Karşılarında ise Kürdistan mücadelesinin en önemli sivil figürlerinden biri ve hakiki bir kişilik olan Selahattin Demirtaş…
Kürtler onu, eğilip bükülmeyen kişiliği, yalın duruşu ve insan hak ve değerlerine bağlı inatçılığıyla pek sevdiler. Bu nitelikleriyle yasaklar kuşatmasına alınmış, ölüm çemberleri, yangınlardan fırlamış her Kürt için o, ailenin bir bireyi, "Silhedînê me" oldu. Ezgi Başaran’ın deyimiyle, Diyarbakırlı gençlerin sade ifadesiyle "Selo…"
Mazlum ve masum Kürdistan’ın avazı, ama hakikiliğiyle düşmanlarından bile saygı görendi. Ezgi Başaran’ın anlatımıyla, "yalnız gençlerin, ya da Kürtlerin değil, eğitimli Türklerin, hatta özgürlükçü CHP’lilerin de hayranlıkla dinlediği" bir kişilikti.
O şimdi Berfinler, yani halkının Cumhurbaşkanı adayıydı. Onu ve Berfinleri ben anlatmayacağım. Sözü, "ben Türküm" diyen dostlara bırakacağım.
Berfin ya da Berfinler mi? Berfi'nin portresini, Özgür Ülke gazetesinin altına dinamit yerleştirildiğinin ertesi günü, tek yapraklı olarak çıkabilen gazeteyi İstanbul’un orta yerinde dağıtarak çetenin sakıncalılar listesine adını yazdıran, unutulmaz "Atakürt" yazısıyla da işinden, ekmeğinden olmayı göze alan Ahmet Altan, yıllar önce yayımlanan bir yazısında, kendi anlatım biçiminin büyüsüyle çizmişti.
(Burada, bir parantez açmak istiyorum. Bugün yer yüzünde, Ortadoğu’da insanlığın gülen yüzü olarak beliren Kürtlerin bir başka özelliği de vefalı olmalarıdır. Fakat, "Kripto"lar, onların bu insani özelliklerini de aşındırmaya çalıştılar. Kürtlerin bir selama muhtaç oldukları dönemde, yetiştikleri ortam, aldıkları kültüre rağmen, ırkçı bütünsellikle tersleşip zıtlaşarak, vicdanların "hewar" sesi olan ve uyuyanları uyandırmaya çabalayan Ahmet Altan dahil, Kürtlere dost gibi görünen Kriptoların hücumuna uğradılar.)
Ve Ahmet Altan’ın Berfin portresi şöyle:
"Şakaklara doğru masumca dağılmış kaşları, bakışlarında hüzünle öfkenin karıştığı yeşil gözleri, küs dudakları, yalnız duruşu ile bir çocuğu anımsatıyor bu isim bana, bir de yamaçlara birikmiş karları, dağlardaki mor kayalıkları, ıssız mezraları ve ihanete uğramış insanları hatırlatıyor.
Bu ismi duyduğumda, ben bir Kürt oluyorum. Hırpalanan, horlanan, bela yıldırımlarıyla vurulan bir ırkın çocuğuyum. Kızıldeniz'i yaramayan bir Musa, çarmıhından inemeyen bir İsa, hicret edemeyen bir Muhammed'im.
Çaresizim. Öfkeliyim. Yalnızım. Bu ismi duyduğumda, ben bir Kürdüm. Kardelen çiçeği demek Berfin. Ben bu ismi duyduğumda, bir türküyüm, bir ağıdım, dağ başlarında bir kaval sesiyim. Boynu büküğüm biraz. Kederliyim.
Hep ihanete uğradım, hep hain ben oldum. Çocuklarımı öldürdüler, bana katil dediler. Evi yıkılan benim, sürgüne gönderilen benim, oğlunun ölü bedenini akşam vakti, bir kağnıyla getirilen benim. Ne şarkı söylettiler, ne ağlamama izin verdiler. Ben bir Kürdüm ve hep Kürtten başka bir şey olmamı istediler."
Cengiz Çandar, Selahattin Demirtaş’ın portresini çizdikten sonra, adaylığını, Kürtlerin Ortadoğu’da yükselen değer olarak, tarih sahnesine çıkmasıyla izah ediyor, öbür yanıyla AKP tarafından rehine alınamadıklarının ifadesi diye vurguluyordu.
Çandar, sözü Kürtlerin yükselişine getirerek şöyle diyordu:
"Selahaddin Eyyübi, Tayyip Erdoğan ile değil, ama adaşı Selahattin Demirtaş’ın temsil edeceği kimlikte, mirasçısını bulabilir."
(Kürt Selahaddin Eyyübi'yle savaşmış ve yenilmiş Avrupa, aradan 800 yıla yakın zaman geçmesine rağmen, hala, insani haklara olan adeletini destanlaştırıyor. Recep Tayyip ise ne ilgisi, alakası varsa, kendi icadıyla onu bile "ecdat" yapıyor.)
Her neyse, Türk burjuvazisi varsa eğer (burjuvalık çok paralı olmak değil, gerçek anlamda kültürel birikim, utanma duygusu ve vicdan sahibi olmak demektir) Hasan Cemal, Mustafa Kemal’den Atatürk çıkaran dünya görüşünün üç liderinden biri olan Cemal Paşa’nın torunu, yani TC’nin gerçek sahibi ve burjuvadır.
Hasan, son yazısında, Ezgi Başaran’ın "eğitimliler" dediği Türk burjuvazisinin vicdanı niteliğinde, "benim oyum, Demirtaş’a" diyordu. Öteki entelektüel Oya Baydar da öyle...
"Oyunun rengini Demirtaş'a" diye tarif eden bir başkası ise yandaşlıkla yemlenen beslemeler tarafından hain ilan ediliyordu.
Düne kadar "yok" olan Berfinlerin sesi Selahattin Demirtaş’ın, Türk vicdanlarınca da tepeye aday gösterilmesi, uyanmada bir dönüm noktasıydı.
Kürtlerin acılar sarmalı insanlık mücadelesi, boşa gitmemişti.
Berfin’in Cumhurbaşkanı adayı
TC’de, yeni Cumhurbaşkanını seçme hazırlığında, ancak "aman benim dümenim bozulmasın" cephesinin adayları, hakiki olmaktan uzak, yapaylıkla sarmal aynı dünya görüşünün ikiz kardeşleriydi.