buldu. Bırakalım Kürt ve Kürdistani kaynakları, sömürgeci işgalcilerin saklı kaynaklarında bile Horasan ve Kürtlük ayrıntılarla biliniyor ve yazılıyor. Alevi Kürt kültürü ve tarihine derinlemesine bakıldığında, resmi ideolojinin Alevi Kürtlük üzerine oynadığı oyunlar daha da netleşiyor. Yeni duruş Kürt tarihine bir ışık oluyor. Ünlü Osmanlı 1900 yılları tarihcilerinden Şemseddin Sami’nin ‘Kamüs’l Alem’ de, “İran’ın her tarafında, hatta Horasan’da birçok Kürt aşireti bulunuyor” anekdodu, egemen kaynaklara karşı önemli bir örnek oluşturmaktadır.
Kürt komutan Ebu Müslüm Horasani, 718-755’te, yani 8. yüzyılda yaşamıştır. Kuruluşuna öncülük ettiği Abbasi devletinde, kendi adı ile anılan Horasan Eyaletini dahi kurmuştur. Bu konuda önemli tarihi yapıtlardan Kürdolog Mehmet Bayrak’ın, ‘Horasan’ kitabında, “Kürtlerin beş temel yerleşim yeri ana Kürdistan’da, diğer ikisi de Kürdistan dışındadır. Bunlar Orta Anadolu Kürt Yerleşimi ile Albruz Dağları ve Horasan Kürt yerleşimidir” diye açıklamaktadır. Eyalet, coğrafik olarak kuzeydoğu İran ve Hazar Denizi’nin güneyinde bulunur. Bugün bile Horasan nüfusunun büyük bir kesimi Alevi Kürtlerden oluşmaktadır. 1,5 milyon civarında Kürt nüfusuna sahip olduğu bilinmektedir.
Resmi ideoloji Alevi Kürtlerini asimilasyondan geçirmek için Horasan’ı bir tuzak gibi kullandı. Vahşet ve askeri zor ile yok edemediği Alevi Kürtleri, Horasan tuzağıyla tarihe gömmek istedi. Doğu Kürdistan’da Yaresanların ve Güney Kürdistan’da Kakailerin Alevilikle bağlantısı unutturulmaya çalışıldı.
Türkleştirme ve özünden koparmada Horasan adı kullanıldı, düzmeceden ibaret olan Türk tarihi üzerinden yapay bir tarih oluşturulmak istendi.
Ancak başta Mehmet Bayrak’ın araştırması olmak üzere yeni kaynaklar, bu tuzağı ayrıntılı boşa çıkarma uğraşına girdi ve büyük oranda başarıldı.
Alevi Kürtlerin asimilasyon tarihini Safeviler dönemine dayandırmak da mümkün. Sancar Kürtlerinden olduğu kabul edilen Şah İsmail, kuzeyden gelen sünni Özbek ve Türkmen saldırılarına karşı Horasan eyaletinde Alevilerden oluşan bir savunma hattı oluşturmak istedi. Bunun için Maraş, Dersim hatta Suriye’ye kadar kadar gelerek, on bine yakın Kızılbaş Alevi’yi alıp Horasan’a yerleştirdi.
Horasan’a ikinci göç, 1500’lü yıllarda Şah Tahmasp döneminde yapıldı. 12 bine yakın bir Kürt Kızılbaş’ın buradan alındığı biliniyor. Üçüncü olarak ise Şah Abbas döneminde yine 12 binle ifade edilen bir göçten söz ediliyor.
Yavuz Sultan Selim döneminde ise 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması ile ikiye bölünen Kürdistan’da, nüfus ve siyasi dengeler değişti ve bozuldu. Bu tarihten sonra, batıda Maraş Toroslarına kadar uzanan Şii İran egemenliği son buldu. Yeni dönemde ise daha önce İran şahları tarafından Horasan’a götürülen Kızılbaş Kürtler, Osmalı topraklarında kalan yurtlarına dönmek üzere geri göçe başladı. Bu, Horasan’dan gelmekten çok, buraya gidenlerin geri dönmesi şeklindeydi. Horasan’da Dımdım Kalesi üzerinden, kuzeyde Dersim, Malatya, Sivas, Antep, Adıyaman hatta Efrîn’e kadar geri dönüşler oldu. Buna rağmen bugün Horasan nüfüsunun çoğunluğu Alevi Kürtlerden oluşmaktadır. Horasan aşiret yapısı ile Kuzey Kürdistan’da Alevi Kızılbaş aşiret yapısı aynıdır.