Berfo Ana bir çığlık, sözleri bütün gözaltında kaybedilenler için çınlıyor kulaklarda. Kucağında oğlu Cemil’in fotoğrafı olsa da tüm kaybedilenlerin anası o, bütün kayıp anaları gibi. Diğer acılı analar gibi evladına kavuşmak için yanıp tutuşan, hayatı oraya kilitlenen...

Öylesine bir kilit ki; Berfo Ana (Kırbayır) son yıllarda pek az ve sadece Cemil’den konuşuyor, onu anlatıyor, devlete hesap soruyor… Siz ne sorarsanız sorun o sadece Cemil diyor. Belli ki takatinin son raddesinde ve sadece Cemil için direniyor ölüme nicedir.

Mektebi mezarı olmuş Cemil’in

Kah Başbakan’ın karşısında, kah Cemil’ine hem okul hem mezar olan Kars Eğitim Enstitüsü’nün önünde, kah Galatasaray Meydanı’nda haykırıyor Berfo Ana; “… Cemil’imi bana versinler. O kimseye kötülük etmedi. Sofradaki ekmeğini paylaştı. Herkesin derdine koştu… Öldü diyorlar. Bana cenazemi verecekler, bana cenazemi verecekler! Yoksa nasıl gideceğim buradan? Nasıl olacak?… Bana cevap verin! Bana cevap verin! Yanıyorum! Geriye kalanlar yanmasınlar, yanmasınlar!”
Bu kadar yanarken, Berfo Ana’nın yaşı 105 midir, yoksa oğlu Mikail’in dediği gibi daha mı fazladır ne önemi olabilir. Berfo Ana Osmanlı’nın son dönemine, Birinci Dünya Savaşı‘na, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna, isyanlara, sıkıyönetim dönemlerine tanıklık etmiş, ama o ille de Cemil’in anası... Son 32 yılı Cemil’ini aramakla geçirmiş. Cemil’in babası İsmail Kırbayır ise “Beni oğlumun yanına gömün” diyerek göçmüş bu dünyadan…

Kayıp hikayeleri yarım hayatlar diyarıdır

Kayıp hikayeleri depderinden yaralar insanı, bocalatır. Orada bitmeyen bir şey vardır çünkü. Otuz yıl, kırk yıl sonra bile geri gelecek diye açık bırakılan perdeler, değiştirilmeyen telefon numaraları, saklanan giysiler vardır, dahası yarım hayatlar diyarıdır bu hikayeler.
Berfo Ana da, Cemil’i gelir diye oturdukları evin kapısını kilitlememiş hiç, kilitletmemiş. Cemil gelip dışarıda kalmasın, geldiğinde ev hazır olsun diye hiçbir eşyasına el sürdürtmemiş. 31 yıl sonra etrafını otlar sarmış, çatısı yarı çökmüş, ama kapısı açık, Cemil’i beklemeye devam ediyor. Kardeşi Filiz o evin önünde, özlem yüklü bir hüzünle anlatıyor Cemil’i son görüşünü. “Sık sık karakola götürüp döver, bırakırlardı zaten. Yine o günlerin birinde, karakoldan bir cemse içinde çıkardılar. Ben ‘Ağabeyimi bırakın’ diye feryat ederken, O ‘Sen eve git, ben birazdan geleceğim’ dedi. Son gördüğümde arabanın arka camına iki eli ile yaslanmıştı... 31 yıldır dönmesini bekliyorum.”
Cemil’in sadece anası değil, kardeşleri, yeğenleri de bekliyorlar dönmesini. Sadece Berfo Ana’nın değil, kardeşlerinin evinde de Cemil’in siyah beyaz fotoğraflarına her duvarda özel bir yer ayrılmış. Onlara bakmadan, beklemeden, özlemeden geçen bir günleri yok…

12 Eylül karanlığı ve Berfo Ana’nın ocağı

Cemil bütün kaybedilenler gibi, ceberrut devlete, faşizme karşı durmuş. 24 yaşında genç bir öğretmen adayı olarak, gündelik sıradan bencil bir yaşamı seçmek varken eşit, özgür, kardeşçe bir gelecek ve insanca bir yaşam için mücadele demiş, inat etmiş, yılmamış bir devrimci. Bu yüzden işkence ve gözaltılar peşini bırakmamış. Sonunda da ağır işkencelerle katletmişler. Cemil’in ölüsü bile korkutmuş cellatlarını ki, firar etti diye bir yalan uydurup savcısı, polisi bu yalana sığınmışlar tam 31 yıl. 31 yıl sonra devlet itiraf etmek zorunda kaldı cinayeti, katiller zaten belliydi, ama Cemil halen kayıp…
12 Eylül 80 karanlığının bir gün sonrası çökmüş kara bulut Kırbayır ailesinin üzerine. Aslında önceden de huzurlu değillermiş ama 13 Eylül bir başka karanlığı getirmiş üstlerine. Cemil o gün Göle’de gözaltına alınmış son olarak. Ve gidiş o gidiş…

‘Firar etti’den ‘ben öldürdüm’e geçen 31 yıl

Hikaye bilindik ama sayfalar dolusu yazılabilecek etkileyici bir hikaye yine de. Bir bölümü Kars 9. Sıkıyönetim Kolordu Komutanlığı ve Kars Emniyet Müdürlüğü arasında geçen,  “bizde yok”tan “firar etti”ye uzayan, devletin 31 yıl sonra “ben öldürdüm” dediği bir hikaye bu.
31 yıl boyunca babasının, ağabeyinin tüm zorluklarına rağmen emniyet müdürlüğü, savcılık, hatta Kenan Evren’e kadar çıktıkları ama “firar etti”den öteye geçilemeyen bir hikaye.
Olayın takibinde ısrarcı davranan ve yetkililerle sık sık karşı karşıya gelen Mikail Kırbayır’ın, Cemil’in kaybedilmesinden sadece 6 gün sonra, sıkıyönetim kararı ile alelacele Konya’nın Karaman İlçesine 5 yıl zorunlu ikamet şartı ile sürgün edildiği bir hikaye.

Ortada bir cinayet vardı katiller de...

Cemil’in kaybedilmesinin ardından.
Cemil ile aynı tarihte sorguya götürülen ve sonrasında serbest bırakılan Cengiz Kaya, Çetin Aşule, Metin Aktaş ve Av. Abdurrahman Alaca’nın Mikail Kırbayır’a ulaşarak anlattıkları Cemil’in kaybedilmesi ve akıbeti hakkında önemli bilgileri veriyor: “Kars Emn. Md.nün Sorgu yeri olarak kullandığı Kars Eğitim Enstitüsü binasına Cemil ile birlikte ve gözleri bağlı olarak götürüldük. Cemil sorguya alındığında gelen seslerden, çok ağır işkence yapıldığını anladık. Bir ara Cemil’in “mide kanaması geçiriyorum” diye bağırdığını duyduk. Arkasından bir ses “sana bir şey olmaz” dedi ve işkence devam etti. Bir süre sonra, Cemil’in feryatları aniden kesildi. Hemen arkasından sorgumuza başlanmadan apar topar, Kars 9. Kolordu Komutanlığı gözetim evine geri gönderildik. Cemil’den bir daha haber alamadık. Ve “öldürüldüğünü düşünüyoruz.’’ Ve bu bilgiler savcılığa bildirilmiş olmasına rağmen yönünü değiştirmeden devam eden bir hikaye.  
Olayın tanıkları, Cemil Kırbayır’ı katleden polislerin adını bir bir açıkladıkları halde (Kemal (Bayram) Kartal, Mehmet Hayta, Kureyşin Tepedereli, Semih Güney ve “Köse” lakaplı soyadını öğrenemedikleri M. Ali isimli polis) “firar etti”den sapmayan bir hikaye…

Nihayet ‘ben öldürdüm’ dedirtti devlete

Ve bir gün, Berfo Ana’nın ısrarlı çabaları nihayet “sonuç” verdi. TBMM İnsan Hakları Komisyonu, 31 yıl sonra, Cemil’i devlet öldürdü dedi. Mezar? Mezarı yoktu, bilinmiyordu. İlgili savcılığa yapılan başvurulara rağmen halen mezarı bulunamadı Cemil’in.

Evren’e ‘Senin de ocağın sönsün’

Müdahil olarak kabul edildiği 12 Eylül davasının ikinci duruşmasında, Cemil kaybedildiğinde yazdığı mektuba “Oğlun firar etmiş, biz de arıyoruz” diye cevap vermiş olan Kenan Evren’e “Hiç mi utanmadın benim çocuğumu öldürürken? Senin de ocağın sönsün!” diye haykırdı olanca gücüyle…  

Berfo Ana 2012 ‘yılın annesi’

Mayıs 2012’de Şişli Belediyesi’nden “Yılın Annesi”, 2013’de Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV)’den “İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü”nü aldı Berfo Ana.

Ama ne fayda

Şimdilerde daha bir yorgun bedeni. Sadece Cemil’in bahsi heyecanlandırıyor onu. Ve bir tek vasiyeti var “Oğlumun mezarı bulunmadan, kemikleri verilmeden beni mezara koymayın” diyor…

Sonuç şimdilik malumu aşmıyorsa da

Sonuç şimdilik malumu aşmıyor. Cemil’i öldürenler belli ama Cemil’in mezarı sır, kemikleri kayıp. Devlet katilleri korumaya devam ediyor.
 Ancak yine de kazanımlar küçümsenemez ve devlete “ben öldürdüm” dedirtmek az şey sayılabilir mi?
Malumu tam bozabilmenin yolunu ise, kararlı ve ısrarlı mücadelesi ile bize Berfo Ana ve Cumartesi Anneleri gösteriyor.

GÜLSEREN YOLERİ