1991-1998 yılları arasındaki Kürt Tiyatrosu’nun serüvenini daha çok erkek bakışının hakim ve aktif olduğu bir süreç olarak ele alabiliriz. Dünya tiyatrosunun her alanında da böyle bir süreçle başlayan bu durum, kadının hayatın içerisinde daha da aktif olarak yer almasından sonra değişiyor. Tabii bunu birçok nedenle açımlayabiliriz; Türkiye’de Kürt kimliğinin henüz resmen tanınmaması, kadına biçilen misyon, sosyolojik ve politik açılar bu durumu daha çok tetikleyen nedenler olarak sıralanabilir. 2000 yılından sonrada Kürt Tiyatrosu’nun daha farklı bir biçimde yapılanması, farklı grupların çoğalması, özel toplulukların tarz ve biçem arayışlarına girmesi, Türkiye’de yaşanan siyasi sürecin Kürt kadınını daha da aktif hale getirmesi tiyatro yapılanmalarını da etkiledi. Artık Kürt Tiyatrosu’nun içerisinde kadının rolünün daha da fazlalaştığı, belirlenen değil de belirleyen bir konumda olduğunu görmek için şu an var olan tiyatro guruplarına bir göz gezdirmemiz yeterli olacaktır. 2004 yılında başladığım tiyatroda birçok oyunda oyuncu olarak yer aldım ve bu süreçte eğitmen olarak çalışmalarımı devam ettirdim. 2008 yılının Temmuz ayında ise kendi hayallerimi gerçekleştirmek ve yeni bir deneyim için kendi gurubumuzu kurmaya karar verdik.
DestAR-Theatre’yi Mîrza Metîn ile birlikte 2008 yılının Ekim ayında İstanbul’da kurduk. Amacımız, dünya tiyatrosu içerisinde anadilimizle kendi sınamalarımızı yaşayabilmek ve var olan teatral deneyimlerden de beslenerek yeni tiyatro dilleri arayışına girebilmek. Belirli bir döneme kadar ikili geçen tartışmalar, araştırmalar ve sohbetler gittikçe daha fazla kişinin katılımı ve desteğiyle büyüyerek, çoğalarak şimdiki DestAR-Theatre ailesini oluşturdu. DestAR-Theatre olarak başladığımız tiyatro serüvenimize, hayata dair dertlerimizi, toplumsal sorunlarımızı, sancılarımızı, yaralarımızı sahnede tiyatronun dilinden yararlanarak oyunlarımızda dile getirmeye çalıştık.
Bu oyunlardan grubun ilk perdelik oyunu olan Reşê Şevê (Karabasan); kadının kuşatılmışlığından yola çıkarak sistem sorunsalına dikkat çekmeye çalışan ve oradan farkındalık yaratmaya çalışan bir oyundur. Çok sayıda turneler yapmış, yaklaşık 15 bin seyirciye ulaşmış, hala gösterimlerine devam edilen Reşê Şevê, Kurmancî olarak benim tarafımdan yazılmış ve Mîrza Metîn tarafından yönetilmiştir. Oyunun teksti hem Kurmancî hem de Roşan Lezgîn’in çevirisi ile Kirmanckî (Zazakî) lehçelerinde Avesta yayınlarından bu yıl çıktı. Oyun Dramatik bir yapıya sahip olup, komedi öğeleri de taşımaktadır. Oyunda ilk defa Türkçe üstyazı kullanılmıştır ve sonrasında bu teknik diğer bütün oyunlarımızda da denenmiştir. Amaç seyirci profilini daha da genişletebilmek ve dil bahanesini ortadan kaldırabilmekti.
İkinci oyunumuz Cerb (Deney); dört denek mahkumun yaşadığı iktidar kavgasını Michel Foucault’un „Panoptikon“ kavramı üzerinden anlatan diyalogsuz-deneysel bir oyundur. Oyun, İstanbul ve Ankara’da birçok festivale konuk olmuş, 2010 X. LIONS TİYATRO ÖDÜLLERİ kapsamında sezonun En İyi Özgün Yeni Oyun dalında ödüle layık görüldü. Konsept ve yönetmenliği Mîrza Metîn’e aittir. Bu oyunla ilk defa Kürtçe bir oyun Kültür Bakanlığından ödenek almıştır. 
„Halkların Kardeşliği“ proje başlığıyla gerçekleştirdiğimiz Qeşmerên Apoletî (Apoletli Soytarılar) oyunumuz, bir performans niteliğinde olup birkaç kez gösterime sunulmuştur. Komedi ve oyunculuk biçimi olarak da grotesk bir yapıya sahip olan oyun, yeniden yorumlanmak üzere repertuar listesine eklenmiştir.
2010 yılında Palyaçonun Maceraları adlı bir çocuk oyunu yazdım. Rejisinin de bana ait olduğu oyun, sezon içerisinde birçok okulda çocuk izleyicileriyle buluşmuştur. Palyaço ve arkadaşının, Benekli Kediyle olan maceraları üzerine kurulu bir oyundur.
Bûka Lekî (Plastik Gelin), Sadık Hidayet’in Perde Arkasındaki Bebek öyküsünden esinlenilerek Mîrza tarafından yazıldı. İletişimsizlik, aynılaşma ve plastik hayatlar üzerine kurulu absürd kara komedi tadında bir oyundur.
Dîsko 5No’lu oyunumuz ise; toplumun belli bir kesimini rahatsız eden ve yıllardır yüzleşilmeyi bekleyen bir konuyu, Diyarbakır’daki 5 No’lu cezaevini anlatıyor. Bizi rahatsız eden bir konuydu ve bunu sahneye yansıtmaya çalıştık. Tabii ki derdimiz bir kapı aralamaktı çünkü bu vahşeti ne kadar çaba sarfetsek de tam olarak dile getirmek asla mümkün olmayacaktı. Zira orada yaşananlar insanlık dışı bir vahşetin göstergesiydi. Metni Mîrza’ya, yönetmenliği ise bana ait olan oyunumuz NTVmsnbc seçkisinde farklı tiyatro eleştirmenlerinden alınan verilere göre Yılın En İyi Beş Oyunu arasına seçildi.
Kardeşinin kemiklerini arayan bir kadının hikayesini anlatan sezonun son oyunu Antîgone 2012, Sophokles’in Antigone oyunundan feyz alarak günümüz Türkiye’sine uyarladığım yeni bir oyundur. Oyunun teksti ve rejisi bana ait. Böylelikle „Yüzleşme Oyunları“ olarak ortaya koyduğumuz Reşê Şevê, Dîsko 5No’lu ve Antîgone 2012 oyunlarını seyircimizle buluşturup bu üçlemeyi tamamlamış olacağız.
Önümüzde duran projeler arasında ise oyun yazma atölyemizin sonucunda oyuncularımızdan Alan Ciwan’ın yazdığı bir metin var. O metni oyunculuk atölyemizdeki iki yeni oyuncuyla çalışmaya başladık ve önümüzdeki tiyatro sezonunda sahnelemek üzere çalışmalarına başladık. Bunun yanısıra Diyarbakır Büyük Şehir Belediyesi ile ortak gerçekleştireceğimiz, Mîrza Metîn’in projelendirdiği JêrZemîn (YerAltı) adlı bir çalışmamız var. JêrZemîn, bir görünürlük projesidir; 1991-2011 yılları arasında Türkiye’de yapılmış Kürtçe oyun afişleri sergisi ve bu afişlerden oluşan ve oyunlara dair künye bilgilerinin ve istatistiki bilgilerin yer aldığı bir afiş albümü olacak. Bu sergi önce Diyarbakır’da, daha sonra da İstanbul’da görülebilecek. JêrZemîn’i mayıs ayında Diyarbakır’da gerçekleştirilecek Tiyatro Günlerine yetiştirmeyi planlıyoruz. Daha sonra ise bir turne gerçekleştirmek istiyoruz.
Grubun kuruluşundan sonra farklı sahnelerde seyircimizle buluşturduğumuz oyunlarımızı, yaklaşık 2 yıldır DestAR bileşenlerinin emekleri ve uzun uğraşları sonucu 2010 yılında Beyoğlu’nda açtığımız Şermola Performans sahnemizde seyircimizle buluşturuyoruz. Şermola, hemen hemen haftanın her günü farklı gruplara, performanslara ve oyunlara ev sahipliği yapan bir sahnedir. Biz de grup olarak her hafta, haftanın iki günü farklı oyunlarımızı seyircimizle paylaşıyoruz.
Oyuncunun kendisi, tiyatromuzun merkezini oluşturan önemli taşlardan biridir. Tiyatromuzda her yaz atölyeler gerçekleştiriyoruz. Ses, beden, oyunculuk, dans, oyun yazarlığı bu çalışmalardan bazıları. Bu atölyeler sonrasında, oyuna hizmet eden bütün biçemlerin sahne üzerinde vücut bulmasını sağlıyoruz. Grup olarak farklı deneyimleri paylaşabilmeyi, guruptaki her bireyi yaratım sürecine sevk edebilecek atmosferi oluşturabilmeyi, Kürt kültürünün kaynaklarından beslenmeye (masal, hikaye, mitoloji ve sözlü söylencelere) dair kaynakları toparlayabilmeyi, dünya tiyatrosunda neler olup bittiğine dair araştırmalar yapmayı ve bu çalışmaların sonucunda kendi teatral dilimizi yakalayabilmeyi önemsiyoruz.