
21. yüzyılın ilk yılları, başta Ortadoğu olmak üzere dünyamızda her anlamda oldukça sıcak geçmektedir. Emperyalist yayılmacılık ve talan kültürü bütün hızıyla halkların yaşamına müdahale etmektedir. Erkek egemen sistemin tarihindeki bu en karanlık kesitte doğa ve insanlar ölümcül bir havayı soluyor. Çocuklar bile yaşam kaygısı taşıyor. Herkes bir şeyler yapılması gerektiğinin farkındadır. İlerici insanlık, dünyanın her yerinde süreci büyük bir dikkatle izlemekte, emperyalist pervasızlığın girişimlerine kendiliğinden ortak refleksler göstermektedir. Dünya imparatorluğu hayali, şimdiye dek yıkılmış, başarısızlığa uğramış bütün deneyimlere rağmen çağımız emperyalizmi tarafından tüm dünyayı karşısına alma pahasına gerçekleştirilmek isteniyor. Sınırsız sömürü projeleri, şiddet başta olmak üzere gayrimeşru tüm yollar “meşrulaştırılarak” ulusal devletleri aşıyor. Bedeli insanlığın laneti olsa da, emeğin ve özgürlüğün amansız tepkisiyle karşılaşacağını bilse de, global sömürü kavramı ezilenlerin gündemine oturuyor. Hırs ve rekabet demek olan egemen karakterin hiçbir hakkı gözetmeyeceği ve tüm küreyi kapsayan bir düzeni kaba güç temelinde oturtmaya çalışacağı anlaşılmaktadır.
Emperyalizmin seyri
Önümüzdeki on yılları belirleyecek bu süreçte gerçeğe yakın olmak, doğru bir strateji ve taktiğin uygulayıcısı olmak önemlidir. Bu süreci ilkel milliyetçilikle, klasik solculukla, şovenist politikalarla kazanmak isteyenler kötü kaybettiler. Ortadoğu’nun feodal yapılanmasında oluşan derin çatlakları, emperyalizmin denetiminde kurulacak yeni düzenin gerçek bir demokrasiyle doldurmayacağı bilinmektedir. Emperyalizm, erkek egemen sistemin en gelişkin biçimidir ve bu sistem karakteri gereği özgürlüğü, hak-hukuku dıştalar; özünden boşaltarak kendi çıkarlarına göre uyarlar. Mevcut durumda ise bu çatlakları demokrasi giysisi, ABD markalı yeni bir feodal oluşumla doldurmak, emperyalizmin çıkarlarına denk düşmektedir. Böylesi bir oluşumun Ortadoğu’nun ekmek-su kadar ihtiyaç duyduğu çağdaş demokratik kriterler temelinde bir yeniden yapılanmayı, rönesans-reformları değil, ilkel milliyetçi-şoven duyguları, çıkarları kışkırtarak yıllarca akacak kanın nedeni olabileceği görülmektedir.
Türkiye’de bir türlü gerçekleştirilmeyen demokratik açılımlar, demokrasiye taktik yaklaşımın sonucu olan oyalamacı, biçimsel, sahte tutumlar, kendi hukukunu bile çiğneyen yaptırımlar karşısında muhatabı bulunmayan, çürümeye terk edilen sorunlar da emperyalist konsepti tamamlayan oligarşik çabaların sonucudur. İmralı üzerindeki provokasyon tamamıyla Kürt-Türk şovenizmini canlandırmaya, demokrasi/barış sürecini sabote etmeye dönük rantçı bir politikadır. Türkiye demokrasisini komadan çıkarmayan günlük darbeler, krize dönüşen sosyal, siyasal, ekonomik sorunların nedenidir. Türkiye’de yaşayan halkların demokratik esaslarda birleşerek Ortadoğu’da öncü bir ülke olmanın koşulları bu kadar olgunlaşmışken, insanlarımızın yaşamını her geçen gün daha da zorlaştıracak uygulamalar içinde bulunanların başka türlü tanımlanması söz konusu olamaz. Anti-emperyalist bir taban üzerinde oluşan, iktidarlaşan AKP hükümetinin, kendi inançlarıyla çelişen, emperyalizmle örtüşen bir seyir izlediği açıktır ve bunun yol açacağı tehlikeler karşısında demokratik refleksleri güçlü, yani örgütlü kılmak kaçınılmazdır.
Teslim olmama çizgisi
Başkan Apo, şöyle değerlendiriyor: “İlkel Kürt milliyetçileri benim en az on kez imha edilmemi bekliyorlar. Türk milliyetçiliği ile Kürt milliyetçiliğini karşı karşıya getirecekler. Bu en az elli yıllık savaş demektir. Bunu önlemek istiyorum... Tonlarca Kürt milliyetçisi örgüt kurduracaklar. Tank, top, silah verecekler, donatacaklar onları, saldırtacaklar bunlar. Kürt’lere de, halklara da saldıracaklar. İşte KAN EMİCİ ÇİZGİ! Ben bunlara gidip teslim olmam. Beni de yanlarına çekmek istediler. Ama ben gitmedim. Beritan çizgisini esas aldım. Beritan diye bir kız vardı. Kürt feodallerine teslim olmamak için kendini uçurumdan attı. Ben Kürt ağa-şeyhlerine teslim olmam. Devletlerine de sığınmam. İlkelerime aykırı. Tek başına burada yaşarım. KDP ve YNK üzerimize gelirse Beritan çizgisini esas alır, direniriz. Silahlarımız tükenirse kendimizi uçurumdan atarız. İşte Beritan çizgisi budur. Milliyetçilik temelinde gelişecek Kuzey Irak oluşumu, Kürt’lerin yüz yıllık geleceğini de karartabilir. Cumhuriyet devrimci temelde kuruldu, ama daha sonra oligarşikleşti. Olası kukla Kürt devleti, Kürt’lerin demokrasi ve özgürlük emellerini ezer. Buna karşı bizimkilerin fırtına gibi esmesi lazım. Kürt’lerin demokrasi özlemlerini öldürebilirler. KUK gibi, Hizbullah gibi şeyler gelişebilir. Kürt’lerin başına bela olurlar. Bunları bilmek lazım. Devlet kurmalarına bir şey demiyorum, varsınlar devletlerini kursunlar. Ama biz demokrasi ve sosyalizm mücadelesinden vazgeçmeyiz. Beritan çizgisini boşuna söylemedim. Beritan çizgisi bir ilkedir. Kız niye kendini uçurumdan attı? Teslim olmamak için! Bu bir çizgidir.”
Hızlı ve inatçı bir yükseliş...
Başkan Apo böyle söylerken, sürecin getireceği olası tehlikeleri vurgulamakta, özgürlük cephesinin Beritan çizgisinde olması gerektiğine dikkat çekmektedir. İmralı‘nın soğuk duvarlarında sık sık yankılanan “Beritan” ismi, Kürt halkı için, insanlık için hangi mesajlarla yüklüdür? Israrla işaret edilen ve mutlaka takipçisi olunması istenen Beritan çizgisi neden özgürlüğün, onurun ve güzelliğin kendisidir? Onda temsil edilen değerlerin nasıl oluştuğu ve hangi koşullarda bir çizgiye dönüştüğü mutlaka anlaşılmalıdır. Çünkü demokrasi ve özgürlüğün en sade hali onun kişiliğinde, yaşamında görkemli bir biçimde gerçekleşmiş, bu değerler olmadan yaşanamayacağı, onun eyleminde ispatlanmıştır.
Beritan, hızlı ve inatçı bir yükseliştir. Kürdistan’ın parçalanmış, asimile edilmiş, kendine yabancılaşmış Dêrsim gerçeğinden kendiyle, halkıyla buluşmaya doğru tutkulu bir koşudur. Gerçekle ilk temasının ardından soluğu dağlarda almış; devrimciliği, mücadeleyi aşkla, coşkuyla, hesapsızca, kaygısızca yaşamıştır. Her anında mücadeleyi yaşamış, her nefesinde özgürlüğü tatmak istemiştir. Duygularında, düşüncelerinde ve ruhunda da yaşamında olduğu gibi fırtınalıdır. Kendi sözleriyle, “gerillada iddialıdır”. Güney savaşı öncesi Rubarok eyleminde çenesinin altından giren bir M-16 mermisi sol yanağında, dudaklarının hemen kıyısında küçük bir delik açar. Savaşmıştır, güzelleşmiştir ve mutludur. Eylem sırasında mevziden kaçan birinin verdiği bilgiyle tüm cihazlardan “Beritan” adı çağrılmaktadır. Beritan şehit düşmeden önce kahramanlaşan, cesaretiyle, karanlılığıyla, fedakarlığıyla arkadaşlarının kalbini kazanan bir gerçekliğin sahibidir. Bu eylem sonrası 92 Güney Savaşı başladığında yarası henüz tazedir.
Peşmergeyi ağlatan direniş
TC ve ilkel milliyetçi, işbirlikçi güçlerin ortak düzenlediği “Sandviç Operasyonu”, kuzey ve güneyden sıkıştırarak gerillayı ezmeyi hedeflemektedir. 40 gün süren savaşta gerilla kusursuz bir direniş sergiler. Yaşayanlar bilir: Ölümle yaşam arasındaki sınır inceldiğinde yaşam içgüdüsü inanılmaz bir biçimde canlanır. Büyük güç dengesizliği içindeki bir savaşta, ilkelerine, ütopyalarına her koşul altında bağlı kalabilmek, kişiliğin sağlamlığıyla mümkündür. Ve o, her şeyden önce bir kadındır. Cinsinin meşrulaşmış köleliğine duyduğu öfkeyle mücadeleye kilitlenmiştir. Sistemin en fazla tükettiği, teslim aldığı ve kullandığı kadının binlerce yıllık acısını taşımaktadır. Binlerce yıl önce kaybedilen özgürlük, tutkulu bir dirilişi onun kişiliğinde yaşamaktadır. Adı, dili yasaklı halkının kaderi ellerindedir. Katliamlara alışkın bu halkın gözlerinde artık umutsuzluğa, çaresizliğe dair hiçbir şey görmemek için yaşamını ortaya koymuştur. Beritan amansızdır. 92 sıcağında dağlarda ölüm, onun bakışlarında yiğitlik kol gezmektedir. Acılıdır, öfkelidir. İlkel milliyetçi ve şoven güçlerin kanlı ittifakı, bu kanın sebebidir. Kardeş kanı satarak karnını doyuran ilkel milliyetçi çizgi karşısında bazıları teslim olmayı tercih eder, bazıları direnişi.
Beritan, savaşın ön mevzilerinde cephe komutanıdır. Çember giderek daralmaktadır. Geri çekilme yapan arkadaşlarının savunmasını yaparken yaralanır. Mermisi kalmamıştır. Bir uçurum kenarındadır. Peşmergeler yaşam vaatleriyle yalvarmaktadır: “Teslim ol! Söz, bir şey yapmayacağız!” İçinde zerre kadar kuşku, ikircik olsa, özgürlüğünden küçük bir taviz vermeyi göze alsa, belki kabul edebilir. “Sizler Güney’den Kuzey devrimine saldırdınız. Düşmanla işbirliği yaptınız. Hainsiniz! Sizlere teslim olmam. Biji Serok Apo!” diye haykırır. Yavaşça uçuruma yanaşmaktadır. Peşmergeler inanmayarak bakar. Beritan, suya düşen çiçek gibi uçurumun maviliğine kendini bırakır. Herkes donmuştur. Derin bir sessizlik, silah seslerini bastırmıştır. Peşmergeler ağlamaktadır. Bazıları kız kardeşlerini vuran silahlarını kırarken, cehaletin karanlığını lanetlemektedir. Bazıları sonradan gerillaya katılır.
Tarihin akışı nasıl değişir?
Savaşın ortasında düşmanını dönüştüren, silahları kırdırtan ve özgürlük saflarında birleştiren Beritan çizgisi, asla güncelliğini kaybetmeyecek bir kapsamdadır. Onu anlamak, yaşam tercihinin gücünü, iddiasını hissetmek demektir. Kuşatılmışlıklar içinde kuşatılamayan bu ruh, kuşatılamayan düşüncenin ürünüdür. Kadının özünde gizli kalmış, sistemin dokunamadığı, yok edemediği tutkulu özlemlerin, çocuksu duyguların, saflığın, paylaşımcılığın çiçeklenişi, sistemin yarattığı bireyciliğin, yabancılaşmanın yenilgisidir. Özgür düşüncenin açığa çıkardığı kadın tarzında zirveleşen eylemdir. Vicdan ‘bir tutam bilinç’ ise, tercih o an ve her zaman keskindir. Başkan Apo, “Beritan benim ilkemdir. Beritan teslim olmamaktır. Bu kıza borçluyuz” derken, Beritan çizgisinin özgürlük mücadelesine kazandırdıklarından bahsetmektedir. Çünkü sistemin bir kadın tarafından vurulması, en yenilgili olanın, en fazla teslim alındığı sanılanın böyle direnişi çağların gericiliğini yıkan bir etki gücüne sahiptir.
Tarihin akışını değiştiren bireyler vardır. Bireyi birey yapan, tarihin akışına damgasını vuracak kadar etkili, güçlü yapan, amaca tavizsiz bağlılıktır. İsa’yı İsa yapan, çarmıha gerilirken bile amaçlarını, inançlarını inkar etmemesidir. Roma işbirlikçisi milliyetçi Yahudiliğe karşı verdiği mücadele, halkın dayanılmaz hale gelen yaşamsal sorunlarına çözüm içeren ideolojiden güç alarak çağlara taşmıştır. Beritan ise ilkel milliyetçi, işbirlikçi Kürtlüğe ve uluslararası gericiliğe karşı özgür yaşam iddiasından taviz vermeyerek, kadın eksenli 21. yüzyıl uygarlığının yapı taşlarından olmuştur. O mevzide kazanan kadın, kazanan insanlığı simgelemektedir. Artık büyümek isteyen kadın, olabildiğince büyümektedir.
Kürt kapanını parçalayan duruş
“İnsan toplulukları çok zayıfsa, önemli bir gelişme aşamasıyla yüzyüzeyseler, bireysel irade için bir gelişme ortamı ve potansiyeli var demektir. Birey neden çok büyümek zorundadır? Aslında bir toplum büyümek istiyor” diyen Başkan Apo, Beritan kimliğinde somutlaşan arayışlara açıklık getirmektedir. Çünkü onun kişiliğinde kadın çelişkisi ve ulus çelişkisi özgürlük temelinde çözüme gitmektedir. Toplumsal sorunlara kadın müdahalesi gerçekleşmekte, inanılması zor bir başarıyla kadın yeniden yaratılmaktadır. Hamal Kürtlük, en alttaki Kürtlük, işbirlikçi Kürtlük aşılmakta, reddedilmektedir. Onursuzluğa tavır alan kadın, Kürtler için onurlu bir yaşamın ancak Apo tarzıyla, felsefesiyle mümkün olacağını göstermektedir. Apo ile Kürt’ü ayıran politikalar bu eylemle etkisizleşmekte, Kürt’ün özgürlük tutkusu Kürt kadınında gücünü ispatlamakta ve yüzlerce genci saflara çeken bir büyüklük gerçekleşmektedir. Bu nedenle Beritan çizgisi, “Kürt kapanı” dediğimiz ucuz yaşamı, köle yaşamı, umutsuz, iddiasız, güvensiz yaşamı parçalayan bir gerçeklik olmuştur.
Umudu vursan, geriye kimse kalmaz...
Başkan Apo’nun dediği gibi, “Umudu vursan, geriye kimse kalmayabilir. Emperyalizmin giderek doruklaşan güç gösterisi sadece doğayı ve insanları değil, her şeyden önemlisi umudu vurmak istemektedir. Böyle bir anda umudu diri tutabilmek, emperyalizmin beyinlere kazımaya çalıştığı ‘aşılamaz, yenilemez’ bir güç olduğu yanılsaması karşısında özgürlüğün, emeğin, kardeşliğin, sevginin gücünü görebilmek ve yaşam alternatifini yaratmak gerçeğe yakın olmak demektir.”
Umudu büyütmek ve gerçekliğe dönüştürmek için büyük inat gerekiyorsa, Beritan kişiliği bunu ifade etmektedir.
Başkan Apo’nun, “Çok cesur bir eylem. Teorik yönden de güçlüdür. Sadece yurtseverlik, direnişçilikten kaynaklanmıyor. Önderliği anlamakta kararlı olan, bunun için her türlü kahramanca direnişi de sergileyebilecek tipler çıkabilir. Mesele takip ettiği tutumu yaşatabilmektir. Bu sonuçları çıkaran tutumun kendisidir. Bu, gelişmesini istediğimiz arkadaşların bir modeli, bir örneği oluyor.
O çizgi, halkın yüreğinde
“Gelişmekte kararlı, derinleşiyor, etkileyici sonuca varıyor” biçiminde tanımladığı Beritan kişiliğinde kararlaşma tam da bu süreci ve geleceği karşılamanın tutumu ve tavrıdır. Özellikle uluslararası gericilik ve bölge güçlerinin üzerinde hesap yaptığı ülkemizi ve geleceğimizi her zamankinden daha fazla savunmamız gereken bir anda, hem meşru savunmayı güçlü yapmak hem de bu mücadeleden en güçlü sonuçlarla çıkmanın büyük sorumluluğu, her türlü bireyci tutumlardan kurtulmamız için yeterli gerekçeyi oluşturuyor. Beritan çizgisi, bireyci, bencil, yüzeysel, kaygılı, mücadelesiz, tavırsız, kaderci, dar milliyetçi menfaatlere karşı bir duruştu. Bu duruş, insanlık için mücadele edebilecek her bireye büyük sorumluluklar yüklemektedir. Küçük düşüncelere, basit duygulara, güncel çıkarlara takılmadan yaşamanın yaşamı güzelleştireceğini, insanlar arasında sevgiyi geliştireceğini, paylaşmayı bilmenin en değerli davranış olduğunu, demokrasinin bu temelde halklar arasındaki kardeşliği, dayanışmayı ve güçlenmeyi getireceğini öğretmektedir. Global sömürü cephesine karşı emek ve özgürlük cephesini yaratmak, dünyamızda yükselen enternasyonalist ve hümaniter mücadeleye rengimizi katmak için Beritan çizgisine girmek, silahları kırdırtacak ve özgürce buluşacak bir demokrasi anlayışını güçlendirmek, giderek tüm küremizi onun coşkusuyla kucaklamak, geleceğimizi belirleyecektir.
‘92 25 Ekim’inden bu yana Beritan ismi Kürt gençlerinin dilinde bir özgürlük sembolü ise yeni doğmuş çocuklara onun adı veriliyorsa, analarımızın göğsü ondan bahsederken gururla kabarıyorsa, adına türküler söyleniyorsa, bu çizgi halkımızın yüreğine yerleşmiştir. O, herkesin aşkıdır. Öyleyse özgür yaşam gerçekleşmektedir.
PELŞÎN TOLHILDAN